Gündem:
BAYKAL, O KASETLE TUTSAK EDİLDİ!
YALÇIN KÜÇÜK: "BAYKAL, O KASETLE TUTSAK EDİLDİ!"

"Odatv’ye üç sorum var: Erdoğan Hiç Milletvekili Oldu Mu? Baykal Ne Zaman İhraç Edilecek? Filmleri Yoksa S.Uzun Mu Çekti?

Ben de kendimi çok önemsiyormuşum; her yazdığım kanun olur ve herkes okur sanıyordum. Çok çok yanıldığımı anladım ve artık derin üzüntülerle kavradım ki, büyük ve gerçekten değerli adliye muhabiri Toygun Atilla, büyük yazarımız Soner Yalçın, ki kendisiyle o kadar yakındık ki beni odatv davasında bir numara yaptılar, ve bir de en büyük istihbaratçımız Sabri Uzun beni hiç mi hiç okumuyorlar. Çok kötü çok kötü, halbuki büyük gazetecilerin çırak gazetecilere, “her yazısını mutlaka okuyacaksınız, çoğunda istihbarat var” dediklerini biliyordum.

Demek çaptan düşmüşüm, beni çıraklar bir yana artık ustalar dahi okumuyorlar; hele S.Yalçın mı, imtiyaz sahibi olduğu ve yakın zamanlarda, Türk “bbc” dediğim oda’ya, demek ve artık, bir göz dahi atmıyorlar. Halbuki ben, galiba oda’da iki defa bunu yazdım, bir defa Halk TV’de söyledim ve ansızın kovuldum, okumuyorlar.

Yazmış olduğum şudur: Deniz Baykal, malum kasetleri, bizzat ve şahsen, üstelik elden, 2002 yılı sonlarında, Tayyip Erdoğan’dan, bir lokantada, aldılar. Yazdığımın devamı şudur: Operasyon sırasında, Baykal, teslim oldular. Erdoğan, kanunlara ve anayasalara aykırı olarak, milletvekili yapıldılar. Hakikatte olmadılar. Bir kanunsuz milletvekilidir. Türünün ilkidir. Başlıyorum. 

SONER YALÇIN’LA BİZ ORTAĞIZ DEMİŞTİM, SAVCILAR ÇOK CİDDİYE ALDILAR

Ben bir kez, Soner Yalçın ile “biz ortağız” demiştim, bilgilerimizi ve araştırmaları ayırmayız anlamında; Silivri’de savcılar çok ciddiye aldılar. Beni essahtan Oda’nın sahibi, hiç olmazsa ortağı saydılar. Bazen adımızı ve bazen kitaplarımızı da karıştırıyorlar, karıştıranlar çokturlar ve şimdi tekrarlıyorum, “Caligula” benim kitabımdır; isim hakkı bana aittir ve ilk baskısı “Mart 2007” tarihlidir. Ve bana ait “Caligula” kitabının, ilk baskısının 163 numaralı sayfasındaki koca başlık, “Erdoğan Milletvekili mi” şeklindedir. 

Devamla, Soner Yalçın izin verirlerse, Erdoğan’ın şu anda da cumhurbaşkanı olmadıkları kanaatindeyim, çünkü dört yıllık yüksek öğrenim kağıdı ibraz edemediler. Öyleyse olamazlar, bu bir. İkincisi, Yalçın’ın müsaadeleri olursa, yedek subay üniformasıyla gören olmamıştır. Belki üniformasını saklamıştır ve belki de çürük çıkmıştır. Olamazlar ve sonu iyi görünmemektedir. İşlerimiz zordur. 

O KASETLERİ GÖRDÜĞÜ ANDA BAYKAL TUTSAK DÜŞMÜŞTÜR

Yalnız okunmaz bir adem olsam da müdebbir sayılmam gereklidir, malum kasetleri şahsen gördüğü anda tutsak düştüğünü ve derhal, anayasa ve diğer yasaları çiğneyerek Erdoğan’ı parlamentoya çıkardığını, “Çıkış” kitabına koymuş bulunuyorum. İşte bu “Çıkış” kitabı çıktıktan bir gün sonra, 9 Ocak 2015 tarihinde, Soner Yalçın’ın “Erdoğan’a Başbakanlık Yolunu Seks Kaseti mi Açtı” ser levhalı makalesi, Sözcü’de çıkmıştır. Ve bu müthiş bir iştir. 

*** 

Güzel, geçerken, iki haber vermek istiyorum. Bir, “Odatv Davası” Halk TV’nin Soner Yalçın ve Hakan Aygün’e, satış görüşmeleri sırasında açılmıştı; Soner ve Hakan’ın, Halk TV’yi alarak büyük ve muhalif bir televizyon çıkarmaya soyundukları bir zamandaydık. On beş tanınmış televizyoncu, Nuray Mert bunlar arasındadır, seçmişlerdir; Hakan, bana, “Sen de varsın” demişse de, Soner müdebbir davranmış, beni almamıştır. Tayyip Erdoğan çok ürkmüş ve Beşiktaş mahkemelerini harekete geçirmiştir. Hep tutukladılar ve ben bir tutuklanmış bir bırakılmıştım, “kambersiz olmaz” dediler, tekrar tıktılar. 

*** 

Peki, Halk TV’nin sahibi mi, adı, Deniz Baykal’dır. Uzun ve sert görüşmelerden sonra Baykal, satmamıştır. İki nedeni olabilir,

a.) Muhalif televizyon istememiştir.
b.) O zaman bilmiyorduk, ben henüz yazmamıştım, belki hala tutsaktır, Erdoğan’dan korkmuştur.

Buradaki (a) ve (b) şıkları aynı kapıya çıkarlar; eninde-sonunda akepe’yi korumaktadır. Doğru, akepe’ye hükümet verildiğinden bu yana, cehepe’de temel çizgi akepe’yi korumaya dayanmaktadır. Kılıçdaroğlu, aynı yolun yolcusudur; bir farkla, üstelik Gülen tarafındandır. İşini, Cumhuriyet kurucusu partiyi tasfiyeye kadar götürmeye vardığını görüyoruz. 

Baykal’ın artık içinden “keşke satsaydım” dediğini düşünebiliriz. Çünkü Soner’in elinde olsaydı, bu yazıyı yazmazdı, düşünmüştür; Aydın Doğan Holding’in, Uzun’u kırptığını görmüş durumdayız. Çok acı, hem kırpmışlar ve hem de Toygun Attila’ya kıymışlar; aynı gün, 9 Ocak 2015, Hürriyet’te resmi var. Ne büyük haber, nerede ise tam sayfa, Sabri Uzun, “Baykal’a Komplonun Kitabını Yazdı” haberi var. Utanç vericidir, aynı gün, Sözcü’de Soner var. Toygun, Baykal’a komployu, eskimiş kapak tadında, haber bilmekte ve tabir uygunsa, Baykal’ın komplo ya da ihanetini saymamaktadır. Şimdiki gazeteciler pek harikadırlar. 

O KAYITLARIN YAYINLANMADAN ÖNCE BAYKAL’A VERİLDİĞİNE İNANIYORUM

“Ben, kendisiyle ilgili kayıtların, yayınlanmadan önce Baykal’a verildiğine inanıyorum.” 

Uzun’un kitabında yazılıdır ve burada, “ben” Uzun’dur. Uzun, Baykal-Erdoğan görüşmesinden önce, kasetlerin, güvenilir bir şekilde Baykal’a ulaştırıldığını ileri sürülüyor ki, doğru olma ihtimali yüksektir. Benim yazımımda bu nokta eksikti; ancak ben de bir zorlama olmadan, seçimden dört ay sonra böyle bir gizli toplantıyı düşünemeyiz, demiştim. Aynı yerdeyiz ve demek benim kaynaklarım ve belki de aklım mükemmeldir. 

Tam Orta Çağ dönemindeyiz ve böyle bir toplantı, cehepe’nin tutsak düşmesiyle sonuçlanan inanılmaz saray hilesinden, 2007 yılında Zülfü Livaneli’nin açıklamasına kadar hiç haberimiz yoktu. Livaneli büyük hizmet yaptı ve bu saray buluşmasını açıkladı; ben, üzerinden yürüdüm. Şu anda vardığım yer hem bir devlet yıkışıdır ve hem de büyük bir trajedidir. Yürüyoruz. 

*** 

Yürüdüğümüz yolda, bir devletin yeniden kuruluşu da var. Görüyoruz. 

*** 

Baykal, geçen yılın sonunda, Hürriyet’e gönderdiği bir açıklamada, “Erdoğan’a karşı darbe hazırlıkları vardı, bunu konuşmak için gittim,” diyordu. Ergenekon’un avukatlığından darbe habercisine iniyordu. Bu, gizli yemekteki tutsak düşme ve anlaşmaları deşifre etmemden sonradır. Şimdi susuyor. 

*** 

“Deniz Baykal’ı, 22 Şubat 2003 günü, Cemaat’e bağlı Samanyolu Televizyonu’nun Ankara temsilcisi Haluk Örgün, İstanbul Beylerbeyi’nden Seaport Restaurant’ta düzenlediği yemekte, AK Parti Genel Başkanı, henüz milletvekili seçilmemişti, Recep Tayyip Erdoğan’la buluşturmuştu.” 

*** 

Bu paragraf Uzun’undur, Haluk Örgün adı deşifre olmuştu. Örgün, matbuata konuştu, Erdoğan’ın komşusu olduğunu söylemişti; ben de çok büyük ihtimalle “mit” mensubu olduğunu eklemiştim. Tabii bir ara Gülen’e çalışması, “mit” mensubu olmasına engel değil, Saygı Öztürk de Rahmi Turhan’ın yanındadır. Tv ve gazeteler, mit’in ikinci adresidirler. 

Peki Uzun mu, kendisini gizlemek ihtiyacındadır. Buradayız ve devam ediyorum. 

Uzun, aşk yuvalarının keşfini ve filminin çekimini polislere yaptırırken, böyle bir Orta Çağ irtibatını “samanyolu” şefine veriyor ki inandırıcı bulmuyorum. Erdoğan, böyle bir adam değildir; çok tedbir ve koruma istediğini biliyoruz. Bu yeni ve binlerce odalı konaklarda, “yabancı” bir tek kimsenin dahi olmadığından da emin olabiliyoruz. Valets de Chambre dahi yenidirler; “taharri” demek istiyorum. O kadar öyle ki, Erdoğan-Baykal yalnız konuşmuşlar ve garsonluğu H.Örgün yapmıştır. Sanıldığının aksine ürkektir. 

TÜRK TARİHİNİN EN BÜYÜK OPERASYONU

Hürriyet’teki haberden hep birlikte utanmamız gerekmektedir. Türk tarihinin belki de en büyük politik operasyonudur. Bir muhalefet lideri, esir alınmaktadır ve zorlanmıştır; yıllarca, kanunsuz olarak başbakanlığa çıkartılan birisinin emirlerini yerine getirmektedir. Bir James Bond ya da Orta Çağ filminde benzerini bulamayız. Ve bütün bunlar varken, Hürriyet, sadece, evlere gizlice nasıl girilir, yatak odalarının filmini çekme yöntemleri nelerdir, kim nerde neyi bekler, Çilingir Hasan Efendi eyi midir, bunları yazmaktadır. Toygun Bey adına yüzüm kızarmıştır; yemek dahi geçmemektedir. 

Toygun Atilla’yı çok önemli bir gazeteci olarak tanıyordum, tutsak düşürülmüştür. Yazık ki düşürülmüştür, pek üzülüyorum. 

*** 

Bir, bu tutsak yemeğin tarihini bilmiyorduk; yılından dahi emin değildik. Uzun, “22 Şubat 2003” demektedir. Ve demek ki, Uzun çok bilmektedir.

İki, bu, demokrasi’yi tutsak alan yemeğin yerini bilmiyorduk; Uzun, bilmektedir ve nasıl biliyor, bilemiyoruz.

Üç, Erdoğan için “henüz milletvekili seçilmemiştir” diyor ki, yemekten sonra olduğunu söylemek yerindedir. Çok bilen ve çok konuşan, bir istihbaratçı ile karşı karşıyayız.     

*** 

Toygun Bey, Uzun’un şu sözlerini aktarıyor: ”Bütün bu olayların Deniz Baykal’ın gizli görüntüleri ile alakasını ise aldığım bir duyum sonucu kurdum.” Ne müthiş “duyum” ve çok doygun bir “kurum” diyorum. Ve bir duyum almış; sonra lokantayı, tarihi, adamları ve hepsini kurmuş. Güzel, çok güzel bir masal uydurmuş ve Toygun’u ve Soner’i bilmem, buna ancak tutsaklar ve bir de Erdoğancılar inanırlar, ben tutsak değilim. İnanamıyoruuuum. 

*** 

Soner Yalçın’ın yazısından üç tarih aktarıyorum; 27 Haziran 1997, 14 Haziran 2001, 12 Haziran 2003.

Bunlar, Uzun’un Emniyet Genel Müdürlüğü, İstihbarat Daire Başkanı olduğu tarihlerdir. Demek ki, Erdoğan’ın ve akepe’nin ilk istihbarat daire başkanı Sabri Uzun’dur ve bu sırada İçişleri Bakanı’nın Abdülkadir Aksu olduğunu biliyoruz. Aksu, uzun yıllar İçişleri’nde çalışmıştır. Valilik yaptı, emniyeti bilir, istihbaratçıları tanır, bu atamanın bilerek yapıldığını düşünmek zorundayız.

Şöyle de söyleyebiliriz, Ecevit Hükümeti’nin istihbaratçısının akepe’nin istihbaratçısı olmasını, ancak bir ödüllendirme sayabiliriz. Kaldı ki Baykal filmlerinin bir kısmının eski tarihli oldukları da bilinmektedir. O halde Uzun, baştan sona bu işin içinde ve başında olabilir; yapmıştır, terfi etmiştir, sonradan iki hizipten birisi olmuştur. Uzun, kendi marifetini masallaştırmıştır; benim inanmamı kimse beklememelidir. İnanamıyooruuuum. 

BAYKAL BU İŞİN ERDOĞAN’IN ELİ MAHSÜLÜ OLDUĞUNDAN HİÇ KUŞKULANMADI

Sabri Uzun’un, Erdoğan’ın kağıtlarını ortaya döktüğünden kuşku duyamayız. Susmuş susmuş, Karslı-Dilipak ifşaatından sonra, benim, kaseti, 2002 sonu ya da 2003 başında bir lokantada Erdoğan’ın Baykal’a bizzat gösterdiğini, tekraren, yazmam üzerine, kalem kağıdı eline almıştır. Bu, bir ve ikincisi, bunu Türkiye’de sadece Uzun’un bildiğini düşünmek zorunda değiliz. Üçüncüsü, Baykal, bu işin, Erdoğan’ın eli mahsulü olduğundan hiç kuşkulanmamış ve hep tekrarlamıştır. Uzun, Erdoğan’ın bütün günahları için bulduğu günah keçisini oynatmaktadır. Uzun, bir memurdur. Kilo almıştır ve görüyoruz. 

*** 

Peki tekrar edebilir miyim, “Allah’a şirk ve Devlet’e paralel olmaz”; başından beri bunu söylüyorum. Artık Tüsiad, bunu, öğrenmiştir ve şimdiki Tüsiad başkanı, Sabancı’ların damadı, Haluk Dinçer Bey, önceki basın toplantısındaki “parelel devlet görmüyorum” sözünü, yakın zamanda tekrarlarken, Hürriyet, 11 Ocak 2015, “Erkut Bey’in 18 Eylül’deki yik toplantısındaki söylediği söze yüzde yüz imzamı atarım” diyordu ve burada tüsiad başkanlarından Erkut Yücaoğlu’ndan söz ediyor, “tabii ki bir devlet kendi içinde paralel devlete izin vermez” şeklinde konuşuyordu; doğrudur ve “devlet” gördüğü yerde ve gördüğü anda “başını ezer”, gecikmeyi düşünemeyiz. Bir daha ifade etmek durumundayım: İslam’da Allah’a şirk, devlet kuramında, “paralel devlet” yoktur. Var diyenler ya kendilerini avutuyorlar ya da Erdoğan’ı çok seviyorlar. 

Güzel, herhalde Erdoğan’ın Gülen’i ve tarikatını yeni duyduğunu ileri sürmüyoruz; ne yaptılarsa, akepe ve Erdoğan için yaptılar. Şimdi, Erdoğan, yaptıklarının hepsine bir sorumlu bulmak istiyor; Erdoğancılar, Gülenciler’e işaret ediyorlar. Sanki taşeron aldılar ve şimdi boşuyorlar; Uzun, buradadır ve artçı atışları yapmaktadır. 

BAYKAL’A CUMHURBAŞKANLIĞI VAAT EDİLDİĞİNİ İK ÖNCE BEN YAZDIM

Artık “güneş balçıkla sıvanmaz” noktasına gelmiş durumdadır; Deniz Baykal “vurdumduymaz” halini terk ile, Uzun’u provokasyon yapmakla suçluyor, ben de ciddi olmaya ve kendisini daha perişan etmemeye çağırıyorum, eski arkadaşız.

Güzel, peki Erdoğan’ın pek muteber gazetecilerinden A. Dilipak, çok yakın bir zaman da, ezcümle, “bir de Baykal’ın cumhurbaşkanlığı ortaya atıldı” demişti, uydurdu mu; o günleri hatırlaması gereklidir.

Peki bunu kim ortaya attı; doğru, bu dünyada, Baykal’a cumhurbaşkanlığı vaat edildiğini ilk önce ben yazdım.

Uzun, malum yemeğin tarihini de açıkladı, 22 Şubat 2003, ve bu yemekte, filmlerin izlenmesinin yarattığı sert hava aşıldıktan sonra, Baykal, Erdoğan’ı başbakan yapmayı ve Erdoğan, Baykal’ı cumhurbaşkanlığına çıkarmayı, karşılıklı olarak taahhüt ile kabul ettiler.

Buluşmanın maksadı bu idi ve Erdoğan bir elma şekeri ile tatlılaştırdı, cumhurbaşkanlığı projesini ortaya atıverdi; demek, Baykal’ın cumhurbaşkanlığını ortaya atan Erdoğan’dır.

Baykal’ın, bir süre, politikacı şapkasını çıkarıp bir devlet başkanı olarak hareket ettiğini ise hatırlıyoruz; 2007 günlerindeydik, Erdoğan için, “göreceksiniz aday olmayacak” haberlerini sürekli veriyordu. Kesin bilgisi var. Biraz erken olsa da, kendisi cumhurbaşkanı, Erdoğan başbakanıdır. 

Yanına o zamanlar mutemedi olan Gürsel Tekin’i alıp her gördüğü kara çarşaflı kadına bir altı ok rozeti taktığı zamanlardan söz ediyorum. Ülkeyi bir de ikiye bölmüşlerdi: köktendindar Kürt Doğu ve laik Batı; Baykal, kara çarşaflıların ve cumhurbaşkanı da olacaktı, hazırdır. 

*** 

Peki neden ve nasıl bozuldu; Dilipak’ın bu konuda söyledikleri sadece tahrifattır. Şimdi de bu hükümette Gülen’e en yakın olan Arınç’tır, o kadar öyle ki eşleri Münevver Hanım’ın Gülen’e yapılan muameleye çok üzüldüğü için evi terk dahi ettiği rivayet ediliyormuş ki ihtimal vermiyorum.

Ancak, 2007 seçimleri sırasında Bülent Arınç’ın Erdoğan’a, “eğer aday olmazsanız, ben mutlaka çıkarım” dediğini biliyorum.

Bu durumda, Erdoğan zor durumda kalmıştı ve Arınç’ın tehdidini ciddiye alarak, ehven-i şer saydığı Abdullah Gül’ü ileri sürmüştü; Gül, Gülen’in başından beri istediğidir.

Aydın Doğan ise, çok fevri bulduğu Erdoğan’ı pasif olduğunu düşündüğü cumhurbaşkanlığı makamına ve Gül’ü Başbakanlık’a istiyordu.

Güzel, 2007 yılında, Aydın Doğan, Erdoğan, Baykal kaybettiler ve Gülen ile Gül kazandılar. Manipülatör, Arınç idi, hâlâ aynı roldedir. 

*** 

Deniz Baykal benim arkadaşımdır; 27 Mayıs Devrimi’nin hazırlanışında önemli katkıları vardır.

Ankara Hukuk Fakültesi’nde okuyordu ve ben Siyasal Bilgiler’de idim; öğretmeninin kızı ve sonra eşi Olcay, benim sınıf arkadaşımdır.

Mülkiye’de öğrencilik, lise benzeridir, yakındır ve ben bütün bunları, neden mi yazıyorum; arkadaşımdır, Deniz’e yardımcı olmak için de çıkardım.

Gideceği tek yol var, bu, her gün Deniz Baykal’ı daha da perişan eden yoldan vazgeçmelidir, Uzun’un, bir tür, Erdoğan’ın yazısı da sayabiliriz, işaretlerini fırsat bilmeli, meşum yoldan dönmelidir.

İtiraf etmelidir.

Ortadaki tükenmiş bir Deniz Baykal’dır, tutsak düşmüştür; kurucu Parti, CHP’yi de tutsak vermiştir.

Partiyi bir de Gülen’in müridi ve Kemal Derviş’in din kardeşi Kemal Kılıçdaroğlu’na bırakmıştır.

İhaneti büyüktür; Uzun’un yazdıklarını fırsat bilmeli, itiraf etmeli, politikayı bırakmalıdır; aksi halde ihracı yakındır.

Çok yakındır. Buradan çıkamaz, yolu uzun saysa da artık kurtuluşunu göremiyorum. Tek yol, itiraf’tır. 

*** 

Bir daha yazıyorum, ya ben bunları maddeye dayanarak yazdım, ya da bunları bana Deniz Baykal’ın derisinin hemen içinden bildirdiler. Hangisi, susuyorum. Ama artık Deniz Baykal’ın inkarcılığı sürdürmesi imkansızdır. Görüyorum. 

HÜRRİYET’E GÜVENİLMEMELİDİR

Toygun Atilla, Hürriyet’te, utanılacak yazılar yazmaktadır.

Yalnız, hatırlatıyorum, Adnan Menderes, Vehbi Koç’a baskı yapmıştı, CHP üyeliğinden ayrılmak zorunda kaldılar.

İsmet İnönü’nün o sırada bir haberi var, “Vehbi Bey’i koruyunuz”; bu utançlı yerde Toygun Bey’i koruruz. Gücümüz var, ayrıca “ahlak ve doğru”, bizim dilimizdedir. Ve yakınındakilerden ise çok uzaktadır. 

Hürriyet’e bakmamalı ve güvenmemelidir. Biz varız ve her zaman Aydın Doğan’dan daha güçlüyüz. 

*** 

Baykal’ın hukuk bilgisi çok zayıftır, devam ediyorum ve notlarının, Ankara Hukuk’ta asistan olamayacak kadar düşük olduğunu ekliyorum.

Nermin Abadan’ın, Hocamız, düşkünlere el atan bir yanı vardı, önce doktora öğrencisi yaptı, iyi notlar verdi ve sonra asistan aldılar.

Ne güzeldi, bize, sanayi sosyolojisi derslerini çevirmeye geliyordu; Yavuz Abadan Hocamız için “Hocam ve Kocam Yavuz Abadan” derdi, çok hoşlanırdık.

Yavuz Hocamız’ı erken kaybettik. 

Deniz’in hem bilgisi az ve hem de hukuka saygısı yoktur.

“Caligula” kitabımda, s.163 ve 164’te işaretler bulunuyor: O sırada Danıştay Başkanı Nuri Alan, Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu üstadlarımızdılar; hukuk usüldür ve her ikisi de, “bir seçim iptal ediliyor ve yenileniyorsa, o seçime, sadece, iptal olan seçime girmiş olanlar girebilirler, bu nedenle Erdoğan’ın Siirt seçimine girmeleri imkansızdır,” dediler, yazdılar.

O zaman, bu işlerde en yetkili en büyük iki hukukçu böyle söylediler ve Deniz Baykal’ın hukuka hiç bir saygısı olmadığını gösteriyordu.

Hedonizmin saldığı korkular ve elmalı şeker’in ağızlarda yaptığı hoş gevişler, cumhurbaşkanlığı postu, aklını başından almıştı ve artık Baykal bir hukuksuz adamdır.

Cumhuriyet’i çökertmesinin tarihine başlıyorum. 

*** 

Bunları reddetmek, sadece ve sadece, Erdoğan’ı korumaktır. 

İtiraf ettiği zaman artık Erdoğan yoktur. 

*** 

Ayrıca hiç bir şekilde, usulüne göre cumhurbaşkanı değildir. 

*** 

Olmayanı cumhurbaşkanı saymakta, Orgeneral Özel ile Orgeneral Akar baş sorumludurlar. Kasalarında bilgiler var ve saklayamazlar. Peşini bırakmayız. 

*** 

Gülen’in müridi ve Kemal Derviş’in din kardeşi, Kemal Karabulut Kılıçdaroğlu’nu, yerine bırakmada asıl sorumluluk ise, Aydın Doğan ile Mustafa Özyürek’e aittir; Özyürek’gillerin yazımı, Çıkış’ın ikinci kitabına kaldı, yer sorunumuz oluyor.

Bu gilller’de, bir de, Marc David Baer de var, yahudidir; Princeton’da “The Dönme” kitabını yazmıştı, Aydın Doğan, “Selanikli Dönmeler” olarak Türkçesini yayınladı, Mustafa’nın damadıdırlar. Peki, bir rolü var mı, göreceğiz.

Kılıçdaroğlu bir likiditatördür; Cumhuriyet’in kurucu partisini tasfiye edendir, demek istiyorum. 

*** 

Deniz Baykal artık bu trajediyi bırakmalıdır. İtiraf etmeli ve köşesine çekilmelidir. Bekliyoruz. 

Karabulut Kılıçdaroğlu’nun yeri Gülen’in yanıdır. Cezai sorumlulukları ayrı; yeri, Fethullah Hoca’nın sekreteriliğidir, “gel-git” işlerine uygun buluyorum. Daha güvenli olduğunu düşünüyorum ve tavsiye ediyorum. 

*** 

The End of Erdogan. 

***

The End of AKP. 

*** 

Tutanlar tutsak olurlar. 

*** 

Bitirmeyenler, biterler. 

*** 

Toygun Atilla ve Soner Yalçın Dostlarımız, beni ihmal etmeyiniz, lütfen, çok zarardide olursunuz. Okuyunuz, yükselirsiniz. 

*** 

Copernicus, “Revolution” kitabına bir ek koymuştu, “ciddiye almayınız” dediler. Doğru değildir, eklediler. Ben de “şaka yaptım” diyorum. İçinde sadece şaka kadar doğrular var. Belki yine de yeterlidir. Ekliyorum."

YALÇIN KÜÇÜK
Odatv.com


Haber Habere
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner80

banner87

BU, TÜRKİYEMİZ İÇİN BÜYÜK BİR UTANÇ...
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, eğitim kurumlarında mescit bulunması şartı getirilen yönetmeliğin...

Haberi Oku