Gündem:
KULKULOĞLU BİR GÜN KONUŞURSA KILIÇDAROĞLU O KOLTUKTA DURAMAZ!
KULKULOĞLU BİR GÜN KONUŞURSA KILIÇDAROĞLU O KOLTUKTA DURAMAZ!

CHP Kayseri Milletvekili Şevki Kulkuloğlu, Cemaat'le ilgili yazdığı "İn" kitabıyla gündeme gelen Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı Sabri Uzun'un 2010 yılında Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüğünü açıklamıştı. Kulkuloğlu, o görüşmede Hanefi Avcı'nın avukatı olan Fidel Okan'ın da Cemaat'in Türkiye'deki 52 kurum içindeki imam yapılanması hakkında detaylı bilgi verdiğini söylemişti.

CHP lideri Kılıçdaroğlu ile Cemaat hakkında görüşen Avukat Fidel Okan o görüşmeyi sosyal medya hesabında ayrıntılandırdı. Kılıçdaroğlu ile görüşmesinde neler yaşandığını "Önce sizi 5 yıl öncesine götürerek ilk kez açıklayacağım bazı bilgileri paylaşmak istiyorum" diyerek aktardı.

'KILIÇDAROĞLU’NA GÜVENMİŞTİM'

Avukat Fidel Okan şunları yazdı:

"O dönem Cemaate karşı bir duruş sergileme noktasında olan Kılıçdaroğlu ile bir dizi görüşmeler yaptım. Bu görüşmelerin tamamında, CHP milletvekili Şevki Kulkuloğlu’da bulundu. Kılıçdaroğlu’na, Cemaatin devlet kurumlarını fiilen ele geçirdiğini, özellikle Emniyet ve Yargı da ki elemanları vasıtası ile çok büyük bir güç haline geldiğini detayları ile anlattım. Cemaatin imam yapılanmasını ve işleyişini, hangi kurumlarda ne kadar etkin olduklarını tek tek ifade ettim. Kılıçdaroğlu’na güvenmiştim. Güvenmek zorundaydım. Ben CHP’li olmamama, hatta tam tersi siyasi görüş olan, AK Partiye yakın olamama rağmen, Devleti fiilen Cemaate teslim etmiş olmaları nedeniyle zorunlu bir işbirliği içerisindeydik. Onlarda bunu bilip saygı duydular. Ancak ne olduysa çok kısa bir süre içerisinde oldu. Her şey tersine döndü. Kılıçdaroğlu daha o dönemde 360 derece dönüş yaptı. Bu dönüşün nedenlerini öğrendim. Ayrıntıları ile KULKULOĞLU yakın zamanda son ziyaretinde bana anlattı. Ancak Partisine ihanet eden adam olmamak için kamuoyu ile paylaşamayacağını söyledi. Anlattığı şeyler CHP’nin kaldırabileceği şeyler değil. Bende kalması konusunda sözümü aldığı için detaylara girmiyorum. Ancak bir gün konuşursa Kılıçdaroğlu’nun o koltukta duramayacağını iyi biliyorum."

İşte Avukat Fidel Okan'ın yazısının tam metni:

KILIÇDAROĞLU’NA GÜVENELİM Mİ?

Türkiye’de kaç kişi farkında bilmiyorum ama, 7 Haziran seçimlerinin sonucu, Paralel Yapı ile yürütülen mücadeleyi doğrudan etkileyecek. Uzun yıllardır devlet içinde çöreklenen, özellikle Yargı ve Emniyet Teşkilatı içerisinde oldukça güçlenen örgüt, Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü iradesi sayesinde ilk kez gerileme dönemine girdi. Devlet içerisinde devlet olan bu illegal yapı, aldığı darbelerin etkisi ile strateji değişikliğine giderek enerjisinin büyük bölümünü seçim sürecine ayırmaya başladı. Örgütün ilk hedefinin, Ak Parti Hükümetini tek başına iktidar koltuğundan etmek veya iktidarın sayısal çoğunluğunu geriletmek suretiyle güçsüz bir iktidar yaratarak , kendisine karşı yürütülen mücadelenin azmini kırıp yeniden yükselişe geçeceği bir dönem yaratmak olarak görülüyor.

Cemaat Medyası; örgütün stratejileri doğrultusunda ve seçim sürecinde, Ak Parti aleyhinde ne kadar argüman varsa bunları şişirerek okuyucusuna sunuyor. Hem CHP lehine propaganda yapıyor, hem MHP’yi ön plana taşımaya çalışıyor, hemde başından sonuna karşı olduğu çözüm sürecinin en önemli aktörü HDP’ye oylarının bir kısmını yönlendirecek yayınlar yapıyor. Ak Partiden kopacak her oyun kendisi açısından çok önemli olduğunu çok iyi bildiğinden, SP-BBP ittifakını sürekli gündemde tutarak Ak Partideki muhafazakar oyların bir bölümünü buraya kaydırmaya çalışıyor. Yapıyı çok iyi bilen biri olarak şunu çok net ifade etmem gerekir ki, amaca giden her yol mubahtır anlayışı ile hareket eden olan örgütün hiçbir ilkesi yok. Destek verdiği herhangi bir oluşumda bir ışık göremezse anında satışa geçerek tüm desteğini çekiyor. Ak Partinin en önemli brütüsleri olan İdris’ler olayı bunun en bariz örneğidir. Algı yönetiminde o kadar başarılar ki, ilkesiz tüm davranışlarını profesyonelce ve kamuflajla gerçekleştiriyorlar. Masum halk kitlesinin farkında olmadığı bu davranışları, ancak süreci çok iyi analiz edenler görebiliyor.

TÜRKİYE’Yİ NELER BEKLİYOR?

Önce sizi 5 yıl öncesine götürerek ilk kez açıklayacağım bazı bilgileri paylaşmak istiyorum. 2010 yılı bilindiği gibi Cemaatin, ülkede gücünün zirve yaptığı bir yıldır. Her türlü hukuksuzluğun alenen milletin gözü önünde cereyan ettiği bu dönem, bana göre korkaklığın ve alçaklığında nirvana’sını gördüğümüz bir dönem olmuştur. Cemaat bir taraftan nihai hedefini gerçekleştirmek için ülkede operasyon üzerine operasyon yaparken, diğer yandan bireysel olarak hedefe koyduğu ve kendisine tehdit olarak gördüğü üst düzey emniyet müdürlerini çeşitli komplolarla içeri almıştı. Başta Hanefi Avcı olmak üzere bir çok üst düzey emniyet müdürünün avukatı olarak görev yapmışsam da, aslında amacım avukatlık değil bu kişilerden elde edilen bilgileri derleyip toparlayıp ülke lehine kullanmak olmuştu. Cemaatin Başbakan Erdoğan’a yönelik çok ciddi bir tavır içerisine gireceğini o dönem öğrenmiştik. Aslında birkaç kez Avcı’da,cezaevinde bu manada açıklama yapmış, ancak bu açıklamalar hiçbir yerde yayınlanmamıştı. Gene avukatı olduğum eski Ankara Emniyet Müdürü Orhan Özdemir’de Avcı’nın söylediklerini aynen teyid ediyordu. İlerleyen dönemlerde çatışmanın kaçınılmaz olacağını vurgulayan bir başka isimde sürekli fikir alışverişinde bulunduğum Eski İstihbarat Daire Başkanı Emin Aslan’dı. İşin özü Cemaatin, Erdoğan’sız bir Ak Parti projesi bu yıllara dayanıyordu. Her kurumu zaten ele geçirmiş olan Cemaat, bazen söz geçiremediği/kandıramadığı Erdoğan yerine kendi Başbakanı’nı çıkarmak istiyordu.

Elde ki verileri bir süzgeçten geçirerek, o dönem Cemaate karşı bir duruş sergileme noktasında olan Kılıçdaroğlu ile bir dizi görüşmeler yaptım. Bu görüşmelerin tamamında, CHP milletvekili Şevki Kulkuloğlu’da bulundu. Kılıçdaroğlu’na, Cemaatin devlet kurumlarını fiilen ele geçirdiğini, özellikle Emniyet ve Yargı da ki elemanları vasıtası ile çok büyük bir güç haline geldiğini detayları ile anlattım. Cemaatin imam yapılanmasını ve işleyişini, hangi kurumlarda ne kadar etkin olduklarını tek tek ifade ettim. Kendisine; özellikle yapılan operasyonlar konusunda, Başbakan Erdoğan’ı hedef almaması gerektiğini, bu şekilde davrandığında Cemaatin, arka planda daha çok güçlendiğini, Cemaate ve devlet içerisinde ki yapılanmasına karşı çok ciddi bir söylem gerçekleştirdiği takdirde, zaten kaçınılması mümkün olmayan Cemaat/Erdoğan savaşı başladığında tüm ülkenin kendisinin ve CHP’nin haklılığını göreceğini ve bu şekilde davranması halinde partisini iktidara taşıyabileceğini söyledim. Kılıçdaroğlu bütün konuşmaları son derece dikkatle dinliyor,Kulkuloğlu’na not tutturuyor, zaman zaman sorularla meseleyi daha çok açıyordu. Bu görüşmeler sonrasında, CHP’de Cemaate karşı bir çalışma grubu kuruldu. Seçim dönemi yaklaştığında partiye bizzat Kılıçdaroğlu tarafından, Emine Ülker Tarhan’da davet edilmişti. Tarhan’la da bu vesile ile tanıştım. Hatta sonrasında o dönem görevde olan bir emniyet müdürü ile ofisimde Cemaatin geldiği noktayı daha iyi anlayabilmesi için bir görüşme yaptırdım. Aslında her şey çok iyi gidiyordu. Aynı dönemde Kılıçdaroğlu, Cemaatin Yayın organı olan Samanyolu Tv ye çıkarak, bu kanalda Cemaaat’in bütün basın kuruluşlarını yerden yere vuruyordu.

Kılıçdaroğlu’na güvenmiştim. Güvenmek zorundaydım. Ben CHP’li olmamama, hatta tam tersi siyasi görüş olan, AK Partiye yakın olamama rağmen, Devleti fiilen Cemaate teslim etmiş olmaları nedeniyle zorunlu bir işbirliği içerisindeydik. Onlarda bunu bilip saygı duydular. Ancak ne olduysa çok kısa bir süre içerisinde oldu. Her şey tersine döndü. Kılıçdaroğlu daha o dönemde 360 derece dönüş yaptı. Bu dönüşün nedenlerini öğrendim. Ayrıntıları ile KULKULOĞLU yakın zamanda son ziyaretinde bana anlattı. Ancak Partisine ihanet eden adam olmamak için kamuoyu ile paylaşamayacağını söyledi. Anlattığı şeyler CHP’nin kaldırabileceği şeyler değil. Bende kalması konusunda sözümü aldığı için detaylara girmiyorum. Ancak bir gün konuşursa Kılıçdaroğlu’nun o koltukta duramayacağını iyi biliyorum.

PEKİ NE OLDU?

Aynen 2010 yılında anlattığımız gibi, Cemaat 17/25 Aralık Yargısal Darbe girişimi ile Erdoğan’ı hedef aldı. Kılıçdaroğlu ise Cemaatle yaptığı ittifak nedeniyle meseleyi salt yolsuzluk boyutu ile değerlendirdi. Cemaatin Savcılarını, kahraman ilan etti. Bu operasyonlar sonucunda hükümetin düşeceğini büyük bir seçim mağlubiyeti yaşatacağını düşündü. Ancak 30 Mart seçimlerinde boyunun ölçüsünü aldı. Erdoğan, Cemaat konusunda ki hata ve yanlışlarını kabul ederek milletten özür diledi. “İşte Erdoğan bu nedenle çok seviliyor”. Kılıçdaroğlu ise biraz vizyon sahibi olsaydı. 2010 yılında başladığı o çizgiyi korusaydı. Cemaate ve devlet içerisindeki yapılanmasına karşı söylemlerini gerçekleştirseydi. O dönemki Silivri toplama kampının asıl sahibi olan Cemaati işaret etseydi. 17/25 Aralık yaşandığında ilk grup konuşmasında babacan bir tavırla “Hiç kimse benim ülkemde, demokrasi dışı yollarla hükümetimi dize getiremez, siyaseti dizayn edemez” deseydi. İşte ozaman şu an ki tablo çok farklı olabilirdi. Elbette 17/25 Aralık konusunda istediği eleştiriyi yapma hakkına sahipti. Ancak bunu yaparken,bir taraftan başbakana bu yargısal darbe girişimi ile sahip çıkıp kendi haklılığını vurgulayıp, diğer yandan siyaseten yolsuzluklar konusunda her türlü söylemi gerçekleştirebilirdi. Hükümeti, bu Cemaat yapılanmasının ülkeyi ele geçirmesi konusunda sorumsuzlukla suçlayabilirdi. Devletin, her kurumunun başında olan bu imam yapılanmasının, hükümetin bilgisi olmadan yapılamayacağını anlatabilirdi. Kısacası içinde bulunduğumuz mevcut durumun sorumlusunun hem Cemaat, hemde ona bir zamanlar devletin en önemli kurumlarını açık bir şekilde teslim etmiş olan AK Parti Hükümeti olduğunu ilan edebilirdi. İşte, bu şekilde bir siyaset gerçekleştirmiş olsaydı. Bu ülkede yaşayan aklı başında ki her vatandaş,Kılıçdaroğlu’nu takdir ederdi. Hükümet ise Kılıçdaroğlu’nun bu söylemleri karşısında en küçük bir savunma yapamaz, Kııçdaroğlu’nu ve CHP’yi kimse suçlayamazdı.

Gelinen noktada ise; bütün bunları yapmayıp, birde üstüne Cemaatle ittifak yapınca, ülkenin hükümeti tarafından Silahlı Terör Örgütü olduğu şeklinde yaftalanan bu yapının piyonu durumuna düştü. Her yolsuzluk söyleminde, medyanın bir bölümü CHP/Paralel Yapı ortaklığı haberleri yaparak karşılık verdi. Hükümet üyeleri çok açık bir şekilde Kılıçdaroğlu’nun iplerinin Pensilvanya’da olduğu şeklinde beyanlarda bulundu. Kılıçdaroğlu yaptığı yanlışlarla, hem kendisini,hemde partisini bir suç örgütünün ortağı pozisyonuna böylece sokmuş oldu.

Seçim sürecine girilirken 17/25 Aralık meselesine mümkün mertebe, korkudan giremeyen ve girdiğinde haklı olarak Paralel Yapı ortaklığı ile vurulan Kılıçdaroğlu, şimdilerde yeni söylemlerle oy toplamaya çalışıyor.

Yeni dönemde içine Haydar Baş kaçmış bir Kılıçdaroğlu ile karşı karşıyayız. Asla iktidar olamayacağını bildiği için uçuk-kaçık söylemlerle oy avcılığı yapmaya çalışıyor. Ülkeye bir gelecek vaad ettiğini söylüyor, fakat Paralel Yapı iddiaları ile adeta dalga geçiyor. Ortada kuyu var yandan geç, fazla takılma meydanda siyaseti ile coştukça coşuyor. Kabul etmediği cılız bir iddia olarak gördüğü Paralel Yapı ve çözüm süreci konusunda da doğru düzgün bir söylemde bulunmuyor. Seçmenlere hayal satarak siyaset yapıyor. İşte ben bu nedenle Kılıçdaroğlu’naartık güvenmiyorum. Başbakan olabilmek için bu ülkenin gördüğü en tehlikeli yapının kucağına düşmüş olan adama sizde güvenmeyin diyorum…


ODA TV
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Güzin taş 2 yıl önce

buyursun konuşsun sn.kılıçtaroğlu'nun bu tür palavralardan korkacağını hiç sanmıyoruz.

Misafir Avatar
sedat sak 1 yıl önce

yahu ayıptır ayıp şu ana kadar böyle söylemler yok seçim zamanı başlıyorsunuz sizler kimin tetiçisiniz onu bilelim neye hizmet ediyorsunuz biraz utanma sıkılma olur insanda ama sizlerde ne ğezer çalıştığınız yer tetikçilik yer belli ğidin onların davasını devam ettirin bu ne utanmazlıktır

Misafir Avatar
Coşkun Özkoçan 11 ay önce

360 derece dönüş yapmak, bulunduğu yöne gelmek anlamındadır? sn. kılıçlaroğlunun 180 derece dönüş yaptığınımı ima ettiniz anlamadım.

Misafir Avatar
Ahmet Gözübüyük 1 yıl önce

bu gibi yazıları okuyunca vay anasını arkadaklar demek gerekiyor. neyi ne ile taşlıyorlar.

Misafir Avatar
TC.Vesile kaynar 7 ay önce

DEMEKLE
OLMAZ
AÇILAYACASIN ARADAŞ
KİM NE BİLİYORSA
ANLATMALIDIR
LAFI ATIPTA ARINÇ GİBİ BELENTİNİN
OLDUĞUNU DÜŞÜNÜRÜZ
İFTİRA İFTİRA'ise
DÖNER SENİ BULUR.

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner80

banner87

RAHMETLİ BABAM TÜRKEŞ de YAŞASAYDI "HAYIR"...
Alparslan Türkeş’in kızı Çağrı Türkeş "Neden hayır diyorsunuz?" sorusuna, "Rahmetli...

Haberi Oku