Gündem:
SEFİL BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ
SEFİL BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ

Deneyimli gazeteci Gülgûn Feyman Budak'ın kariyerinde yaşadıklarını, tecrübelerini ve medyanın içinde bulunduğu durumu anlattığı röportaj şöyle;

1- Radyo televizyon programcılığı ve yayıncılığınıza geçmeden önce özgeçmişinizi kısa kesitlerle anlatır mısınız?

Ankara doğumluyum. Emekli Albay babamın görevi nedeniyle Türkiye'nin her yerini dolaştım. Beni en çok etkileyen hala unutamadığım Hakkari'nin Uludere ilçesidir. Ben 5 yaşındayken gittik. Araba gitmiyordu. Siirt'e kadar arabamızla gittik. Siirt'te arabayı bıraktık ve yola kamyonla daha sonra da katırla devam ettik. Uludere'ye vardık. Yaşıtlarımdan 1 yıl geç okula gittim. Uludere'de okul vardı ama bina olarak bir göz oda. Yan yana sıralar vardı. Her sıra bir sınıfı anlatıyordu. Köyün ebesi öğretmenlik yapıyordu. Ben çok ağladım. Çünkü böyle bir okul düşünememiştim çocuk aklımla. Gitmedim. Sonra döndük. Yaşıtlarımdan bir yıl geç başladım okula. Kardeşimi annem çok zor koşullarda dünyaya getirdi. Orada yaşayan kadınların koşulları zaten çok zordu. Doğumu köyün ebesi yaptırır. Kadınlar hastalandığı zaman köyün ebesi herkese yetişmeye çalışıyordu. Yıl 1962-63,  o yıllardan söz ediyoruz. Elektrik yoktu. Sonra döndük. Günümüzde Uludere'nin zorluklarıyla değil terörle anılacağını elbette bilemezdim. Sonra Türkiye'nin her yerini dolaştık. Kağızman, Uzunköprü, Kandıra, Erzurum ki Erzurum gençliğimi geçirdiğim yerdir. Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde Tarih bölümünü bitirdim. Daha sonra da Türkiye Radyoları Sınavı'na girdim ve kazandım. Ankara Radyosu'na tayin edildim. Ve Ankara Radyo'sunda Haber Dairesi'nin sınavını kazanarak Haber Merkezi'nde redaktör spiker olarak çalışmaya başladım.

Özel televizyonculuğun kuruluşunda görev aldım. Ve daha sonra ilk özel televizyon Magic-Box Star 1 adıyla yayına geçti. İlk ekran yüzüyüm. Bu konuda da kitap yazdım. Hem Türkçe'yi anlattım hem de özel televizyonculuğun hayata geçmesine katkısı olan bugün kimsenin hatırlamadığı büyük kahramanları anlattım. Daha sonra da bu yolculuk özel yayıncılıkla devam ediyor. Ulusal Kanal'dayım artık.

HABERCİLİK BÜTÜN HÜCRELERİME YERLEŞTİ

2-Diğer Televizyonlarda olduğu gibi Ulusal Kanal'da da değişik alanlarda çok önemli programlar sunuyorsunuz ayrıca hocalığınız vardır. Meslekle ilgili bunları nasıl bağdaştırıyorsunuz?

Bu soru aslında benim için cevabı hiç bitmeyecek bir soru. Arkamı dönüp baktığımda büyük bir koşu var, bu bir maraton. Yayıncılık bir virüstür. Kişinin içine girdiği zaman hiçbir tıp bilgisi onu öldüremez. O nedenle ben de bu virüsle yaşamaktan çok mutluyum. Yayıncılığın her kademesinde çalıştım. İlk mikrofonla tanışmam TRT  Erzurum Radyosu'nda oldu. "Hafif Müzik dinlediniz" anonsu ile ilk radyoculukla başladım. Radyoculuk yayıncılığın temelidir. Şimdi tabi teknoloji çok gelişti. Biz çok emek verdik bu işlere. Ve mesleğimiz usta çırak ilişkisiyle öğrenilen bir meslektir. Ben çok değerli isimlerle çalıştım. Ankara Radyo'su bir okuldur. Birbirinden değerli isimlerle Şebnem Savaşçı, Aylin Özmelek ve tabii çok değerli Jülide Gülizar, Bilgi Gökçer o günün çok çok değerli isimleri. Ve her birinden çok değerli şeyler öğrendim. Şimdi Ulusal Kanal'dayım. Haber merkezleri kurdum, haber merkezleri yönettim. Özetle yayıncılığın her kademesinde çok emeğim var. Hal böyle olunca üniversitelerde öğretim görevlisi olarak hem diksiyon dersleri hem de televizyon ve radyoda yapım yönetim dersleri verdim. Ayrıca yine üniversitede internet haberciliği dersleri verdim. Çünkü habercilik bütün hücrelerime yerleşmiş bir gerçektir. Birikimimi gençlerle paylaşmak, yeni kuşaklara aktarmak artık temel görevim. Çünkü yayıncılığın ahlaki değerlerini göz ardı edenleri gördükçe bu duygum katlanarak büyüyor. Yani yorulmak yok. Aksi takdirde bunca tecrübeme kendimi ihanet etmiş sayarım.

SEFİL BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ

3-Bu kadar yoğun bir programın içinde olan bir yayıncı olarak günümüzün yaşadığımız ortamı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yazık! Tablo çok vahim. Sayısız seçim yayını yaptım. Başbakanlar gördüm. Cumhurbaşkanları geldi gitti. 12 Eylül Dönemi'nde bildiriler okuduk radyoda. Askerler koridorlarda. Yayın yasakları delinmiş. Arabesk yasağı var. Radyoda arabesk çalınıyor iki bildiri arasında. Yollarda araçlarımız durduruluyor. Sağcı solcu bilmiyoruz. Sokaklar kan gölü. Gazeteciler hapislere atılıyor, çıkıyor. O günlerden bu güne Türk siyasi yaşamının hangi aşamalardan geçtiğini tek tek anlatmaya gerek yok. Hepimiz yaşadık. Ama şu 12 yıl ve özellikle şu son 3 yıldır gelinen noktayı tarih kitapları kaç sayfaya sığdıracaklar bilmiyorum. Siyasi söylemlerde böylesine düzeysizlik, siyasetçiler arasında böylesine kapasitesizlik, sığlık ve eğitimsizlik, yalan, iktidarı ele geçirmek için her türlü kepazeliğin yaşandığı bir süreç olmadı, olmamıştır ve olmayacaktır. Eminim her türlü ahlaksızlığın zirve yaptığı sefil bir dönemden geçiyoruz. Bu güzel ülkeyi kimsenin bu hale getirmeye hakkı yoktur. Biz aslında çok güçlüyüz. Bütün bu kepazeliği hesap sora sora alt edeceğiz. Bu güzel vatana düşmanca davranan siyaseti alt edeceğiz. Her şey aslına rücu eder denir. Atatürk ilke ve devrimleri Atatürkçülük bu topraklarda daha da güçlenerek geleceğe taşıyacaktır. Bundan hiç kuşkum yok. Sanatın gücü, bilginin gücü ve Atatürk gençliği, Cumhuriyet değerleri iş başındadır. Ancak ülkemizin içinden geçtiği bu süreci bir ibret dersi gibi sadece Türk tarihi değil dünya tarihi de yazacaktır. Biliyoruz ki tarih asla affetmez. Bir Cumhuriyet kadını olarak bireysel değil örgütlü mücadeleye devam ediyoruz.

RÜZGAR DEĞİŞTİĞİ ZAMAN NE YAPACAKLAR

4-Bugünkü medya ortamı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Öyle bir şey mi var? Medya diye bir şey mi kaldı? Gazeteciğin temel ilkesi eleştirmektir. Onun bunun kolunun altına girmek, gölgesi altına girmek değildir. Gazeteci vakurdur, saygındır, satılık değildir. İlkeleri vardır. Ödün vermez. Ama bu gün Diyojen gibi fenerle çıkıp gündüz gündüz biz de gazeteci, televizyon programcısı arıyoruz. Ve gözümü açar açmaz ilk işim Odatv koştuğum, haber aldığım kaynak, çalıştığım kanalın düğmesine basmak. Başka bir yer var mı? Ama bu yandaş dediğimiz TV ve gazeteler bu rüzgar değiştiği zaman ne yapacaklar. Asıl onu merak ediyorum, ne olacak. Ve ülkenin bu hale gelmesinde hepsinin çok ağır sorumluluğu var. Tarih onları asla affetmeyecek. Ve hepsini bir ibret öyküsü olarak yazacak.

Ve benim için çok değerli Hayati Asılyazıcı bana duygu ve düşüncelerimi bu çok özel yayın kuruluşunda anlatma özgürlüğü verdiğiniz için çok teşekkür ederim.


Haber Habere
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
yüksel doymaz 12 ay önce

ne güzel anlatım ,evet bende çok siyasetçi gördüm ama şimdiki gibi rezillik hiç görmedim vatanım ,için çocuklarımızın ,torunlarımızın gelecegi için gerçekten üzgünüm..

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner80

banner87

HAYDAR BAŞ'ın ACI GÜNÜ
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof.Dr. Haydar Baş'ın vefat eden ablası Sevim Akbulut...

Haberi Oku