Gündem:
SULTANAHMET MEYDANINDA PATLAMA
SULTANAHMET MEYDANINDA PATLAMA

Sultanahmet Meydanı'nda saat 10.20'de çok şiddetli bir patlama meydana geldi. Olay yerine ambulans, polis ve itfaiye araçları sevk edildi. Bölgede olağanüstü güvenlik önlemleri alındı, tramvay seferleri durdu. Meydanı güvenlik kordonuna alan polis, hem olay yeri incelemesi hem de bomba araması yaptı. İstanbul Valiliği, ilk belirlemelere göre patlamada 10 kişinin öldüğünü, 15 kişinin de yaralandığını açıkladı.

Hükümet kanadından ilk açıklama AKP Sözcüsü Ömer Çelik'ten geldi. Çelik, "Sultanahmet'teki alçak saldırıyı kınıyoruz. Hayatını kaybedenlere rahmet diliyoruz. Yaralılarımıza acil şifalar dileriz" dedi.

Patlamanın ardından olay yerine gelen çok sayıda polis ekibi, Sultanahmet Meydanı çevresinde geniş güvenlik önlemi aldı. Meydan çevresine şerit çeken Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü polisleri, patlamanın olduğu bölgeyi girişlere kapattı. 

Sultanahmet Meydanı'na gelen sağlık ekipleri, yaralılara ilk müdahaleyi olay yerinde yaptı. Aralarında durumu ağır olanların da bulunduğu yaralılar, ambulanslarla Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi başta olmak üzere çevredeki hastanelere kaldırıldı. 

Olay Yeri İnceleme Şube ve Bomba İmha Şube müdürlüklerine bağlı uzman polisler, patlamanın nedenini tespit etmek için çalışmaya başladı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polis helikopteri de Sultanahmet bölgesinde havadan denetim yapmaya başladı. 

Bu arada, Beyazıt-Eminönü arasındaki tramvay seferleri durduruldu. Sultanahmet Meydanı çevresi araç trafiğine kapatıldı. 

YARALILAR ARASINDA ALMANYA, NORVEÇ VE PERU’DAN TURİSTLER VAR

Patlamada yaralananların arasında ilk belirlemelere göre 6 Almanya, 1 Norveç ve 1 Peru vatandaşı olduğu öğrenildi.

TERÖR ŞÜPHESİ

AFP'ye konuşan bir hükümet yetkilisi, "Terör bağlantılarından şüpheleniliyor" dedi.

Bu arada Sultanahmet tramvay durağı civarında bir polis aracının yan döndüğü görüldü. Polis aracı çevredeki polisler ve vatandaşların yardımıyla düzeltildi. Polis aracının olay yerine giderken kaza geçirdiği ortaya çıktı. 

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, SULTANAHMET SALDIRISIYLA İLGİLİ BİLGİ ALDI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kısıklı'daki konutundan çıktığı dakikalarda Sultanahmet saldırısının haberi geldi. Cumhurbaşkanı Atatürk Havalimanı'na hareket ederken yol boyunca ilgililerden bilgi aldı.

GÜVENLİK ÖNLEMLERİ

Yol boyunca koruma ciplerinin sinyal kesici jammer'ları tam kapasiteyle çalıştı. Atatürk Havalimanı'nda bekleyen ANA uçağı içinde ve çevresinde polis köpekleri arama yaptı. Özel hareket polisleri de her zamanki gibi çevrede önlem aldı.

VALİ VE EMNİYET MÜDÜRÜ YOKTU

Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'ne gelen Erdoğan burada da görüşmelerine devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı yolcu etmek için her zaman havalimanında hazır bulunan İstanbul Valisi Vasip Şahin ve İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan bu kez yoktu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın olayla ilgili bilgileri telefonla aldığı öğrenildi. Erdoğan'ın İBB Başkanı Kadir Topbaş yolcu etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan eşi Emine Erdoğan'la birlikte Saat 11:40'da TC Ana uçağıyla Ankara'ya hareket etti.

'ALÇAK SALDIRIYI KINIYORUZ'

Hükümet kanadından ise ilk açıklama AKP Sözcüsü Ömer Çelik'ten geldi. Çelik, "Sultanahmet'teki alçak saldırıyı kınıyoruz. Hayatını kaybedenlere rahmet diliyoruz. Yaralılarımıza acil şifalar dileriz" dedi.

BÖLGENİN TARİHİ


İstanbul’un tarihi merkezi olan ve Türkiye’nin en çok turist çeken bölgeleri arasında yer alan Sultanahmet Meydanı’ndaki Dikilitaş, İstanbul’daki en eski anıt. Meydanın tarihini Sinan Genim, geçen yıl Milliyet’te şu ifadelerle anlatmıştı:

MS. II. yüzyılın sonlarına doğru Roma İmparatorluğu içinde meydana gelen karmaşa sonrası Septimus Severus 9 Nisan 193’te askerlerince imparator ilan edilerek Roma’daki kargaşaya son verir. 194’de imparatorluğun Asya’daki topraklarında kendini imparator ilan eden Suriye valisi Gaius Pescennius Niger’i İssos (günümüz Dörtyol ilçesi civarı) savaşında yenerek tüm imparatorluğa egemen olur. Bu karmaşa sırasında Byzantion Roma İmparatoru Titus Vespasianus (69-79) tarafından Latinleştirilmesinin sıkıntıları ve yüksek vergilerin getirdiği fakirleşmeyi yaşamaktadır. Romanın ezici gücünden şikâyetçi olan Byzantion, bir kurtuluş olarak gördüğü Pescennius Niger’in tarafını tutarak Septimus Severus’a karşı koymaktadır.

Niger’in mağlubiyeti ve öldürmesine karşı direnişini sürdüren şehir Septimus Severus yönetimindeki Roma ordusu tarafından kuşatılarak yaklaşık iki yıl süresince muhasara edilir. Uzun süren bu kuşatmanın yarattığı yılgınlık ve açlık nedeniyle teslim olan şehirdeki tüm askerler ve memurlar öldürülür, şehirdeki pek çok yapı ve bu arada şehri kuşatan surlar yıktırılır.

Roma’nın intikamı bu kadarla da kalmaz, Byzantion’un şehir statüsü kaldırılarak idari olarak bundan böyle kome/köy olarak sınıflandırılmasına karar verilir. Belki de kuruluşundan beri ilk ve son defa şehir bu ölçüde cezalandırılmaktadır. Bu ceza sonrası şehir statüsü verilen Perithos’a (Marmara Ereğlisi) bağlanan Byzantion kısa süreli bir yıkım dönemi geçirir. Ancak gerek topoğrafik gerekse ekonomik üstünlüğü bu zoraki bağlılığın sürdürülmesine izin vermez. Kısa süre sonra Septimus Severus Byzantion’un şehir statüsünün iade edilmesini sağlar. Yıkılan şehir surları biraz daha ötelenerek yenilenmeye başlanır. Bu arada yenilenen şehrin adı da oğlu Caracalla’ya (213-217) atfen Antoninia-Augusta Antonina olarak değiştirilir.

TARIM ARAZİSİYDİ

Septimus Severus’un içinde yaşadığımız bu şehre armağan ettiği yapılardan biri büyük ölçüde harap olsa da varlığını sürdürmektedir. Günümüzde Sultanahmet Meydanı olarak bilinen büyük alan gerçekte bu dönemde yapımına başlanan Hipodrom’un gösterilerin yapıldığı orta bölümüdür. Byzantion surları dışında bir vadiye açılan ve muhtemelen tarım alanı olarak kullanılan bir arazide yapımına başlanan Hipodrom Sevrus’un 213’teki ölümü üzerine tamamlanamadan yarım kalır. MS. 330’da Roma İmparatorluğu’nun başkentinin İstanbul olmasına karar verilmesi üzerine yarım kalan bu inşaata devam edilir. Roma’daki Circus Maximus örnek alınarak genişletilir ve tamamlanır.

HİPODROM ZEMİN

Yükselen zemin nedeniyle günümüz kotunun yaklaşık 4.5 metre altında kalan Hipodrom zemininin pek farkına varmasak da, orta aksı üzerinde iki bin yıla yakın süredir boy gösteren Dikilitaş, Örme Sütun, Burmalı Sütun gibi anıtları çoğumuz biliriz veya hiç olmazsa bir kere görmüşlüğümüz vardır. Uzunluğu net olarak tespit edilememekle birlikte 450-470 metre olarak kabul edilen, genişliği ise 123 metre olan bu anıtsal yapı, yaklaşık 55.000 ila 58.000 metrekarelik bir alanı kaplamakta olup buradaki yapının 50.000 seyirci kapasiteli olduğu bilinmektedir.

Sol tarafta Şifa HamamıMarmara yönüne doğru günümüzde Marmara Üniversitesi rektörlük binası ile Sultanahmet Endüstri Meslek Lisesi ile Sultanahmet Camii hamamı gibi yapıların yer aldığı alanın altında Hipodrom’un, yarım yuvarlak formu nedeniyle Sphendone-Sapan adıyla anılan bölümü bulunmaktadır.

Üst yapısı yıkılan bu bölümün alt yapısı Şifa Hamamı sokaktan meydana çıkarken solda görülmektedir. Septimus Severus’un orijinal yapısında bu bölümün üzerinde Dioskur Heykelleri-Dioskuroi bulunmaktadır.

DİOSKUR HEYKELLERİ

Dioskur heykellerinin hikâyesi de ilginçtir. Grek mitolojisinde Leda’nın hem tanrı Zeus’tan, hem de bir ölümlü olan Tyndareos’tan hamile kalması üzerine ikisi kız, ikisi erkek dört çocuğu olur: Zeus’tan Helena ve Polydeukes, Tyndarareos’tan Kastor ve Klytaimestra. İki erkek çocuk Kastor ve Polydeukes kardeşliğin ve dostluğun simgesi olurlar. Bir kavga sonucu ölümlü olan Kastor ölür, Polydeukes ise yaralanır. Zeus bu iki kardeşi birbirinden ayırmamak için ikisini de göğe alıp yıldızlar arasına yerleştirir. İşte şimdilerde İkizler Burcu olarak bilinen iki yıldız, Kastor ve Polydeukes gökyüzünde yaşama devam ederler.

Yaklaşık 20 metre genişliğinde, basamaklar halinde yükselen tribünler, üstlerinde heykeller bulunan kolonlu bir revakla sonlandırılmıştır. Sultanahmet Camii ile hemen karşısında yer alan Türk İslam Eserleri Müzesi ile Defter-i Hakani (Tapu Müdürlüğü) binasının altında kalan tribünlerin yanı sıra, İmparatorluk Sarayı ile ilişkili olan ve imparatorların gösteri ve müsabakaları izlediği Kathisma bölümü ise günümüz Divanyolu Caddesi altında kalıp yok olmuştur. Ancak Hipodrom’un özelikle araba yarışlarında etrafında dolaşılan orta bölümünde bulunan ve Spina denilen duvarın üstünde yer alan heykel ve anıtlar bu yapının en önemli unsurlarıdır. Bu anıtların bir bölümü imparator Constantinus tarafından şehrin süslenmesi için imparatorluğun hemen her köşesinden getirilmiş en güzel eserler ile daha sonraki imparatorlar devrinde küçük hikâyelere konu olan eserlerden oluşmaktadır.

HEYKELLER LATİN İSTİLASINDA SÖKÜLDÜ

Spina üzerinde yer aldığını yazılı kaynaklardan öğrendiğimiz bazıları ayakta, bazıları at üzerindeki imparator heykellerinin yanı sıra çok sayıda fil, domuz gibi hayvan heykelleri, devasa bir Herakles heykeli ile yarı balık yarı kadın şeklindeki Skylla heykeli vardı. Hipodrom’da yer alan heykeller içinde yalnızca Kathisma üzerinde yer alan ve heykeltıraş Lysippos tarafından yapıldığını bildiğimiz Quadriga (dört atın çektiği araba) günümüze ulaşır.

Latin İstilası (1204-1261) sırasında bulunduğu yerden sökülerek Venedik’e taşınan bu heykel grubu halen San Marko Katedrali’nin cephesini süslemektedir. Spina’yı süslediği düşünülen ve sürücü Porphyrios’un şerefine dikildiği bilinen iki heykelin ise sadece kaideleri İstanbul arkeoloji Müzesi’nde teşhir edilmektedir.Bugün Hipodrom’dan günümüze ulaşan ve hâlâ görülebilen anıtlar ise iki dikilitaş ile burmalı sütundur. Bu anıtlar içinde yer alan ve Dikilitaş (Obeliks) olarak bilinen sütun İstanbul’da yer alan en eski anıttır. MÖ. 1479-1425 tarihleri arasında hüküm süren Firavun III. Thutmosis tarafından iktidarının 30. yılı münasebetiyle Karnak’ta bulunan tapınağın önünü diktirilen ve firavunun zaferlerini anlatan bu anıt, kırmızı Asuan granitinden yapılmış olup, orijinal yüksekliğinin 31.59 metre olduğu bilinmektedir. Bir dönem yerinden sökülen ve uzun bir süre İskenderiye’de bekletilen obeliks daha sonra Konstantinopolis’e getirilmiş ve 390 yılında İmparator I. Theodosius döneminde bugünkü yerine dikilmiştir. Karnak’taki yerinden sökülürken kırılan obeliksin günümüzdeki uzunluğu 19.59 metre olup kaidesi ile birlikte 24.87 metre yüksekliğe erişmektedir. Kaidesinin dört yüzünde de Hipodrom’da bulunan imparator tasvirleri ve obeliksin 32 gün süren dikilme hikâyesini anlatan biri Latince diğeri Grekçe iki kitabe bulunmaktadır.

İKİNCİ ANIT: ÖRME SÜTUN

Daha güneyde yer alan ve Örme Sütun adıyla bilinen ikinci anıt ise, kitabesinden öğrendiğimize göre imparator Constantin VII. Porfirogenetos (944-959) tarafından yenilenmiş olup, bugün hâlâ bağlantı kenetlerini gördüğümüz bronz plakalarla kaplatılmış bir anıttır. Muhtemelen ileride Circus Maximus’ta olduğu gibi yerine ikinci bir obeliks dikilmek üzere erken dönemde yapılan bu anıt, Mısır’dan ikinci bir dikilitaşın getirilmemesi üzerine süslenerek varlığını sürdürmüştür. Latin istilası sırasında üzerinde bulunan bronz plakalar sökülerek eritilmiş ve yaklaşık 800 yıldır görüldüğü şekilde varlığını sürdürmeye mecbur kalmıştır.

İSTANBUL’U KORUYAN TILSIM

İki dikilitaşın arasında bulunan Burmalı Sütun ise MÖ. 478 yılında Grek şehir devletlerinin Plataia’da Perslere karşı kazandığı zafer şerefine hazırlanmış olup Delphoi’deki Apollon Mabedi’nin önünde dikilmiştir. Bu sütunun ismi birbirine dolanmış üç yılandan gelir. Bu yılanların başları üç ayak şeklinde olup altın bir kazanı desteklemektedir. İçinde hiç söndürülmeyen bir ateş yanan bu kazanın, MÖ. 357-346 arasında savaş masraflarını karşılamak için eritildiği söylenir. İstanbul’un başkent olarak yeniden yapılanması sırasında muhtemelen 324’te bulunduğu yerden alınarak Spina duvarı üzerine dikilen bu anıtın başlarından birinin bir yeniçeri tarafından kırıldığını, böylece o güne kadar İstanbul’u çıyan, yılan, akrep gibi hayvanlardan koruyan bu tılsımın bozulduğunu ve şehre bu hayvanların doluştuğunu Evliya Çelebiaktarmaktadır. Sütunun altında yer alan ve 1855’de yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılan kaidesinde Platea Savaşı’na katılan 31 şehir devletinin isimleri sıralanmaktadır. Yok olan yılan başlarının birinin alt çenesi ise İstanbul arkeoloji Müzesi’nde teşhir edilmektedir.

ESERLER İTALYA’YA KAÇIRILDI

1204 tarihinde başlayan Latin İstilası Hipodrom’un sonunu getirir. Büyük oranda yağmalanan şehrin yanı sıra bu yapının da kıymetli parçaları sökülerek İtalya’ya taşınır veya eritilerek çeşitli amaçlarla kullanılır. Muhtemelen 1491 sonrası bir tarihte çizilen bir gravürde Hipodrom yani günümüz Sultanahmed Meydanı büyük bir yıkıntı halindedir. Bu rağmen yapının Spendon olarak isimlendirilen bölümünün kolonlarla çevrili revak bölümünün bir kısmını ayakta olduğu anlaşılmaktadır. Spina duvarı üzerinde ise çok sayıda kolon ve dikilitaş bulunmakta olup bu kolonların birinin üzerinde bir de heykel bulunmaktadır. Aynı şekilde yapının Kadisma denilen imparatorluk locasının da iki katlı olarak varlığını koruduğu anlaşılmaktadır. Büyük bir olasılıkla oldukça viran görülen bu yapı 1509’da vuku bulan ve “Kıyamet-i Suğra”(küçük kıyamet) adıyla anılan deprem sırasında tahrip olmuş ve büyük ölçüde malzemesi hızla yenilenen şehrin imarında kullanılmıştır.

HİPODROM ALANI MÜZE OLMALI

Bilen bilir; Hipodrom’un Spina duvarına veya onun zamanla yükselen daha üst bölümüne en son anıt geçen yüzyılda yapılır. Alman İmparatoru II. Wilhelm’in 1898’de gerçekleşen ikinci ziyareti anısına ithaf edilen ve açılışı imparatorun doğum günü olan 27 Ocak 1901’de yapılan Alman Çeşmesi bu aksı belirtmesi açısından önemlidir. Rundbogenstil olarak anılan Alman neo-rönesans üslubu ile Bizans mimarisinden ilham alan neo-Bizans üslubun birlikteliğini yansıtan bu çeşme, tümüyle Almanya’da imal edilmiş ve bugünkü yerine monte edilmiştir.

İki bin yıla yakın bir zamandır İstanbul’un günlük hayatının içinde yer alan bu alanı, pek azımız tanır, bilir. Gerek Hipodrom yapısı gerekse bu alanı süsleyen Sultanahmed Camii ve İbrahim Paşa Sarayı gibi yapılar ile anıtlar, rastgele dikilen ağaçlar nedeniyle görünmez haldedir. Tüm dünyada bu gibi alanlar etkileyici görünümleri ortaya çıksın diye boş bırakılır. Bizler ise sanki utanılacak yapıları örtercesine saklamayı marifet sayarız.

Şehrin giderek artan turizm potansiyeli göz önüne alınarak Hipodrom’un orijinal zeminini ortaya çıkaracak, bu alanı müze olarak düzenleyecek ve şehir yaşayanları ile turizmin hizmetine sunacak  kazılara bir an evvel başlanmasını ümit ederim.

HİPODROMDAN ‘ATMEYDANI’NA

XVI. yüzyılın başlarında artık bir meydan haline gelen yapının güneybatı köşesine ünlü sadrazam İbrahim Paşa daha sonraları acemioğlan mektebi olarak kullanılacak olan sarayı, günümüzün Türk İslam Eserleri Müzesi’ni yaptırır. Bir süre sonra hemen karşısına ise Kaptanıderya Sinan Paşa Sarayı inşa edilir. Ancak meydanın günümüzdeki anıtsal görünüşüne kavuşması Sultan I. Ahmed (1603-1617) tarafından yapımına 1609’da başlanan Sultanahmed Camii ve külliyesiyle olacaktır. Mimar Sedefkar Mehmed Ağa tarafından yapımı üstlenen cami ve külliyesi 1616’da tamamlanır. Tüm Osmanlı coğrafyasındaki altı minareli tek cami olan bu yapı, türbe, medrese, imarethane, tabhane, hamam, kasr-ı hümayun, sıbyan mektebi, sebil gibi yapılarla donatılır.

Hipodrom yapısı artık tarihe karışmış yerini günün deyimi ile Atmeydanı almıştır. 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kapatılmasını takiben Yeniçeri hatıralarını hatırlattığı düşüncesi ile meydanın adı Ahmediye olarak değiştirilir. Geçen yüzyıllar içinde çeşitli amaçlarla, örneğin sultanların çocukları için yapılan törenlerde gösteri ve seyir alanı olarak da kullanılan bu meydanda 1863’te Sergi-i Umumi-i Osmani açılır. Meydanın güney yönüne 1866’da günümüzde MarmaraÜniversitesi rektörlük binası olarak kullanılan Ziraat, Maadin ve Orman Nezareti ile halen Sultanahmet Endüstri Meslek Lisesi olarak kullanılan Mekteb-i Sanayi binaları inşa edilir. 1894 depremi sırasında büyük hasar gören bu yapılar, mimar Raimondo d’Aranco tarafından yenilenir ve köşedeki yapı Yeniçeri Müzesi olarak düzenlenir. Meydana yapılan son anıtsal yapı, İbrahim Paşa Sarayı’nın bir bölümünün yıkımı ile 1910’da mimar Vedat Tek tarafından yapılan Defter-i Hakani Nezareti binasıdır.


Hürriyet Gazetesi
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner80

banner87

ATATÜRKÇÜ CUMHURİYETÇİ İLAHİYATÇILARDAN...
Atatürkçü Cumhuriyetçi İlahiyatçılar "Atatürkçü Cumhuriyetçi İlahiyatçılardan Diyanet İşleri...

Haberi Oku