Gündem:
TAM 4 YIL ÖNCE SÖYLEMİŞTİ...!
19 Haziran 2014 günü Anayasa Mahkemesinin 17 kişilik Genel Kurulu tarafından oybirliğiyle verilen tarihi kararla Balyoz Davasından tutuklu asker kalmadı.

21 Haziran Cumartesi günü büyük şehirlerdeki meydanlarda 90 haftadır yapılan “Sessiz Çığlık” Eylemleri “Sevinç Çığlığına” dönüştürüldü. Bu güne kadar yapılan sessiz çığlık eylemlerinin en kalabalığı olması, tahliye edilen askerlerin tamamının katılması, konuşma yapanların “yeni bir süreç başlıyor, unutmayacağız, mutlaka hesap soracağız, kumpasçılar bizim yerimize içeri girene kadar bu mücadele sürecek” vurguları günün en öne çıkan yanıydı.

Mahir Kaynak bunları nasıl bildi?

19 Haziran 2014 gününün bu dava için ayrı bir önemi daha var. Bu tarih aynı zamanda tam dört buçuk yıl önce (23 Ocak 2010) yapılan bir öngörünün (veya planın) gerçekleşmesini de tescil ediyor. Eğer bu öngörü ise kendisini kutlamak gerekir, yok bir planın uygulama esasları ve takvimi ise o halde “nereden biliyordun?” diye sormak gerekir.

Sahibi Mahir Kaynak. İktisatçı, yazar ve istihbarat analizcisi olarak bilinen Mahir Kaynak da asker kökenli. 1948’de Kuleli Askeri Lisesi’ne gitmiş. 1953’te Harp Okulu’nu bitirmiş, ancak 1967’de askerlikten ayrılmış. Sonraki akademik yaşamı döneminde Milli İstihbarat Teşkilatı'na (MİT) girmiş. 1980 yılında MİT'ten emekli olmuş.

Mahir Kaynak 23 Ocak 2010 günkü Star Gazetesinde, “Balyoz Plânı” başlıklı bir köşe yazısı yazmıştı. Bu yazısında geçmişte yaşanmış darbelerdeki rolünü anlatarak başladığı yazısında “bir darbenin nasıl hazırlandığını yaşayarak biliyordum” diyordu. Yazının tarihine tekrar dikkat edilmelidir. Bu tarih Taraf gazetesinde Balyoz haberi yapıldıktan sadece üç gün sonraki gündür… Diğer ifadeyle henüz bir soruşturma, arama, savcılık sorgusu, bilirkişi incelemesi, gözaltı, tutuklama vb. hiçbir şey yoktur. Bu nedenle çok önemlidir. Bu davada yaşananlarla, bu yazıyı birlikte düşündüğünüzde, şaşırmamak mümkün değildir. Çünkü Balyoz Plânının kurgusunu ve bir yönüyle 19 Haziran 2014 tarihli AYM kararını da açıklamaktadır… Gazetedeki köşe yazısında şöyle diyordu:

“…Türkiye’nin dünyadaki yeni rolü ve yeri ile ordunun ideolojisi uyuşmuyordu. O halde bu ideoloji değişecek, ama ordunun etkinliği azalmayacak, hatta artacaktı. Bu rol içe yönelik değil, dışa yönelik olacaktı. Bu ordudaki darbeci eğilimleri yok etmek, ama onun gücünü ve prestijini korumakla mümkün olabilirdi. Şimdi Komplo Teorisi sayılabilecek bir proje sunuyorum.

Silâhlı Kuvvetlerdeki bazı dokümanlar ele geçirildi ve bunlar bir darbe hazırlığına uygun biçimde yeniden düzenlenerek kamuoyuna sunuldu ve darbe karşıtlığının yerleşmesi ve bu tavrın genelleşmesi sağlandı… Herkes demokrasiden yana olduğunu göstermek için kaleme sarıldı. Ancak bu meselenin Birinci Safhasıydı…”

Kaynak’ın birinci safha dediği süreç bu dava için, Ocak 2010 ayından Haziran 2014 ayına kadarki 54 aylık dönemdi. Bu dönemde tam 364 asker ve bir sivil ÖYM’lerde yargılandı. 324 asker ve bir sivil tutuklandı. İlk tutuklananlar 45 aya yakın, en son tutuklananlarsa tam 22 ay tutuklu kaldılar. Yüzlerce general, amiral, general ve subay tasfiye edildi. Üç sanık vefat etti. Özetle Balyoz Davası sanıkları üzerinden TSK’ye yönelik tam bir linç gerçekleştirildi. Elbette o taraf medyanın, siyasilerin, “yetmez ama evet “çilerin, sözde aydınların, TÜBİTAK’ın, TSK içinde yuvalanmış hainlerin ve ülkedeki suskunların önemli katkısıyla birinci safha gerçekleştirildi.

Şimdi Mahir Kaynak’ın “komplo teorisi sayılabilecek bir proje” dediği ana planın ikinci safhası için ne dediğine bakalım. 

“… Ana plânın bir de İkinci Safhası vardı. Ordunun prestiji korunmalıydı ve bölgede oynayacağı rol için güvenilir bir kurum haline gelmeliydi. Kamuoyuna sunulan belgeler orijinal değildi ve elde edilen bazı bilgiler değiştirilmiş ve bir darbe plânına uygun hale sokulmuştu. Eğer bu belgelerin bir kısmının bile, değiştirilmiş olduğu tespit edilirse ordu aleyhine yapılan yayınların maksatlı ve gerçek dışı olduğu kanıtlanmış olacaktı… Şimdi çok akıllı bir şekilde yürütülen projenin ikinci safhasındayız. Belgelerin değiştirilmiş olduğu ortaya çıkacak ve ne darbe kalacak, ne de ordu düşmanlığı.”  

Bu safhayı önceki “sahtelik yoktur” raporunu veren aynı TÜBİTAK’ın Yargıtay’ın kararından sonra “sahtelik vardır” mealindeki verdiği yeni rapor, Başbakan Siyasi Danışmanının söylediği “Orduya kumpas kuruldu” sözü ve sonrasında Başbakan ve diğer siyasilerin yeniden yargılama söylemleri, TBB Başkanı ile yapılan ortak çalışmalar, TBMM’de üzerinde çalışıldığı duyulan çözüm önerileri ve nihayet AYM’nin verdiği tarihi kararla birlikte düşündüğümüzde sanıyorum ki yine Sayın Kaynak’la aynı noktaya gelinmektedir.

Konuya TSK açısından bakıldığında, eleştirilerin dozunun önlenemez şekilde artması, açılım sürecinde TSK unsurlarının da hedef hale gelmesi, Suriye krizi, İŞİD terörü, Irak’taki son gelişmeler vb. siyasi/askeri konuları düşündüğümüzde yine aynı noktaya gelinmektedir.   

Ne dersiniz Sayın Kaynak’ın bu iki safhalı ana planı ilahi ve tarihi bir öngörü mü, yoksa önceden planlanan bir planın uygulama esasları ve takvimi mi? Diğer ifadeyle Sayın Kaynak kutlanmalı mı, yoksa birileri kendisini çağırıp “Nereden buldin oni?” diye sormalı mı? Kimseler söylemez ama bilin ki muhataplarının çoğunun aklından geçen şu olacaktır:

“Fazla karıştırmayın, burası Türkiye, her şey olur, işte böyle bir süreçti, paşa paşa yatmanız gerekiyordu, yattınız bitti. Bir fedakârlık ettiniz tamam, uzatmayın. Şimdi de gidin paşa paşa torunlarınızı sevin…”  

İş adamı İshak Alaton ne demişti: “Zaten Türkiye’nin adaleti bir hikâyedir. Türkiye’de adalet bir kadın adıdır. Beyoğlu’nda bir Alman ile evli artist vardı. Adalet Pee! Ben adaleti böyle hatırlıyorum. Adalet benim için barlarda, pavyonlarda şarkı söyleyen bir kadındır.” [1]

Adalet Tanrıçası Themis’in kulakları çınlasın...

[1] Belma Akçura, Olay Yargıya İntikal Etmiştir, İmge Kitabevi, 2012, s. 45. 



Balyoz Davası Sanığı İkrami Özturan
odatv.com


ODA TV
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner80

banner87

İLGİNÇ BİR SAVUNMA ve SERBEST BIRAKILDI
İfadesinde, suçlamaya konu olan tweeti şoförünün attığını söyleyen oyuncu Mehmet Aslan, serbest bırakıldı...

Haberi Oku