Gündem:
TÜRKİYE'nin DEĞİL, ABD'nin, İNGİLTERE'nin ve İSRAİL'in KÜRT DAVASI VARDIR!

TÜRKİYE'nin DEĞİL, ABD'nin, İNGİLTERE'nin ve İSRAİL'in KÜRT DAVASI VARDIR!

Arap dünyasını en iyi bilen, Ortadoğu devletlerinin liderleriyle doğrudan defalarca görüşen gazeteci-yazar Lütfü Akdoğan, Türkiye’nin bölge politikasını değerlendirdi. İstanbul Sarıyer’deki evinin kapılarını Aydınlık’tan Sevgim Begüm Yavuz'a açan Akdoğan, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a ve AKP Hükümeti’ne seslenerek, bölgemizde barışın “akıl, memleket severlik, zenginliğin paylaşılması, komşu ülkelerle siyasi ve ticari dayanışma”yla olacağını söyledi.

Türkiye’nin bölge ülkeleriyle yaşadığı sorunlara çözüm bulmanın en kolay yolunun Atatürk’ün uyguladığı Ortadoğu politikasıyla olacağını vurgulayan Akdoğan, ülkemizin komşularıyla olan tarihsel sürecini de hatırlattı. Akdoğan şunları söyledi:

‘ATATÜRK ORTADOĞU’YU KENARA BIRAKMADI’


“1921’de Atatürk’ün Fransızlarla yaptığı Türkiye-Suriye sınırını tespit eden anlaşma tamamen eksikti. Ancak Atatürk’ün içinde bulunduğu şartlar ve bölgede mevcut olan askeri güçlerin Batı’ya kaydırılması için o tarihlerde maalesef bu anlaşma imzalandı. Anlaşma 1939’da Hatay’ın geri alınmasıyla değiştirilmişti. Atatürk, Halep’ten başlayıp Kerkük ve Musul’u içine alan bir Misak-ı Milli sınırı çizmek istiyordu. Ancak işgal kuvvetlerinin Türkiye’nin her tarafını istila etmiş olmaları Atatürk’ü hareketsiz bir hale getirmişti. Nitekim Ruslarla da Kars-Ardahan Antlaşmasını yapmak suretiyle Yunanistan’a karşı bütün güçlerini Batı’ya doğru yöneltti ve böylece zaferi kazandı. 1926’ya kadar çözülmeyen Kerkük ve Musul 1926’da Ankara Antlaşması ile İngilizlere terk edilmişti. Ancak 20 yıl müddetle Irak petrollerinin yüzde 10 hisse ile Türkiye’ye verilmesi maddesi anlaşmada vardı. Maalesef bu madde hiçbir zaman işlemedi ve biz Irak petrollerinden hakkımız olanı alamadık. Bu, hükümetlerin zafiyetidir.”


‘ORTADOĞU POLİTİKASI HATALI’


“Atatürk bunları yaparken devlet vasfını kazanmamıştık. Atatürk’ün büyüklüğü işte burada. 1937’de Sadabat Paktı kurulmuştu. Ortadoğu’yu içine alan barış ve güven havzası yaratmak istenmiş ancak arkasından gelen İkinci Dünya Savaşı, bu anlaşmanın başarıya ulaşmasını engellemiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da Menderes Hükümeti yine Ortadoğu ülkeleriyle yakın temasta bulunmak istemiş ve Bağdat Paktı kurulmuştur. Irak’ta General Kasım’ın yaptığı bir darbe sonucunda Bağdat Paktı feshedildi. Osmanlı İmparatorluğu’ndan sonra gelip giden hükümetler, başta Atatürk, Ortadoğu’yu hiçbir kenara bırakmamıştır. Ortadoğu ile ilişkilerin gelişmesi için büyük gayretler sarf etmiştir.


Türkiye dış politikası Ortadoğu’da her zaman başarısız olmuştur. Bu başarısızlıkta emperyalistlerin, kapitalistlerin, siyonistlerin ve bölge zenginliğinin büyük rol oynadığını ifade etmek gerekir. Zengin petrol ve gaz kaynakları, stratejik durumu ve toplumların geri kalmışlığı emperyalistlerin akın akın bu bölgeye gelmelerini sağlamış ve bütün gücünü bu bölgeye yığmıştır.”


‘ÇIKIŞ YOLU: BARIŞ VE BİRLİK’

“Bundan elbette çıkar yol vardır. Çıkış yolu akıl, memleket severlik, barış, zenginliğin paylaşılması, Arap Yarımadası’ndaki ülkelerin bir savunma, dayanışma, inanç ve kültür birliği, ortak tarım-sanayi ve kalkınmayla olabilir. Toplumsal yeni bir reforma ihtiyaç vardır. Demokrasinin bulunmadığı bir yerde barıştan, huzurdan, kalkınmadan bahsetmek mümkün değildir. Gericiliğin ve cehaletin boy gösterdiği Ortadoğu’da bu yüzden emperyalistler, kapitalistler ve siyonistler cirit oynamakta ve cahil halkı, işsiz gençleri para ile elde ederek bölgeyi bir terörizm ovasına çevirmektedir. Evvela cehaleti, işsizliği ve terörizmi ortadan kaldırmak lazım. İnanıyorum ki akılcı bir politika ile bu ülkelerle savunma ve dayanışma paktını kurmak mümkündür.

Sayın Cumhurbaşkanı’na bugünlerde bilhassa içinde bulunduğumuz krizi göz önünde bulundurarak Ortadoğu’ya bir barış savaşı açmasını bekliyorum. Bu konuda bize bir görev düşerse yüklenmekten çekinmeyiz. Bütün Müslüman ülkelerin liderlerini İstanbul’da veya Ankara’da bir araya getirerek, bilhassa ikili görüşmeler yaparak mevcut durumun giderilmesi şarttır. Medya savaşları ile bir yere varmamız mümkün değildir. Hükümet akil insanlardan iyi niyet ekipleri kurmalıdır. Bu ekipler sevgi, barış havası içinde Ortadoğu ülkelerini ziyaret etmelidir. İlgililer halkla, üniversitelerle görüşmelidir. Bu barışın oluşmasında en büyük görev Sayın Cumhurbaşkanına düşmektedir. Sayın Cumhurbaşkanı kendi şahsını temsil eden bir takım akil kişileri bu ülkelere göndermeli ve bir kardeşlik havası yaratılmalıdır.”


‘DAİMİ DÜŞMANLIK DEĞİL MENFAAT VARDIR’


“Sayın Cumhurbaşkanı’nın Suriye dahil bütün Arap ülkelerini ziyaret etmesinde fayda görmekteyim. Ülkeler ve devletlerarası daimi dost, daimi düşman yoktur. Bu bölgelerle son derece geniş çapta ortak menfaatlerimiz vardır. Bu menfaatlerimizi bir tarafa iterek, başka büyük ülkelerin taşeronluğunu yapmak, Türkiye’yi büyütmez küçültür. Türkiye, tarihte gelip geçen en büyük devletlerden birisidir. Türkiye, tüm dünyaya ciddi, vakur, demokrat, zengin varlığını göstermek mecburiyetindedir. Parlamentonun bugün içinde bulunduğu şartlar son derece üzücüdür. Hangi partiye mensup olursa olsun tüm vatandaşların üzüntü içinde olduğunu hükümetin ve muhalefetin bilmesi lazım. Bu idraktan uzak olan kişilerin Türkiye’yi yönetmeye hakkı yoktur. Koltuk ve para sevdasıyla bir ülkeyi yönetmek o ülkeye en büyük hakarettir. Türk milleti böyle bir hakarete layık değil. Yıllardan beri emperyalistler, kapitalistler, siyonistler Ortadoğu’yu parçalamak maksadıyla 40’a yakın harita hazırlamışlardır. İftiharla söyleyebilirim ki, bu haritalar hiçbir zaman bölgede iltifat görmemiştir.”


‘TÜRKİYE’DE TERÖRÜ BESLEYEN EMPERYALİSTLER’


“PKK gibi bir örgütün Türkiye’yi parçalamaya kalkması, Türk topraklarında terörizmi geliştirmesi, genç askerlerimizi şehit etmesi, 6 aylık bebeği öldürmesi, 90 yaşındaki bir kadını linç etmesi vahşi ve gayri insani davranışlardır. Türkiye’de ve Ortadoğu’da terörizmi besleyen yabancı ülkelerdir. Türkiye’nin Kürt davası yoktur, ABD’nin, İngiltere’nin, İsrail’in Türkiye’de Kürt davası vardır. Bütün Kürt isyanlarının arkasında İngilizler, Fransızlar, Yahudiler görülmüştür. Türkiye’deki askeri üsler derhal çıkarılmalı. Lazkiye’de Rus, Kıbrıs’ta İngiliz, Türkiye’de ise Amerikan üssü var. Üçüncü Dünya Savaşı bu bölgede çıkacak anlamına geliyor. Bu ülkeyi yönetenler bunları bilmeli. Aksi takdirde bu ülke öyle bir enkazın altında kalır ki, ne tahtları kalır ne de servetleri... Bu kargaşanın çözümünde Sayın Cumhurbaşkanı rol oynamalıdır. Rahmetli Süleyman Demirel, Saddam’la Ankara’da 56 dakika oturup Kerkük-Ceyhan Boru Hattı’nı sağlamıştır. Bugün hükümetin zafiyeti ordunun zafiyetine yol açıyor. Ordu ile siyasi iradenin uyum içinde olduğuna inanmıyorum. Bu uyumun derhal sağlanması gerek. Askeri irade isteklerini siyasi iradeye bütün açıklığı ile anlatmalı. Aksi takdirde bu iki irade arasındaki anlaşmazlıklar Türkiye’yi yanlış yollara sürükler.”



Aydınlık Gazetesi
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner80

banner87

TUNCELİ'de ÇATIŞMA: '3 ASKERİMİZ...
Tunceli’de Çiçekli köyü kırsalında güvenlik güçleri ile teröristler arasında çıkan çatışmada...

Haberi Oku