“ADAM GİBİ YAŞAYABİLMEK İÇİN GAZİ DEĞİL TERÖRİST OLMAK GEREKİRMİŞ!”

Operasyon, önceki gün sabaha karşı başladı… Sabahın 04.45’inde polis ekipleri Ankara Kızılay’daki Güvenpark’a girdi…

Operasyon, önceki gün sabaha karşı başladı…

Sabahın 04.45’inde polis ekipleri Ankara Kızılay’daki Güvenpark’a girdi… Hedefteki, 38 gündür o parkta gece gündüz mücadele veren, orada yatıp uyuyan ve günlerdir oturma eylemi yapan er şehit ailelerini, er gazileri bir güzel toparlayıp kilometrelerce uzaktaki Bilkent Gazi Uyum Evi’ne götürdü!

Peki, vatan için şehit olan, kolunu, bacağını, gözünü kaybederek “gazi” unvanı alan, Türkiye’nin 81 ilinden gelerek bir ayı aşkın süredir Güvenpark’ta çile çeken bu insanlar ne istiyordu? Yardım mı dileniyor, hakları olmayan devasa isteklerde mi bulunuyordu? Tabii ki hayır… İstedikleri yalnızca şuydu:

-Maaş, sağlık hizmetleri, protez desteği ve diğer sosyal haklarda er ve erbaş statüsündeki gazilerin diğer askeri personelle aynı haklardan yararlanmasını istiyorlardı!

İsteyemezler miydi? Teröristle, vatan düşmanlarıyla savaşırken er gazilere sıkılan kurşunlar, atılan el bombaları, bastıkları mayınlar rütbeli personele atılandan, sıkılandan, basılandan daha mı farklıydı acaba?

Eğer değilse, bu ayrımcılığın nedeni, mantığı neydi peki? Gaziler, askerlik görevini er veya erbaş olarak yaparken aynı kurşunların, bombaların altında şehit olanların yakınları, farklı askeri statülerde görev yapan personele kıyasla niçin daha sınırlı haklara sahipti?

Şehitler konuşamazdı tabii; ancak gaziler yüksek sesle haykırabilirdi ve haykırıyordu:

-Yıllardır süren maaş ve sosyal hak farklılıklarının özellikle geçim ve sağlık alanında büyük mağduriyetlere yol açtığını savunuyorlardı…

Sözün özü, bu eşitsizliğin giderilmesini istiyorlardı… Bu isteklerine yanıt ise oturma eylemi yaptıkları parktan sürülmek oldu!

-Darp, yerlerde sürünmek çok ağırdı ama en ağırı canıyla, kanıyla vatanını korurken gazi olmanın karşılığını bu şekilde görmek çok daha ağırdı!

Hükümetin itibarını sarsmak!

Güvenlik güçleri tabii ki kendi başına hareket etmemişti…

Yukarıdan emir almışlardı! O “yukarısı” da daha yukarıdan talimatlıydı doğal olarak… Kızılay’dan her gün yüz binlerce insan geçiyordu ve bu acıklı durumu, haklarını alamayan insanların azabını görüyorlardı…

Buna izin verilemezdi, gaziler ve şehit aileleri tez göz önünden uzaklaştırılmalıydı! Hükümetin itibarını yerle yeksan etme suçu işleniyordu her şeyden önce… Öyle de oldu zaten.

Müdahale esnasında bayılan, darp edilen hatta köprünün üstüne çıkıp intihar etmek isteyen gaziler oldu. Müdahalenin ardından Güvenpark polis bariyerleriyle kapatıldı. Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği Başkanı Erdem Çerçioğlu duruma şu yüreklere dokunan açıklamasıyla noktayı koydu:

-Bu ülkede gazi olmak değil, terörist olmak gerekirmiş, adam gibi yaşayabilmek için!

Çerçioğlu yaşananları anlatırken polisin kendilerine çok ağır müdahale ettiğini belirterek şöyle konuştu:

-Çok ağır müdahale var. En az 10 kişi üstüme çullandı. Darp da gördük!

Polis Güvenpark’ı geri aldı. Bariyerlerle de kapattı. Hükümet derin bir oh çekti mi bilemem. Ancak bir sorun var:

-Çerçioğlu’nun o tonlarca ağırlıktaki sözlerine kim, nasıl yanıt verecek!

Türker Ertürk

Emekli Amiral Türker Ertürk, 3,5 yıl önce, genel seçimler esnasında bir televizyon programında kullandığı ifadeler gerekçe gösterilerek tutuklandı… Gerekçe aynen şöyle:

-Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla hayat, sağlık ve vücut dokunulmazlığına yönelik aleni tehdit!

İyi de aradan geçmiş 3,5 yıl, o günden bugüne bir kişinin başına böyle bir şey gelmiş mi, bir yurttaşın dahi burnu kanamış mı? Zaten Türker Paşa’nın avukatı Ayhan Yıldızel de yaptığı açıklamada şöyle konuştu:

-Bu tutuklama kararının hukuki dayanaktan yoksun olduğu açıktır. Söz konusu ifadelerden nasıl bir suç unsuru çıkarıldığını hukuk fakültesi öğrencilerinin dahi anlamakta zorlanacağı kanaatindeyiz!

İşte sözün bittiği yer! Sevgili Türker Paşam sevgi, saygı ve özlemle…