☰
✕
Yaşam

KAŞINTI VE STRES BİRBİRİNİ BESLİYOR!

Kaşıntının kişiyi kaşımaya, kaşımanın ise ciltteki tahriş nedeniyle daha fazla kaşıntıya yönelterek bir kısır döngü oluşturabildiği ifade ediliyor.

Kaşıntının kişiyi kaşımaya, kaşımanın ise ciltteki tahriş nedeniyle daha fazla kaşıntıya yönelterek bir kısır döngü oluşturabildiğini aktaran Klinik Psikolog Cumali Aydın, 'Bu döngüde beyin, kaşımanın verdiği kısa süreli hazla ödüllendirilir ve dopamin salınımıyla pekiştirilir; yani kaşıma davranışı zamanla bağımlılık benzeri bir dürtü hâline gelir.' dedi. Psikoterapinin, kaşıma dürtüsünü tetikleyen düşünce ve duyguların fark edilmesine ve alternatif davranışların geliştirilmesine yardımcı olabileceğini ifade eden Aydın, günlük yaşamda uygulanabilecek basit yöntemlerin döngüyü yönetmeye katkı sağlayabileceğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, egzamada kaşıntı ve kaşıma davranışının stres, duygusal durum ve beyin mekanizmalarıyla ilişkisi ile oluşan kısır döngünün nasıl yönetilebileceğini ve psikoterapinin bu süreçteki rolü hakkında açıklamalarda bulundu.

Egzamada kaşıntı, yalnızca bir cilt sorunu olarak ele alınmamalı!

Egzamada kaşıntının, çoğu zaman yalnızca derideki bir yangının sonucu gibi görünse de, aslında bedenle zihnin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu bir sürecin parçası olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Cumali Aydın, 'Stres anlarında salgılanan kortizol ve benzeri stres hormonları, bağışıklık sistemini ve deri bariyerini doğrudan etkileyerek kaşıntıyı tetikleyebilir ya da şiddetlendirebilir.' dedi.

Kişi yoğun bir kaygı ya da üzüntü yaşadığında egzamasının alevlendiğini hatırlatan Aydın, 'Tam tersi biçimde, şiddetli kaşıntı da kişinin ruh hâlini bozarak sinirlilik, karamsarlık ve öfke gibi duygusal değişimlere yol açar. Bu karşılıklı etkileşim, kaşıntının neden sadece bir 'cilt sorunu' olarak ele alınmaması gerektiğini açıkça gösterir; duygusal durum ile cilt belirtileri aynı madalyonun iki yüzüdür.' şeklinde konuştu.

Kaşıma davranışı tekrarlandıkça otomatikleşiyor!

Kaşıntı başladığında beynin, kaşıma eylemini bir rahatlama yolu olarak devreye soktuğunu kaydeden Aydın, 'Ancak bu rahatlama çok kısa sürer ve kaşıma, deride mikrotravmalar yaratarak kaşıntıyı daha da artırır.' dedi.

Böylece 'kaşıntı-kaşıma-daha çok kaşıntı' şeklinde tanımlanan kısır döngünün ortaya çıktığını ifade eden Aydın, şunları söyledi:

'Bu döngüde beyin, kaşımanın verdiği kısa süreli hazla ödüllendirilir ve dopamin salınımıyla pekiştirilir; yani kaşıma davranışı zamanla bağımlılık benzeri bir dürtü hâline gelir. Başlangıçta iradeyle durdurulabilen bu davranış, tekrarlar arttıkça otomatikleşir ve kişi 'artık kendimi durduramıyorum' demeye başlar. Nitekim kronik kaşıntı hastalarında beyindeki ödül ve motor bölgelerinin aşırı aktif hâle geldiği, bunun da dürtünün kontrol edilmesini giderek zorlaştırdığı gösterilmiştir.'

Utanç ve suçluluk, kaşıntıyı yeniden tetikleyebiliyor!

'Kaşımamak gerektiğini biliyorum ama kendimi durduramıyorum' ifadesinin, kişinin aslında ne yapması gerektiğini bilmesine rağmen davranışını durduramadığı, yani irade ile dürtü arasında sıkıştığı bir tabloya işaret ettiğini aktaran Aydın, 'Psikolojik açıdan bu durum, dürtü kontrolünün zayıfladığı ve kaşıma davranışının obsesif-kompulsif spektrumda değerlendirilebilecek bir hâl aldığı anlamına gelir.' dedi.

Kişinin kaşıdıktan sonra utanç, suçluluk ve pişmanlık hissettiğine değinen Aydın, 'Bu duygular da yeni bir stres dalgası yaratarak kaşıntıyı tekrar tetikler. Dolayısıyla bu kişinin yaşadığı şey basit bir 'alışkanlık' değil, duygusal ve bedensel belirtilerin birbirini beslediği bir kısır döngüdür. Klinik değerlendirmede bu döngünün farkında olmak, kişiyi suçlamak yerine döngüyü kırmaya odaklanmayı gerektirir.' ifadelerini kullandı.

Stres ve kaşıntı birbirini besleyen bir kısır döngü oluşturuyor!

Stres, kaygı ve öfke gibi duyguların kaşıntıyı ve kaşıma davranışını belirgin biçimde artırabildiğine işaret eden Aydın, 'Stres anında hipotalamus-hipofiz-adrenal ekseni harekete geçer; salgılanan maddeler derideki sinir uçlarını ve bağışıklık hücrelerini uyararak kaşıntıyı doğrudan şiddetlendirir. Öte yandan kaşıntı ve kaşıma da kişide gerginlik, uykusuzluk ve sosyal geri çekilme yaratarak ruhsal yükü artırır.' dedi.

Böylece psikolojik belirtilerin fiziksel belirtileri, fiziksel belirtilerin de psikolojik belirtileri beslediğini ve bir kısır döngü oluşturduğunu yineleyen Aydın, bu döngüyü anlamanın, tedavide hem cilde hem de duygulara aynı anda müdahale etmenin neden gerekli olduğunu gösterdiğini söyledi.

Psikoterapi, kaşıntı-kaşıma döngüsünü kırmaya yardımcı oluyor!

Psikoterapinin, kaşıntı-kaşıma döngüsünün duygusal ve davranışsal bileşenlerine müdahale ederek bu döngüyü kırmaya yardımcı olduğuna dikkat çeken Cumali Aydın, 'Bilişsel-davranışçı terapi (BDT), kişinin kaşıma dürtüsünü tetikleyen düşünce ve duyguları fark etmesini ve alternatif tepkiler geliştirmesini sağlar.' dedi.

Alışkanlık tersine çevirme terapisinin ise kaşıma davranışının yerine cilde zarar vermeyen bir alternatif koymayı öğrettiğini belirten Aydın, 'Yapılan meta-analizler bu yaklaşımın egzama şiddetini ve kaşıma sıklığını anlamlı ölçüde azalttığını göstermiştir. Farkındalık temelli stres azaltma (MBSR) ve kabul ve kararlılık terapisi (ACT) gibi yaklaşımlar da kişinin kaşıntı hissiyle daha esnek biçimde baş etmesine yardımcı olur. Son yıllarda EMDR temelli dürtü protokolleri de (EMD-U) umut verici sonuçlar vermektedir.' diye konuştu.

Kaşımayı tamamen yasaklamak yerine, döngüyü yönetmek hedeflenmeli!

Kaşıma dürtüsünü kontrol etmek için günlük hayatta uygulanabilecek birkaç basit ama etkili yöntem olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Cumali Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:

'Öncelikle kişinin kaşıma dürtüsünü fark etmesi ve o anda ne yaptığını gözlemlemesi gerekir. 'Şu an kaşımak istiyorum, ama 10 saniye bekleyeceğim' gibi küçük bir erteleme denemesi bile dürtünün yoğunluğunu azaltabilir. Cilde soğuk uygulamak, kaşıntılı bölgeye nemlendirici sürmek, elleri meşgul edecek bir nesne tutmak ya da derin nefes egzersizleri yapmak gibi davranışsal alternatifler kullanılabilir. Ayrıca kaşıma dürtüsünün hangi saatlerde ve hangi duygusal durumlarda arttığını kaydetmek, kişinin kendi tetikleyicilerini tanımasına yardımcı olur. Tüm bu yöntemler, kaşımayı tamamen yasaklamak yerine onu daha az zarar verici hâle getirmeyi hedefler; çünkü amaç mükemmeliyet değil, döngüyü yönetilebilir kılmaktır.'