BANA YAŞGÜNÜ HEDİYESİ VERİN...

BANA YAŞGÜNÜ HEDİYESİ VERİN...

Değerli arkadaşlarım, dostlarım, okurlarım bugün benim doğum günüm. Doğum günü kutlamaya hiç alışık biri olmayan ve gürültülü, patırtılı, eller havaya partili şovlardan hayatım boyunca uzak durmaya çalışan bir profil olarak sizlerle birkaç cümle paylaşacağım.

Nur içinde yatsınlar, 41 yaşında bir anne ile 51 yaşında bir babanın, dördüncü çocuğundan sonra, dünyaya gelmesin diye, her türlü tıbbi çözüm arayışları ve kocakarı yöntemlerine başvurularına rağmen mücadele ederek, beşinci çocuk olarak dünyaya gözünü açan bir adamım ben. Hayatla mücadele yeteneğim ve mücadeledeki inatçılığım, anne karnındaki tecrübelerime dayanır belki.

Küçüklüğümde bazı akrabalarımın bana taktığı “Fuzuli” lakabıyla büyüdüğüm için, ortaöğretim yıllarında adını duyduğum Fuzuli’nin hayatını bir solukta okumuş ancak aramızda bir bağ kuramamıştım. Sonradan öğrendim ki, bana takılan “Fuzuli” lakabı, “gereksiz” anlamındaymış J “Fuzuli” ile ortak noktamızı hayatımın ilerleyen yıllarında keşfettim. O bir aşk şairiydi, bense bir aşk adamı. Aşk adamı derken yanlış anlamayın dostlar, karşı cinslerimle yaşadığım, yaşayacağım gönül ilişkilerinden bahsetmiyorum. Ben hayata aşığım, ben insanlara aşığım, ben doğaya aşığım, ben hayvanlara aşığım, ben üretmeye, keşfetmeye, gelişmeye aşığım.  Ben y
üce yaradanın imzasını attığı her renge aşığım. Sokakta beslediğim bir köpeğin gözlerinde okuduğum minnet duygusuyla, balkonumda verdiğim yemin geciktiğini bana gagasıyla cama vurarak hatırlatan yabani güvercin seslerini, sahte dost gülücüklerine asla değişmem arkadaşım.

Ailemin geçmişini kurcaladığımda baba tarafımın Kırım’dan gelen ve Eskişehir’e yerleşen tatarlara, anne tarafımın ise Selanik’ten gelerek İstanbul Nişantaşı’na yerleşen göçmenlere uzandığını öğrenmiştim. Kısmet olursa, İstanbul’a ilk gittiğimde teyzelerimin her fırsatta övünerek anlattıkları Nişantaşı Madalyon Sokağı bulacak ve orada yaşanmışlıkları hayal etmeye çalışacağım. Ben birazcık da hayal adamıyım. Bugünün değerini vermeye veririm, yarını da kurgularım hayallerimde ancak geçmişi daha bir farklı yaşarım. Acı çekerek değil, pişmanlıklarla değil, özleyerek değil, sadece o geçmişte varsam eğer güzellikleri hatırlayıp gülümseyerek, olmamışsam eğer neler yaşandığını güzel yönleriyle tahmin etmeye çalışıp senaryolar yazarak. Ben hayatı güzel yönleriyle tutarım arkadaşım. Bu hayat, insanlarla satranç müsabakalarıyla geçireceğiniz bir yarışma değil çünkü. Zira ben, akıl oyunlarıyla yürütmeye çalışılan her türlü ilişkinin, sonunun hüsranla biteceğine inanan gerçekçi melankoliklerdenim.Her tecrübenin, her acının, her atlatılmış belanın, her derdin bana kattığı olumlu tarafı bulmaya çalışırım. Bunlar da bir sınav değil midir sonuçta?

Henüz 14 yaşındayken, annemin vefatıyla, biraz da mecburiyetten girdiğim mutfakta, bugün kendimce harikalar yaratan bir mutfak adamıyım. Bugün dünyaya yeniden gelsem kesinlikle “chef” olurdum diyecek kadar gönüllüsüyüm bu sanatın. Çocukluğumda annemin, muhtemelen babamın mutfak kültüründen öğrenerek yaptığı ve benim tüm apartman komşularına dağıttığım çibörekin yerini bugün benim yaptıklarım aldı ama apartmana dağıtma adeti değişmedi.  Sofram katılmak isteyen herkese açıktır her zaman. En zengin masa ile sadece bir çorbanın paylaşıldığı masanın ortak noktası gönülleri birleştirmektir. Paylaşmayı öğretir insana.

Bu yalan dünyada yüce yaradanın insana bahşettiği en büyük nimetin sağlıklı bir hayat ve sağlıklı bir çocuğa sahip olduğu gerçeğinin bilincinde hareket ederim her zaman. Bir de her daim yanına koşabilecek birkaç dostun varsa ne ala. Bunu istiyorsan eğer, sen de en az üç beş ihtiyaç duyanın telefonuna koşacak kadar vefalı olacaksın arkadaşım.  Şükrederim her fırsatta, dua ederim ama sadece kendim için değil tüm insanlar için. Sokakta yanımdan geçen bir insanın  çaresizlik kokan hüzünlü veya kederli yüzü benim içimi parçalamaya yeter çünkü.

Aşka-meşke tek bir cümleyle giriyorum. Yıllar önce okuduğum bir kitapta yazarın ifade ettiği gibi; büyük bir aşk yaşamak istiyorsanız eğer ödeyeceğiniz her türlü bedele hazır olmanızı, zira böyle bir aşkı hiç yaşamamış olmanın getireceği yaşam fakirliğinin çok daha katlanılmaz olacağına inanan bir çılgınım ben.

Değerli arkadaşlarım, dostlarım, okurlarım, işte özetle ben buyum. Kimsenin kimseyi sevme zorunluluğu yoktur ama hoşgörü ve anlayışmecburiyeti vardır. Her birimiz ayrı karakterlerde, ayrı düşüncelerde ve ayrı beklentilerde olan insanlarız. Bunları denk getirebilmek, labirent çözmek kadar zor bir iştir. Yaşadığımız hayatı çekilmez hale getirmenin bir anlamı ve gereği yoktur.

Birbirimizi  inancımızla, siyasi düşüncelerimizle, yaşam tarzlarımızla, etnik kökenlerimizle, eğitim-kültür farklılıklarımızla, iyi-kötü huylarımızlakabul etmeyi bilerek yaşamanın yaratacağı dünyayı hayal edelim. İyi insan-kötü insan yoktur, her insanın iyi tarafı-kötü tarafı vardır. Bunun idrakiyle hareket edersek kimseyi dışlamayız, dışlanmayız.


Naçizane yazımda kendinizden bir şeyler bulabildiyseniz, sizi ifade edecek bir kelime, bir cümleye rastlayabilip gülümseyebildiyseniz, işte o bulduklarınız benim için en güzel yaş günü hediyesidir. Bana verilecek en güzel yaş günü hediyesi, gülümsediğinizi görebilmektir, hissedebilmektir.

Sağlıcakla kalın...


https://twitter.com/ErolCanbay2
https://www.facebook.com/erol.canbay.9