AKP'nin İPİYLE KUYUYA İNMEK!..

AKP'nin İPİYLE KUYUYA İNMEK!..

Cumhuriyete duyarlı her yurttaş gibi biz de AKP’nin baskı rejiminin bitmesini istedik, bu yönde durmadan mücadele ettik... AKP sandıkta erimeli ve birincilikten de düşmeliydi... 

Açıkça vurgulamak isteriz ki 17 Aralık rezaletine rağmen Erdoğan’ı cumhurbaşkanı seçen “yüzde 50”nin öyle AKP’yi tepetaklak edecek bir erozyon yaşatmayacağını da öngörmüştük... 

Evet; yolsuzluk, rüşvet, 17 Aralık operasyonu, ayakkabı kutuları, vahim telefon görüşmeleri, “Gezi”ye yönelik faşizm, polis cinayetleri, bölücülük ve gericiliğe verilen yıkım tavizleri toplumda artık infial yaratıyordu... 

Evet; Atatürk, laiklik, Altıok ve cumhuriyete yönelik saldırılar milleti usandırmıştı ama beklenen olmadı, AKP iktidardan düştü ve ne yazık ki yine büyük bir farkla birinci parti oldu... 

Kimse kendini kandırmasın; Muhalefetin lider olamayacağı öngörülmüş olmalı ki siyasi operasyonu partiler değil, kitleler yaptı...  

Meclis’teki muhalefet 13 yılda yapılan onca seçime rağmen AKP karşısında “seçenek” olamayınca toplumun bir kesimi tehlikeli de olsa siyasette baypas yöntemini denedi... 

Yani, “emanet oylarla” PKK’nın partisine AKP’yi eritme ve etkisizleştirme görevi verildi!.. AKP merkezden değil, çevreden kuşatıldı... Bu operasyon siyaset saflarında şaşırtıcı savrulmalara da yol açtı; İstanbul’un Teşvikiye gibi sosyete mahallelerinden HDP’ye oylar gitti!!! 

AKP baypas edilmek istenirken CHP tabanından sistemli ve planlı kopmalar oldu, Kürt muhafazakarların bir bölümü de “düşman” belledikleri PKK siyasetine yönelmek zorunda kaldı... 

O yüzden muhalefet kendi başarısızlığını örtmek için AKP’nin birinciliğini göz ardı etme komedisinden vazgeçmeli ve beceriksizliğinin de hesabını bir an önce vermeli... 

BU İŞ YÜRÜMEZZZZZ... 

Baştan da söylediğimiz gibi, AKP devrilirken “baraj” yıkıldı ama cumhuriyetin önüne de vahim bir baraj çekildiğinin kimse pek farkında değil... 

Muhalif kesimler, AKP’nin iktidardan devrilmesinin sarhoşluğunu yaşarken ortaya çıkan tabloyu nedense pek önemsemiyor!.. 

Oysa “Yeni Anayasa” safsatasıyla cumhuriyetin geleceği masaya yatırıldığında ne dediğimiz çok daha iyi anlaşılacak!.. AKP, CHP ve HDP el ele yıkım anayasasına yöneldiğinde gafillerin uyanması için ne yazık ki çok geç olacak!.. 

HDP üzerinden hem baraj hem de AKP yıkılmış gibi olsa da bu durum yalnızca koalisyon tartışmalarının kaos yaratacağını haber vermiyor, olası bir koalisyonun yıpratıcı ve yıkıcı tehlikelerine de dikkat çekiyor... 

Evet anlıyoruz; muhalefet partileri de tabanları da iktidara susamış... Artık hükümet olmak istiyorlar ama bu pek kolay ve sürdürülebilir bir plan değil... Ne yazık ki değil!.. 

Hep vurguluyoruz; geçmişte Refah Partisi, ANAP, DYP, MHP ve DSP’nin de denediği gibi, kim kimle koalisyon yaparsa yapsın, PKK ve Öcalan rahat bırakmayacak, üniter devletin ve ulus devletin tartışılmaya açılması her an kaos yaratacak... 

Ve en önemlisi de toplumun ısrarla beklediği gibi yolsuzlukların üzerine nasıl gidilecek acaba?.. AKP olası bir koalisyonda buna izin mi verecek sanıyorsunuz?.. 

Peki, erimeye yüz tutan cemaat, intikam hırsıyla bir siyasi partiye yaslanarak AKP ile mücadeleye kalkışırsa olası koalisyon ortakları CHP, MHP ve HDP nasıl davranacak acaba?.. 

MUHALEFETİ BİTİRME PLANI!.. 

Kaos gerekçelerini yenilemenin gereği yok... Ortada bir gerçek var; AKP’nin tek partisinden kurtulmak şüphesiz rahatlatıcı ama bir koalisyon seçeneği, başta “açılım” olmak üzere bir dizi sorunun pusuda beklediği şu ortamda kesinlikle yürümez... 

AKP ile kim koalisyon yaparsa yapsın, rahat davranamayacak, yıpranacak, çatışacak, kavga ettikçe AKP’yi büyütecek ve sonunda Erdoğan’ı toplumun karşısına yine “seçenek” olarak çıkartacak... Sözün özü şudur; AKP tam olarak yıkılmadığının ve toplumdan sert bir uyarı aldığının farkında... AKP işte bu uyarıyla tüm muhalefeti kuyuya çekmeye çalışıyor... Yani ipi aşağı çekip kovayı yukarı çıkartma stratejisi uyguluyor... 

Bu yöntemle koalisyon yürümediğinde, AKP’nin toplumun karşısına, “İşte bakın, istikrar bozuldu” propagandasıyla çıkacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın... 

PKK-HİZBULLAH KAVGASI... 

Diyarbakır’ın Silvan ilçesindeki çatışmalar, Batman’da bir HDP yanlısının geçen yıl öldürülmesi, yine geçen yıl 6-7 Ekim olaylarında 30’dan fazla yurttaşın “IŞİD” bahanesiyle katledilmesi, geçen haftaki HDP mitinginde 3 kişinin ölümüne yol açan bomba ve son olarak Diyarbakır’da 4 kişinin ölümüyle sonuçlanan çatışma... 

Tüm bu olayların merkezinde PKK ile Hizbullah var... Yani HDP tabanı ile Hizbullah’ın tabanı Hüda-Par yanlıları... 

En son 24 Ocak 2001’de, Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ile 5 polisi şehit eden Hizbullahçılar, önce Mustazaf-Der adlı yardım kuruluşunda, ardından da siyasallaşarak Hüda-Par çevresinde örgütlenmiş ve silahlı mücadeleden uzak durmuştu... 

Ancak PKK ile Hizbullah arasında 4 yıldır süren, “Kürt sorununda aktör olma” gerginliği bitmiyor... 

3 yıl önce imamların vurulmasıyla büyüyen olaylar önceki gün Hizbullah yanlısı İhya-Der Başkanı Aytaç Baran’ın öldürülmesiyle katliama dönüştü... Hizbullahçılar bu saldırıya 3 HDP yanlısını katlederek yanıt verdiler... 

Görülüyor ki, PKK ile Hizbullah hızla 1990’ların ortalarındaki şiddet ortamına çekiliyor... Olayların; HDP’nin barajı aşmasının ardından yaşanması bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor; 

Acaba, daha yemin bile etmeyen HDP’li Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan, “Bu memleketten defolup gideceksiniz. Bize uzattığınız o keleşi size çevirmesini biz çok iyi biliriz” diye koruculara tehditler savururken Hizbullah da Güneydoğu’da istenmeyen güç mü ilan edildi?..  

Eğer öyleyse, bölgedeki huzursuzluk sanıldığından da büyük bir tehlikeye işaret ediyor...



https://twitter.com/FARACYAZIYOR
https://www.facebook.com/mfarac