EFKARIMI NADASA BIRAKTIM YAR...

EFKARIMI NADASA BIRAKTIM YAR...

Beklenen yağmur gökyüzüne puslu bir örtü çekmişçesine pervasızdı dün... Uzaklarda gri bir buhranın içinden süzülen ışık bile yağmurda ıslanmıştı sanki...  

Dün var ya dün, benden uzak kalmış anıların puslu camlarından sular seller süzülüyor gibiydi!.. 

Nehirler göllere karışmışçasına, anılar bulanık sulara dönmüştü sanki... Oysa bu değildi isteğim, beklemiyordum bunu ki... 

Dedim ki içimden; Yağmur geçmişi yıkamış, geleceğe ışık tutmuş hissine kapılsaydım keşke dün...  

Oysa olmadı... Çaresiz ben de kendimi yağmurun insafsız süzülüşüne bıraktım...  

Gökyüzü, yeryüzü, doğa, bulutlar, ağaçlar, çiçekler, kuşlar ve böcekler nasıl teslim olmuşsa, ben de kendimi öylesine saldım sağanağın insafına... 

Naz yapan rüzgarların kül savuruşu gibi, uzakta belli belirsiz ve belki de her zaman sahipsizdi görüntüler!..  

İşte o an aklıma “yar” mı geldi ne, gözlerim sevda aradı sanki kendi mecnunluğunda ve bitmeyen kimsesizliğinde!.. 

Yağmurdu bu; gök kubbeyi adeta esir alan tufan misali...  

Çünkü gökyüzünde naz eden kuşlar ılık köşeler ararcasına kayıptılar...  

Kelebekler saklanmış, çiçekler kokularının hüznünde, yapraklar şelale, ağaçlar ıslanmış güzeller gibi çaresizce duvar diplerinde duruyorlardı sanki... 

NEHİRDE KUM TANELERİ!.. 

Sabahın erken saatlerinde sanki akşamüstünü yaşayan bir gün vardı dün...  

Belli ki, zamanın şavkında şaşırmıştı sabah ve “uyan” diye çimdik atan acı kahvenin dilde nağme bırakan tadı gibiydi gün!.. 

Çünkü yazın bir gününde sanki ilkbahar, kim bilir belki de sonbaharın ilk deminden bir takvim yaprağı çalmıştı dün... 

Velhasıl şaşkındı dün, kayıptı güneş ve hüznü paslı bir zincire dönüştürürcesine buluttu her yer... 

Peki neredeydi “yar?..” Yağmur getirmiş miydi onu damlalarında, yoksa götürmüş müydü onu, sahipsiz bir nehirde yuvarlanan beyaz kumlarında?.. 

Kim bilir belki de uzaklarda, zümrüdi örtüsünü giymiş bir narin orman gibiydi yar...  

Belki oydu bana siste görünen, belki de hasrete pranga vurmuş zarif ve sevdalıydı o boş vermiş hayali... 

TOPRAĞA YANSIYAN HAYAL!.. 

Oysa sonu belirsiz bir yeşil patikada saklanmışçasına el eder gibi olsaydı yar... 

Bir ağaç dalından buse gibi süzülen yaprakta müjde verseydi yar!..  

Gök gürültüsüne gizlenmiş hançeresinde “geliyorum” diye çığlık atsaydı yar!.. 

Ve keşke bulutların arasından, “işte bak” buradayım diye omzuma dokunabilseydi yar!..  

Olmadı yar, görünmedi yar, gelmedi yar, sarılmadı yar ve kim bilir belki de hepten kayboldu yar!.. 

Yağmur saatler sonra yuvasına çekildiğinde, kuşlar teneffüse çıkmış minik ve şımarık çocuklar gibi şakıyarak havada dönmeye başlayınca, gözüm halen uzakta, beni kendisine hapseden ormandaydı; 

Yar vardı sanki dalları salınan ormanın gölgesinde, nefesi toprağa yansıyan vicdansız hayalinde... 

Yar vardı sanki çimenler arasında, minnacık havuzlar gibi kendi halinde duran su damlacıklarında...  

Yar salınıyordu sanki kuytulardan çıkmaya çalışan ürkek kelebeklerin kanadında... 

Ve yar vardı sanki gökyüzünde dans eden serçelerin narin haykırışlarında... 

“Ne çare, ısrar etme” dedim kendime... Baksana, olmuyor yar, gelmiyor yar, bakmıyor yar ve belki de istemiyor yar...  

NASILSA DÖNECEK MEVSİM!.. 

Gökyüzüne uzanıp, günü biçare halde tutan o hayali örtüyü alıp yırtmak istedim dün...  

Yağmurun sonrasında dağılan efkarlar gibi ben de dağılmak istedim bir an... 

Islanmış çimlerin üzerinde çıplak ayakla koşmak, su damlayan ağaçlara sarılmak, kuşlarla yarışmak ve çiçek kokularına apansız savrulmak istedim... 

Bana yari, bana yarin berraki tenini anımsatan o ılık yağmurların can verdiği her zerrede, can bulmak istercesine koşmak istedim yalnızlar vadisinde... 

Yürümek istedim bana yarin hayalini gösteren uzak patikalarda... Balçıklara saplanmak istedim belki yar geçmiştir diye, terk edilmiş yollarda... 

Sonunda vazgeçtim, oturdum ormana bakan kahverengi verandada...  

Hanımeli kokularına teslim ettim tenimi, elimde bir bardak kaçak çayın buharına kattım mevsimin ıslanmış kahrını!.. 

İyisi mi dedim, madem yari anımsatıyor bana yağmur, bir daha yağsın dedim, bekledim boşluğa bakarak... 

Yağsın dedim; o söndürsün, ben anıları yakarken... Ve dönsün gitsin dedim, ben ardından bakarken... 

Dünü hasretle yaşarken, umudumu yine de yitirmedim ey yağmur; 

Yaşıyorum ıslattığın topraklarda anılarımı, anımsattın her damlada yaralarımı... 

Yine de efkarımı nadasa bıraktım ey yağmur... Söylesene, bıraktım değil mi; 

Nasılsa mevsim yine dönecek, nasılsa her yağmurda yar bana gelecek...


https://twitter.com/FARACYAZIYOR
https://www.facebook.com/mfarac