HÜRRİYETE TECAVÜZ mü DEDİNİZ?..

HÜRRİYETE TECAVÜZ mü DEDİNİZ?..

“Delikli demir icat oldu, mertlik bozuldu” sözünün her alanda yaşam bulduğu ve kişi özgürlüğünün haince darbelendiği çok tehlikeli bir çağdayız... 
Çünkü kamera-bilgisayar-internet üçgeni oluştuğundan bu yana ne yazık ki insanlığın özgürlüğü de mahremiyeti de kalmadı... En çok da bizim ülkemizde...
Adnan Menderes’in 1960’larda ortaya serilen “iç çamaşırı” rezaletinin yansımalarını saymazsanız, 1980 öncesinden bu yana, bu ülkede anımsanan tek siyasi skandal, eski içişleri bakanının bir sinema artistiyle açığa çıkan “haftasonu” ilişkisiydi...
Ne ilginç ki, artık bu ülkede “bakan düşüren kadın”lara gerek kalmadı!.. Çünkü siyaset, erkekliğin de şanına yakışmayan bir kirlilikte yapılıyor... Artık siyasi rakiplerin cehaletine ve bilgisizliğine değil, özel yaşamına ayna tutuluyor...
Hem de kamera-bilgisayar-internet “kumpas”ında!..
Yalnızca 2010 yılında patlak veren Baykal komplosu değil, aynı dönemde MHP’li milletvekillerine yönelik zincirleme kaset tezgahları da siyasetin kirletilmesinin şoke edici yansımalarıydı...
Ne ilginçtir ki; “İslamcı” bir örgütlenme olarak lanse edilen cemaate mal edilen kaset-dinleme şantajcılığının ardından, özel yaşamın gizli ajanda tehdidi, telefon dinleme vakalarıyla devletin en tepesini bile hapsetmeye çalışmıştı...
Velhasıl, sıradan aşk hikayeleri, ihale takipçiliği ve kimi bakanların karıştığı yolsuzluk vakalarına rağmen siyaset eskiden daha masumdu ve daha dikkatli yapılırdı... 
Yani ne zaman ki siyaset “millete hizmet” alanı olmaktan rantiyeye bulaşmaya vardı, işte o zaman ahlak da kalmadı inançlar da!..

Sanal tehdit büyüyor...

Evet; siyasetteki kirlilik her geçen gün büyüyor... Ne yazık ki bugün hırsızlık ve yolsuzluktan yakınanlar, Özal dönemlerinin “benim memurum işini bilir” zihniyetini bile arar hale gelmişse, siz varın siyasetteki kirliliğin nerelere vardığını hesap edin...
Konumuz “17-25 Aralık” rüşvet ve yolsuzluk skandalı değil aslında... Çünkü bu işler artık sıradan ve aleni ilişkileri kapsadığı için ve halkımız nezdinde bu pervasızlığı yapanlar ne yazık ki göklere çıkartıldığı için meselenin üzerinde durmanın gereği de yoktur!!!
Hem, madem demokrasi iddia edildiği gibi “çoğunluk rejimi”, o halde rüşveti bile neredeyse kutsayanların siyasi tercihlerini bir tarafa bırakıp, bizatihi kendilerinin “kişi hak ve özgürlükleri”ni de vuran tehlikeye değinmekte yarar var...
Yanlış anlamayınız; telefonlarımıza yağan kurum, kuruluş ve ticaret erbabı reklamlarından gına gelmesine de değinmeyeceğim!.. 
Nasılsa okullar velilerin, hastaneler hastaların telefon listelerini reklam uğruna rantiyeye pazarlıyorlar ve bu yüzden de “bilinmeyen numaralar” servisini de artık işlevsiz hale getiriyorlar!.. Çünkü herkesin telefon numarası ortalığa saçılmış vaziyette!.. 
Mağazasından masaj salonuna, mektebinden manavına, bankasından bakkalına ve inşaatçısından tencerecisine kadar her sektörde faaliyet gösterenlerin, milyonlarca yurttaşın telefonuna rahatlıkla ulaşmasının ardından, reklam ve pazarlama terörü de artık sıradandır bu ülkede!..
Baksanıza; AKP-cemaat ortaklığının henüz bozulmadığı dönemde, Türkiye Cumhuriyeti’nde yüzbinlerce yurttaşın telefonunun dinlendiği medyaya yansırken, dijital tehdit ülkenin en yetkili isimlerine kadar ulamamış mıydı?..
Ancak bugünlerde dinleme terörü zanlılarından bir bölümü firarda, bir bölümü de cezaevinde olduğuna göre, siz sanıyor musunuz ki, ülkede telefon dinleme terörü bitti?.. 

Gizlilik kalmadı!..

AKP-cemaat savaşına rağmen, ne yazık ki telefon dinleme hukuksuzluğunun devam ettiğine yönelik toplumdaki kaygı devam ediyor!!! 
Peki, tek sıkıntı telefon numaralarının pazara düşmesi ve dinleme-takip rezaletinin halen sürmesi mi?.. Ne yazık ki birey mahremiyeti açısından daha vahimi de var!..
İşe medyaya önceki gün yansıyan örnekler; CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı”nın TBMM’de görüşüldüğü dönemde, SGK’nın, halkın kişisel verilerini 65 milyon TL’ye özel bir firmaya sattığını öne sürmüştü...
Medyaya yansıdığına göre bu skandal mahkeme kararıyla da tescillenmiş!.. Yani, adında “sigorta” olan bir kurumda bile milletin bilgileri garanti değilmiş!!!
Peki, ikinci skandalı duyuran Odatv’deki şu habere ne demeli;
“Emniyet Genel Müdürlüğü veri tabanında olduğu belirtilen, kayıtlı tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının adres ve kimlik bilgileri çalınarak yayınlandı. Türkiye’nin sayılı Adli Bilişim mühendislerinden Tuncay Beşikçi’nin verdiği bilgilere göre; sızan kişisel veriler mükerrer oy kullanma, sahte kimlik düzenleme, başkasının adına kredi başvurusu, verasetten pay alma, dolandırıcılık, akrabalık ilişkilerini öğrenme, özel şirketlerin kişisel verileri çıkar amaçlı kullanması ve kan davası olan kişilerin adres tespitlerinde de kullanılacak...”
Habere göre, “Dünyaca ünlü hacker grubu Anonymous tarafından yayılmasına yardımcı olunan veriler, bir internet sitesi ve sosyal medya üzerinden yüklenmiş. İndirilen dosyadan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının adres ve kimlik bilgilerine ulaşılabilecek sorgu ekranı da çıkıyormuş.”
Şimdi söyler misiniz; özelleştirme yağması, yolsuzluk, rüşvet ve vurgunla bu ülkenin yalnızca ulusal kaynakları mı soyuluyor acaba?.. Ne yazık ki devletin kaynakları bitmiş olmalı ki, artık milletin mahremiyeti de soyuluyor bu ülkede!..
Asıl mesele şudur; kim durduracak bu kanunsuzlukları?.. Halkın “kişi hak ve hürriyeti”ni kim koruyacak?.. Madem internet mertliği de vurdu, o halde kurtarıcı olarak “Köroğlu”nu mu bekleyeceğiz?..

https://twitter.com/FARACYAZIYOR
https://www.facebook.com/mfarac