40 YILDIR KAN SOLUYAN ULUS!..

40 YILDIR KAN SOLUYAN ULUS!..

Bu ülkenin insanları ne kadar talihsiz değil mi?.. Söyler misiniz; tam 40 yıldır, “çekip gideceğim bu memleketten”diyenlerin sayısı milyonlara ulaşmadı mı bu acaba?..
Örneğin 1976’da doğan bu ülkenin çocuklarının tam 40 yıldır tank, silah, kurşun, bomba, çatışma sesleriyle büyüdüğünü, katliam ve cenaze haberleriyle sarsıldığını, terörün kanlı çehresini ne yazık ki kanıksadığını, çünkü acılara sinsice alıştırıldığını hiç düşündünüz mü acaba?.. Anımsatalım o halde;
1970’lerin Türkiyesi “sağ-sol” kavgaları ve şiddet olaylarıyla geçti... Ülkenin solcu ve Atatürkçü gençlerinin de ezildiği yıllardı o dönem...
Ancak 1971 askeri muhtırası ne o yılların kaosunu giderebildi ne de ülkeyi 12 Eylül dönemine sürüklenmekten kurtardı...
Çünkü 12 Eylül 1980’e gelindiğinde, ülke çoktan kan gölüne dönmüştü... Neredeyse bombaların patlamadığı, cinayetin işlenmediği, suikastin olmadığı ve kahvahane taranmadığı gün yok gibiydi...
Peki, terörü ve şiddet durdurmak için yapılan darbe ülkeyi huzura mı kavuşturdu?.. Evet!..12 Eylül sabahından itibaren ülkede tek kurşun sıkılmadı, tek kahvehane taranmadı ve tek suikast yapılamadı!.. Çünkü sokağa çıkma yasağı vardı ve sürek avı başlatılmıştı...
İşte o sürek avı Türkiye’de ağır bir demokrasi ve insan hakları sorununu da ortaya çıkardı... Yalnızca idamlar, işkenceler, hapis cezaları, gözaltı furyası ve sürgünler değil, 12 Eylül’deki faşizan uygulamalar kanlı bir kaosun taşeron kadrolarını da ülkeye miras bıraktı...
Çünkü PKK’nın terör eylemlerini strateji olarak belirlemesini 12 Eylül sonrasında, Diyarbakır Cevaevi’ndeki işkence ve ölüm oruçları da tetiklemişti...

Darbenin ürünleri!..

Ülkeye “huzur” getireceği iddiasıyla “darbe”ye başvurulması Türkiye’yi 12 Eylül sonrasında da öyle bir çıkmaza sürükledi ki, ne yapılırsa yapılsın terör ateşi söndürülemiyor, toplumsal çatışma giderilemiyordu...
O kamplaşmalardan türemiştir ki, 1980 öncesindeki Maraş ve Çorum katliamlarından çok daha ağır bir vahşet de 1993’te Sıvas’ta yaşandı...
Ayaklanan bağnazların yolaçtığı Alevi katliamı, temelleri 1984’te atılan dinci terörün ulaştığı boyutları da dışa vurdu...
12 Eylül askeri yönetimi, PKK’yı dürtmekle yetinmemiş olacak ki, aynı dönemde, bu kez sözde PKK’ya karşı radikal dinci Hizbullah örgütünü ortaya çıkarmıştı...
Kimi kaynaklar, PKK ile Hizbullah arasındaki çatışmalarda 300, kimileri ise 700 kişinin canvermiş ya da yaralanmış olabileceğini belirtiyor...
Peki, 1970’lerden itibaren başlayan terör ve kamplaşma kaosu sıraladığımız olaylarla mı sınırlı kaldı?.. Ne yazık ki hayır!..
Siyasi suikastları da saymıyoruz...
12 Eylül’ün ardından yalnızca PKK ile Hizbullah çatışmadı, 10 yıl sonra kendi aralarında “ateşkes” ilan eden iki örgüt bu kez ayrı mevzilerden devlete yönelik savaşı büyütüler...
PKK 32 yılda 40 bini aşan kaybına rağmen eylemlerini halen sürdürüyor... Örgütün siyasal uzantısının Meclis’te olması bile terörü durduramazken; PKK, terör tarihinin ne yazık ki en acımasız ve en organize dönemini yaşatıyor... Hem de devletin gafleti yüzünden!..

Hizbullah’tan IŞİD’e!..

Türkiye, 1990’lara geldiğinde de PKK terörü zirvedeydi... Hizbullah ise Doğu’dan Batı’ya “hicret” etmeye çalışırken “mezar ev”lerle terör estiriyordu!..
17 Ocak 2000’de, lideri Hüseyin Velioğlu İstanbul Beykoz’da öldürülünce Hizbullah dağılış sürecine girdi...
Örgüt, 24 Ocak 2001’de Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan ve 5 korumasını şehit ettikten sonra bir süre yeraltında bekledi, ardından da “Hüda-Par” adıyla siyasallaştı...
Hizbullah siyasallaşmayı sürdürürken, dinci örgütten kaçanların sığındığı El Kaide de Türkiye’de hücre faaliyetlerini çoktan başlatmıştı... Çünkü dağılan Hizbullah hücreleri kendilerine yeni mevzi arıyordu...
İşte El Kaide’nin sinsice ve de devletten bile habersiz örgütlendiği bu süreçte, asıl şok 15-20 Kasım 2003’te yaşandı...
Pakistan ve Afganistan’da, Usame Bin Ladin’in kaldığı kamplarda eğitilen eski Hizbullahçılar, “El Kaide” kılığında İstanbul’da HSBC Bank, İngiltere Başkonsolosluğu ile 2 sinagogu bomba yüklü araçlarla havaya uçurdular...
Türkiye’yi sarsan patlamalarda 60’tan fazla yurttaş öldü, 700 kadarı da yaralandı... Eylemi düzenleyenlerin bir bölümü Kuzey Irak’ta ABD saldırılarında öldürülse de Türkiye’de El Kaide’nin tohumlarını atmayı başarmışlardı...

Bitmeyen barut kokusu!..

Evet, 40 yıl önce bu ülkenin başına bela olan ve hem askeri yönetimlerin hem de hükümetlerin gaflet stratejileri ile palazlandırdığı terör, kanlı yüzünü her an göstermekten kaçınmıyor...
Yalnızca PKK da değil, El Kaide, IŞİD ve DHKP-C gibi örgütler şiddet sarmalını her geçen gün büyütmekten vazgeçmiyor...
Son yıllarda bu ülkede 500’ü aşkın yurttaşın intihar saldırılarında can vermesi, son altı ayda binden fazla PKK’lının öldürüldüğü çatışmalarda 300’den fazla asker, korucu ve polisin şehit olması da yetmedi...
Çünkü toplum paranoya içersinde ve daha 4 gün önce Ankara’da 37 kişinin ölümüne yolaçan intihar saldırılarının süreceğinin korkularını yaşıyor...
Şimdi başa dönelim; Afrika ülkeleri ve geri kalmış Ortadoğu ülkelerini saymazsanız, çağdaş dünyanın hangi ülkesinde 40 yıl önce doğanlar terör ve kan girdabında yaşamaya çalıştılar acaba?..
Bitmeyen terör ocakları söndürürken, ülkenin semaları dumana bulanmış kan kokusuyla sarsılırken hiç düşündünüz mü acaba; 1970’lerde doğan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları daha kaç yıl terörle birlikte yaşamaya zorlanacaklar?..
“Türkiye terörle yaşamaya alışmalı” diye pervasızca ahkam kesen yandaş kalemşorların zırvalarını bir kenara bırakın da, kim çıkartacak milleti 40 yıldır süren bu kanlı kaostan?.. Hançerenizden çığlık atmanın zamanı gelmedi mi; “Millet ne zaman ‘huzur’a ereceeeekkkkkkkk?..”


https://twitter.com/FARACYAZIYOR
https://www.facebook.com/mfarac