BİR SALDIRININ ANATOMİSİ!..

BİR SALDIRININ ANATOMİSİ!..

İstanbul-İstiklal Caddesi’ndeki intihar saldırısı dinci terörün strateji değiştirdiğini de mi ortaya çıkardı acaba?.. Ya da bu saldırı, sürekli olarak “IŞİD neden İsrail’i hedef almaz” şeklindeki o ürkütücü soruya da kanlı bir yanıt mı oldu?..
Tabi ki acının dili, milliyeti ve ırkı olmaz, olamaz... Hele terörün vurduğu “insanlık”sa bu bağları sorgulamak da en az terör kadar tehlikelidir... Çünkü terörü desteklemek kadar ölen insanların milliyetine sevinmek de alçaklıktır!..
Evet; İstanbul’daki son saldırı, Irak ve Suriye’de iyice sıkışan IŞİD terörünün artık “özel nokta” hedeflere yöneldiğini de düşündürüyor... Çünkü bu algıyı yaratan iki önemli soru da var;
Örneğin bu “yeni hedef” anlayışı, genelde Müslümanları katleden IŞİD’in “merkezi bir stratejisi” olsaydı, şüphesiz Ortadoğu’da da benzerleri çoktan görülmüş olurdu...
Diğer yandan eğer bu saldırı Türk IŞİD’inin “bireysel” bir çıkışıysa, bu da Türkiye’de benzer eylemlerin olabileceği konusunda çok tehlikeli bir sinyal vermiş olmalı...
Evet, ne olursa olsun polisin İstiklal’deki eylemle ilgili açıklaması çok net; “IŞİD militanı Öztürk ‘doğrudan’ İsrailli turist kafilesini hedef aldı!..”
IŞİD militanı Mehmet Öztürk’ün eylem öncesi kameralara yansıyan rahat görüntüsü kadar, seçtiği “özel hedef” de tüm bunları düşündüren etkenlerden...
Peki, 1992 doğumlu saldırgan nasıl bu kadar rahat davranabilmişti?.. Uyuşturucu mu almıştı, yoksa özel bir eğitimden mi geçirilmişti?..
Öztürk her ne kadar pervasız tavırlarıyla ürkütücü olsa da, saldırgan aslında “seçilmiş bir hedef”i kolladığını da hiç çekinmeden ve de çok rahatlıkla dışa vurmuştu...
Öyle, şok yaratmak için sıradan bir kalabalığa dalıp patlayan militan görüntüsü vermemişti Öztürk!.. “Sarsıcı bir hedef”i vardı ve ne ilginç ki salına salına gezerek ölüme ve öldürmeye yürümüştü!!!

Terörün yeni stratejisi!..

Mehmet Öztürk’ün bu rahat tavrı polisin de dikkatini çekmiş olmalıydı ki, saldırganın İstiklal’deki harekat tarzı kamera görüntülerinden dikkatle takip edilmiş...
Polis, İsrailli turistlerin otellerinin bulunduğu Beşiktaş’tan başlayarak İstiklal Caddesi’nin tünel girişine kadar olan bölgedeki tüm kamera görüntülerini mercek altına almış...
Canlı bombanın, turistleri Beşiktaş’taki otellerinden çıktıkları andan itibaren “takibe” aldığı görülmüş... Kafile, kahvaltı için İstiklal Caddesi’nde bir lokantaya girince Öztürk ara sokakta sinsice beklemeye geçmiş...
Ve IŞİD militanı, bir süre sonra dışarı çıkan kafilenin üzerine doğru ilerleyerek saldırıyı gerçekleştirmiş... Sonuç; 3’ü İsrailli, 1’i İranlı 4 ölü,
39 yaralı...
Öztürk, IŞİD’in ilk kez Türkiye’de İsrailli turistleri hedef alarak “yeni bir eylem stratejisi”ni de duyurmuş olabilir, yerel hücrelerin yönlendirmesiyle harekete geçmiş olabileceğini de!..
Evet; El Kaide’nin 15-20 Kasım 2003’te İstanbul’da “sinagogları hedef” almasından 13 yıl sonra IŞİD’in İsrailli turistleri “özel hedef” seçmesi ne kadar önemliyse canlı bombanın kimliği ve kişiliği de çok dikkat çekici...
Örneğin, Öztürk polisin aradığı “19 IŞİD’li” canlı bombadan biri değilmiş!.. Çünkü poliste de jandarmada da kaydı yokmuş!..
Seçilmiş bir hedefi uzun süre takip edecek kadar “dikkatli” olması, babasının polise verdiği “oğlum küçükken kaza geçirdi, akli dengesi bozuk” şeklindeki ifadesini de kuşkulu hale getiriyor...
Tüm bu bilgiler şunu da gösteriyor; aramızda deşifre olmamış onlarca hatta yüzlerce potansiyel canlı bomba olabilir... Asıl önemli soru da şurada ortaya çıkıyor; Diyarbakır, Suruç, Ankara ve son olarak İstiklal Caddesi’nde patlayan canlı bombaların tamamı neden “Adıyaman” kaynaklı?..
O halde polis, IŞİD’in Türkiye’deki merkezleri ve canlı bomba üreten hücreleriyle ilgili özel bir çalışma yürütmüyor mu acaba?.. Kim verecek bu soruların yanıtını?..

Yandaşların korkusu!..

Son bombalama olayları AKP iktidarı kadar onun yandaş kalemşorlarının da şaşkınlığını nedense arttırdı...
Hükümet özellikle metropolleri hedef alan terörü önlemekte ne kadar beceriksizse, yandaş kalemşorların ortalığı “sütliman” gösterme çabası da bir o kadar utanç verici...
Hükümet medyasının “ya başkanlık ya kaos” başlıkları mide bulandırmaya devam ederken, geçtiğimiz günlerde yandaşlardan Abdülkadir Selvi, “Türkiye terörle yaşamaya alışmalı” şeklinde insanının sabrını zorlarcasına ahkam kesince, zaten canı burnunda olan yurttaşlar öfke kusmuştu...
Nedense bazı yargı mensuplarının da desteklediği bu pervasız yaklaşım İstiklal’de patlayan son bombayla hemencecik altüst oldu... Yalnızca hükümet değil, bu işin sonunun hiç iyiye gitmediğini gören yandaşlar da korkuya kapıldı ki sormayın!..
Çünkü dün internet medyasına yansıyan tepkilerden gördük ki Selvi de, “Birkaç yerde daha bomba patlarsa korkarım ki vatandaşlar ‘bu işler böyle gitmiyor’ demeye başlar” şeklinde bir teslimiyet tavrı göstermiş... Yani teröre alışılamayacağını kısa sürede görüvermiş Selvi!..
Evet; bu işin yürümediği, gaflet ve ihanet politikalarının terörü hortlattığı biliniyor da, bunda yalnızca AKP’nin değil, daha düne kadar “açılım” şakşakçılığı ve İmralı güzellemeleri yapan yandaş kalemşorların da suçu yok değil...
Velhasıl, ülkenin huzura ermesinde hükümet de, yüzde 90’ı onun denetimine geçen medya da gereğini yapamıyor...
O halde ülkeyi ve milleti bu terör girdabından çıkaracak asıl etkili güç bellidir... Bir kez daha vurgulayalım; o güç Doğulusuyla- Batılısıyla, “tek vatan- tek bayrak” diyen bu halkın ta kendisidir... Çünkü acıları, ocaklarına ateş düşmeyen siyaset zenginleriyle yandaşları değil, bu halk yaşıyor...


https://twitter.com/FARACYAZIYOR
https://www.facebook.com/mfarac