YARASI ÇOK ÜLKEMİZİN…

YARASI ÇOK ÜLKEMİZİN…

Güya bugün TÜYAP yazıma gelen sözlü ve yazılı tebrik iletilerine teşekkür edecektim. Nerde? Konu cenneti (cehennemi mi demeliydim?) memlekette ne mümkün? Gerçeğin ve hayatın üzerinde bunca baskı varken, biz bu koşullarda nasıl ve ne zaman toparlanacağımızı bilmezken, gel de gündemin dışına çık, teşekkür iletilerine yer ver… 

Gece yarısı verilen önergeler, alaca karanlıkta geçirilen yasalar, yangından mal kaçırırcasına hızla parmak indirip kaldırmalar. Toplumun kanayan ve bir türlü kabuk tutmayan yaralarında bu acele niye? Gündüzler çuvala mı girdi?

Yazımın başlığında yarası çok ülkemizin diyorum. Çözebilmek için öncelikle o yaraları hissetmek lazım. Daha sonra doğru tanıyı koymak, derken uygun tedaviyi bulmak ve de kararlı olmak lazım! 

15 yaş altı anne olan kız çocuklarının yüzde 700 arttığı ülkemizde, Türkiye’yi ayağa kaldıran, 83 kadın kuruluşunun ortak bildirisiyle “çocuktan eş olmaz” dedirten,  önergede imzası bulunan vekil kalkıp; “Türkiye’nin kanayan yarasını çözmemiz gerekiyor. Bizim de çocuğumuz var. Allah muhafaza. Önergemizin doğru olduğuna inanıyoruz, tasarıyı geri çekmeyeceğiz” diyorsa sözün neresinden tutalım? Adı geçen vekile; “utanç rakamlarına bakın. 2002- 2015 yılları arasında 440 bin çocuk anne olmuş. 15 yaş altı 16 bin çocuk anne var” diye mi hatırlatalım? Yoksa o fasıl uzun bur konudur deyip, başka bir yazıya mı bırakalım?

Kitabına uydurma siyasetinin egemen olduğu, yargısı biten, akademik hayatı yara alan, kurumları can çekişen, kadını ve kızı bitirilmek istenen bir ülkeden söz ediyoruz. Çarpık, çürümüş, utanç veren önerileri için Adalet bakanı; “Düğün, dernek yapılmış, hediye takılmış, savcı bile düğüne gelmiş” diyerek ayrı telden, başbakanı ayrı telden çalıyorsa o yara kanamaya devam eder… 

Toplumu geren her sorun için hoşgörü göstere göstere, “ne yapalım toplumun kültürü bu” diye diye ülkeyi kadınlar için cehenneme çevirenlere, bu kez Erzurum valisi kısa yoldan bir çıkış göstermiş! Açılışını yaptığı mezarlık için aşka gelen vali; “burası o kadar güzel ve nezih bir mekân ki insanın neredeyse ölesi geliyor” buyurmuş! Vali beye, insanın ölesi gelmiyor, “tecavüzcünle evlen” yasasıyla insanlar zaten öldürülüyor demek lazım! 

Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı, toplumun gergin, ülkenin barut fıçısına döndüğü, gülen insan sayısının azalıp, çatık kaşların çoğaldığı, yarın endişesinin tavan yaptığı ülkemiz hiç bu kadar huzursuz ve umutsuz olmamıştı.

AKP’li vekile göre Türkiye’nin kanayan yarasına çözüm arıyorlarmış. Vekilin şunu anlaması gerekir. Kanayan yara çok da çözüm bu değil. Kadına şiddeti önleyin, ilkelliğin önüne geçin, eşitsizliği kaldırın, kadını ekonomik anlamda güçlendirin, eğitimine öncelik verin, ahlaksızlığı, hırsızlığı olumlayan yasalara geçit vermeyin. En önemlisi tecavüze af getirmeyin!

Kulağınızı ve gözünüzü açın! 100 bin kişiye 179 hekim düşüyor. Kanayan yara budur.

BM Düşünce ve İfade Özgürlüğü Raportörü David Kaye; “Türkiye’de durum karamsar ve vahim” diyor. Kanayan yara budur.

Proje okul adı altında hedef tahtasına oturtulan okul öğretmenlerinin yüzde 60’ının yeri değişti. (MEB yüzde 18 olacak” demişti) Kanayan yara budur.

Tecavüzün rızayla aklanması yoluna gidilerek, insan onuru hiçe sayılıyor, mağdur çocuğa ikinci bir ceza daha veriliyor, vicdansız yasaya karşı vicdanlar kanıyor. Kanayan yara budur.

Siirt Şirvan’da Maden Ocağında 16 işçi göçük altında kalıyor. Kanayan ve bir türlü kapanmayan yara budur. 

Yarası çok olan ülkemizde insanın gerçekten yüreği kanıyor…