KİMSE SAĞA SOLA ÇEKMESİN!

KİMSE SAĞA SOLA ÇEKMESİN!

Erdoğan; “Ben halkımızın henüz cumhurbaşkanlığı sistemini anlama konumuna geldiğine ihtimal vermiyorum” diyor. Halkımızın yarısı da; o zaman yetkili kimse anlatsın, açıklasın, biz de anlama konumuna gelelim(!) diye açıklama yapıyor…

Erdoğan; “Hayır diyenlerin konumu, aslında 15 Temmuz’un bir yerde de yanında yer almaktır. Kimse sağa sola çekmesin!” diyor. Numan Kurtulmuş her zaman olduğu gibi hemen devreye girip “yok öyle demek istemedi” diye açıklama yapıyor. Buna göre, “hayır” demek terörist olmak anlamına geliyorsa, o zaman ülkenin yarısı terörist mi kaynıyor?

Erdoğan, Bahreyn, Katar ve Suudi Arabistan’a giderken; “Şu anda anketler sağlıklı değil, asıl anketlerin bize akışı araziye çıkışla beraber yoğunlaşacaktır” diyor. Arazi nerede? Çıkacak olan kim? Yoğunlaşma hangi ölçüde ve nasıl sağlanacaktır? O konuda bir açıklama yapmıyor. Halkımız kendisi anlasın istiyor!

Arap dünyasında hava al gülüm ver gülüm havasında seyrederken, Ankara’da hava hele bir referandumu atlatalım kıvamında görünüyor! Ve Bahreyn Kralı Erdoğan’a som altından yapılmış en üst düzey nişan olan “Şeyh İsa Bin Selman Al Halife” madalyasını takdim ediyor! Tepelerde durum böyle seyrederken;

Ana muhalefet partisi; “rejim değiştirilmek isteniyor” diyor.
İktidar; “rejim meejim(!) değişmiyor” diyor.
Bahçeli; “töreye uygun devlet düzenine geçeceğiz” şeklinde açıklama yapıyor.
Erdoğan; “Türk tipi başkanlığı getireceğiz” diyor.
Başbakan kendi eliyle görevini sonlandırmaktan hoşnut görünüyor.
Tüm bunlar olurken kamuoyu da 2019 yılında yürürlüğe sokulacak değişiklikler için şimdiden ortalık ayağa kaldırılmasaydı, ya da “evet hayır” yerine “evet evet” diye iki seçenek konulsaydı diye düşünüyor…

Kafalar karışık, ortalık toz duman, hayırcılar topun ağzında, korku dağları beklerken, YSK’nın açıkladığı 58.266. 349 seçmenin önüne dayatılanlara ne diyeceği merak ediliyor. Yine kamu vicdanı denilen gücün bu kez içinden geçeni sandığın içine koyup koymayacağı, vicdanın sesinin bu kez doğru adresi bulup bulmayacağı heyecanla bekleniyor. Sonuç olarak her kafadan bir ses çıkınca da tartışmanın ana ekseni bi türlü anlaşılamıyor…

Hal böyle iken; yazar tayfasına da gözlerden kaçmasın diye, töreye uygun devlet düzeni ne ola ki, ya da Türk tipi başkanlık ne ki araştırmasını yapmak kalıyor! Aynı tayfaya, 15 yılda ülke nüfusu yüzde 13.8 büyürken, tutuklu ve hükümlü sayısı yüzde 232 artmışken, basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 151. sıraya gerilemişken nerden çıktı bu sistem tartışmaları diye sormak düşüyor.

Tüm bunlarla yetinmeyen yazar çizer takımına bu kez de 2002- 2015 arasında 14 bin kadın cinayeti işlenmişken, yani kadına yönelik şiddet son 7 yılda yüzde 1400 artmışken, çocuklara yönelik cinsel istismar yüzde 434 artış göstermişken, son 5 yılda 232 bin 313 kız çocuğu evlendirilmişken yeni getirilecek olan sistemin adı ister başkanlık olsun, ister Türk tipi başkanlık tüm bu sorunları ne ölçüde çözeceğini yazıp çizmek düşüyor…

Ve son olarak yazıcı takımı; yöneticilerin engin deneyimine ve hoşgörüsüne sığınarak soruyor! Halkın kabaran öfkesine, şaşırma eşiğini çoktan aşan ve ne söylenirse söylensin söz geçirilemeyen sinirlerine daha ne kadar kıyılacak? İnsanlar acılar karşısında metin olmakta zorlanırken, koşullar zor ve ağır, halk çaresizlikle kıvranırken, toplum baskı, terör sarmalı içinde nefes alamazken,  açıklanan bazı gerekçelere kargalar bile gülerken, halk neden gülemiyor sorusu daha ne kadar yanıtsız kalacak? İktidar olmak ve istikrarı sağlamak yönetimin işi ve sorumluluğu iken ülkemizin güçlü olması, güvende olması daha ne kadar ertelenecek? Dış ve iç gezilerden zaman bulup bu konular ne zaman masaya yatırılacak?

Tüm bunları insan sormadan edemiyor…