SOÇİ’deki ZİRVEYİ NASIL OKUMALI

SOÇİdeki ZİRVEYİ NASIL OKUMALI

Suriye konusunda, Rusya’nın ev sahipliği ve eşgüdümünde, Soçi’de, Rusya, Türkiye ve İran’ın vardığı uzlaşma, hem Türkiye’nin değişen tutumunu, hem Suriye rejiminin direncini, hem de bölge ülkelerinin ittifakını gösterdi. Bölgedeki muhtemel ve müstakbel gelişmeleri doğru tahmin etmek için, sağlıklı, nesnel, soğukkanlı tespit, teşhis ve tahlillere ihtiyaç var. Sıralayalım… 

1) İran; izlediği siyasetle Irak ve Suriye üzerinde etkisini daha da artırdı. Suriye’de, Şam yakınlarında hava üssü, Akdeniz kıyısında deniz üssü inşa ediyor. Suriye’nin değerli madenlerini çıkarmada imtiyazı da elde etti. Suriye üzerinden Akdeniz’deki etkisi de arttı. Lübnan’da son haftalarda yaşanan gelişmeler dikkate alındığında, İran’ın Lübnan Hizbullah’ı üzerinden hem bu ülkede, hem Akdeniz’de artan etkisi dikkat çekiyor.

2) ABD emperyalizminin işlevsel aparatı IŞİD terör örgütünü ABD; Türkiye, Irak ve Suriye’ye karşı kullandı. IŞİD’i Rakka’dan çıkarmak için, yine ABD denetimli PKK – PYD terör örgütü devreye sokuldu. Yani ABD, ikisi de kendi güdümünde olan terör örgütlerinden birini, diğerinin üzerine yürüttü. Son olarak Suriye’de IŞİD’in kalesi sayılan Rakka’dan, IŞİD teröristlerinin tahliyesine karar verince ABD, bu kez tahliyeye PKK – PYD teröristleri nezaret etti. Haberi de İngiliz yayın kuruluşu BBC yaptı. Bölge ülkelerine açık bir mesajdı bu.  

ABD’NİN IŞİD’E VERDİĞİ YENİ GÖREVLER

3) Suriye ve Irak’tan ayrılan IŞİD teröristleri, ABD’ye gidip hamburgercide, benzin istasyonunda çalışmayacağına göre, ABD onlara yeni işler buldu, yeni görev verdi. Nerede? Öncelikle Mısır, Libya ve Türkiye’de... Mısır’da geçen hafta ilk terör eylemini gerçekleştirdiler nitekim.

4) Suudi Arabistan, taht kavgaları ile çalkalanırken, İsrail’in kendi savaş kapasitesini artırsa bile, Suudi Arabistan için, onun adına, Lübnan’da savaşmak istemediği bir kez daha görüldü. Bunun anlamı şu: İran’a karşı doğrudan bir saldırı mümkün olmadığı için, İran’ın etkili olduğu yerlerde vekâleten savaşlar devam edecek. Yemen, Suriye derken, yeni gerilimler sırada…

5) Gelişmeler, Türkiye ile ABD arasında sadece devlet kapasiteleri açısından uçurum olmadığını, aynı zamanda çıkarlar, değerler, hedefler, öncelikler, tehdit algıları, beklentiler açısından da uçurum olduğunu gösterdi. Şimdiye kadar olduğu üzere mevcut asimetrik ilişkide ısrar etmenin, Türkiye’nin bağımsızlığı, bütünlüğü, egemenliği ve siyasal birliği açısından sürdürülebilir olmadığını kanıtladı.

“DÖNÜŞÜM MUHTEŞEM OLACAK”

6) Rusya; Ortadoğu’da, Akdeniz’de, Avrasya’da nüfuzunu daha da artırdı. 1989 – 1991 arasında SSCB dağıldıktan, Varşova Paktı çözüldükten, Soğuk savaş bittikten, Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra büyük bunalım yaşayan, 1992’de deniz filosunu Akdeniz’den çeken, Akdeniz’de bir tek Suriye’nin Tartus Limanı’nda varlığını koruyan Rusya’nın dönüşü; Kadir Tapucu’nun ünlü şarkısını anımsattı:“Dönüşüm muhteşem olacak”. Çünkü Suriye’de en güçlü aktör... Akdeniz’deki nüfuzu, eskilerin deyimiyle hatırı sayılır şekilde arttı. Suriye’de başından beri rejime destek veren, 2013’ten itibaren askeri varlığını artıran, 2015’ten itibaren hava kuvvetlerini devreye sokan Rusya, diplomasiyi ve askeri gücü birbiriyle uyumlu, birbirini besleyen, destekleyen bir yaklaşımla kullandı. Yani dinamik, aktif, enerjik, esnek ve ritmik bir diplomasi ve sert güç uyumu söz konusu... Bu sayede Suriye’de hem iktidar hem muhalefet üzerinde etkili oldu. Onları bir masa etrafında buluşturabilecek tek güç olduğunu gösterdi. Bu süreçte dünya da Rusya’yı Suriye’deki en etkili aktör, sorunu çözmede en yetkin güç olarak kabul etti.

7) Rusya, Suriye’deki üslerinin sayısını da artırdı. Tek uçak gemisi olan Amiral Kuznetsov’u, nükleer füze kruvazörü Piyotr Velikiy’i (Büyük Petro) Suriye açıklarına yolladı. Akdeniz’deki ulusal çıkarlarını korumakla kalmadı, geliştirdi. Akdeniz’de daha sık filo gezdirmeye başladı. Bazen Rus gemilerine Çin ve İran gemileri de eşlik etti. Ortak tatbikatlar gündeme geldi. Sadece kara gücü olmadığını, deniz gücü olduğunu da kanıtlayan Rusya; ABD ve İngiltere ile birlikte denizaltıdan füze atabilen güçlerden biri. Rusya’nın; Mısır, Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail’le gelişen ilişkileri dikkate alındığında, Akdeniz’de eskisinden çok daha güçlü konuma geldiği görülür.

8) Astana Süreci’nden itibaren Türkiye’yi Rusya’ya yakın bir çizgiye çekmeyi başaran Moskova; gerçekte egemenlerin, büyük güçlerin hukuku anlamına gelen uluslararası hukuk açısından da sorunsuz hamleler yaptı. Çünkü Suriye’deki varlığını, Esad’ın Rusya’yı davet etmesine bağlıyor. Yani, uluslararası hukuk ve meşruiyet açısından Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığının sorun yaratmadığını söylüyor. Ayrıca, ABD’nin uluslararası hukuku çiğnediğini vurguluyor. Onu terör örgütlerine destek vermekle suçluyor, iddiasını kanıtlıyor ve dünyaya duyuruyor.

RUSYA’NIN ARTAN NÜFUZU ve TÜRKİYE

9) Rusya; bu süreçte Türkiye’nin ABD ve AB’yle yaşadığı sorunlardan da yararlandı. Türkiye’de yükselen ABD, NATO ve AB karşıtlığını besleyecek hamleler yaptı. Türkiye’nin siyasi ve iktisadi yöneliminde, enerji siyasetinde, savunma ve güvenlik politikalarında Rus etkisi arttı. Hem de bunu PKK terör örgütünün Moskova ofisini, Türkiye’nin uyarılarına rağmen kapatmadan, PKK – PYD terör örgütünü desteklediği, Suriye’yle ilgili görüşmelere davet ettiği bir dönemde yaptı Rusya.

10) Rusya’yı Baltık’tan, Karadeniz’den, Gürcistan üzerinden, Ukrayna – Kırım sorunu eliyle kuşatmak, tecrit etmek isteyen ABD hedefine ulaşamadı. Tersine, sıklıkla vurguladığımız şu temel yasa bir kez daha gerçekleşti: Avrasya’da etkili olmak için Ortadoğu’da etkili olmak, Ortadoğu’da nüfuz sahibi olmak için Avrasya’da nüfuz sahibi olmak şarttır. Öyle de oldu. Rusya’nın Ortadoğu’da da, Avrasya’da da etkisi arttı. Küresel güç olduğunu gösterdi. İran, Suriye, Irak üzerindeki etkisi pekişti. Ekim ayında Suudi Arabistan kralını ağırladı, önemli silah ve enerji anlaşmaları imzaladı.

Sözün Özü: Satranç oynayanlar, tavla oynayanlardan daha iyi bilirler diplomasiyi.