YAŞAMIN İÇİNDEN…

YAŞAMIN İÇİNDEN…

Geçmişimizden pek çok kesit barındırdığı için acıyı -hüznü bal eyleyen anılar, bugünlerde beni sıklıkla yoklamaya başladı! Bunda Yeni Türkiye’yi inşa edenlerin rolü ve etkisi çok büyük kuşkusuz! Yılbaşına yönelik olağanüstü önlemler,  bazı oyunların yasaklanması, kültürel yaşamı yok etmeye dönük siyaset anlayışı, bazı tercihleri genelleştirme çabaları, sokakta, sınıfta, okulda, kantinde, kafede, otobüste dayatılanlar ve tüm bunlara karşılık hesap vermemenin dayanılmaz rahatlığı…

Tam da burada seçip gönderdiklerimizin oluşturduğu meclise bakalım! TBMM, 1546 soru önergesini iade etmiş. Ya iade edilenler arasında çok önemli olanlar varsa! Olsun deyip geçebilir misiniz? Eğer hayatın anlamı kişinin seçimleriyse, kalıplara itiraz etmek gerekmez mi? Kalıpların zihinlere yerleştirilmesine karşı çıkmak gerekmez mi? Neden derseniz paradan sağlığa kadar değiştiremediğimiz her şeyin bizi değiştirdiği ortada değil mi? Yönetemediğimiz her şeyin bizi yönetmeye kalktığı belli değil mi?

Ne yani? Yöneticiler istediği gibi konuşacak, önüne geleni haşlayacak, istediğine parmak sallayıp, istemediğini dışlayacak, daha net bir ifadeyle üst akıl alt akla hükmedecek. İyi de nereye kadar ve daha ne kadar? 2017 yılında bu ülkede 409 kadın öldürülmüşse, en fazla kadın cinayetinin yaşandığı iller İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa, Adana, Gaziantep ve Konya şeklinde sıralanıyorsa oturup düşünmek gerekmez mi? Acilen önlem almak ya da…

Benzeri görülmemiş yoğunlukta ve yaygınlıkta yaşanan bu tür olayların irdelemek ve üstüne üstüne gitmek ülkedeki siyasi iktidarı ilgilendirmez mi? Zehir püsküren, tehlikeli atık üreten, çevre cinayeti sayılan termik santrallerin tehlikesine rağmen ardı arkası kesilmiyorsa içimiz niye rahat olsun ki?  Çanakkale, Zonguldak, İskenderun, Adana, Konya, Kütahya, Trakya’da inadım inat diyerek yenileri yapılacaksa içimiz niye ferahlasın ki?

Eğitim yatırımlarına ayrılan pay yüzde 10’u bile bulmuyorsa,  2017 yılı eğitimde sürgünlerin, yurt yangınlarının, ihraçların, eğitimde yapbozların yoğun yaşandığı bir yıl olmuşsa, müfredat sık sık değiştirilmiş, TEOG bir gecede kaldırılmışsa yarınlar adına nasıl umutlanalım ki? Yurtlarda ardı arkası kesilmeyen skandallar yaşanmış, karma eğitimden uzaklaşılmış, kitaplar değiştirilmiş, içerik sıfırlanmış, ilköğretim çocuklarına ölüm temalı resim yarışmaları açılmışsa yüzümüz niye gülsün ki?

Ve tüm bunlara rağmen hatalar zincirini üstlenen ve üstüne alan çıkmamışsa! MEB çoğu kez suskun kalmayı yeğlemişse ülkem insanı kime güvensin ki? Daha net ve son bir soruyla sorup noktayı koyalım! Ya da daha neyin olmasını beklesin ki?

Bir yanda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bitip tükenmeyen 9 merakı. Açmak gerekirse; 9 bakanlığın bütçesinden daha çok olan bütçe giderleri, kız çocuklar 9’unda erkek çocuklar 12’sinde evlenebilir fetvası. Devlet içinde devlet değil, devlet üstünde devlet gibi hareket eden DİB, ereklere eşlerini watsap, mesaj ve e.posta aracılığıyla boşanmanın yollarını açtıktan sonra evlenme yaşını 9 ve 12 olarak açıkladı ya! Keşke birileri bu kuruma medeni kanunda evlenme yaşının asgari 17 olduğunu hatırlatsa iyi olmaz mı?

Konuların fikri alt yapısını hazırlayanların ve ülkeyi yönetenlerin yasal kalkanları olabilir. Ama unutmamak gerekir ki toplumların, hele bir de kadınların dolup taşma noktası vardır. Yoksulluk isyanların ve suçların anasıdır derler. Ya önünü ardını düşünmeden yapılan konuşmalar, insanları birbirine düşüren, toplumu kutuplaştıran açıklamalar?

Nokta…