BU LOBİYİ KİM BESLİYOR?

BU LOBİYİ KİM BESLİYOR?

Önce basit bir gerçek: Dünyanın en gelişmiş ülkeleri, enerjiyi en fazla tüketen ülkelerdir.

Bu ülkelerin bir özelliği de nükleer enerjiyi bol bol kullanmalarıdır.

Gelişmişliğin altında, nükleer enerjinin ve nükleer teknolojinin büyük payı vardır.

Bir başka gerçek de şudur: Nükleer enerjiyi ilk kullanan ülkeler, emperyalist ülkeler olmuştur.

***

Bir de Müslüman dünyasını da kapsayan geri kalmış ülkelere göz atın. Buralarda nükleer enerji kullanılamaz.

Şu an dünyada 450 nükleer santral çalışmaktadır. Hepsi de sözünü ettiğimiz dünyaya hükmeden ülkelerde yer almaktadır. 50 tanesi de yapım aşamasındadır.

Fransa, elektrik enerjisinin yüzde 70’ini bu atom santrallerinden elde etmektedir.

Türkiye, 20 yıldan fazladır, ekonomik büyüklükte ilk 20 içinde yer almaktadır. Buna göre, şu an 20 kadar nükleer santralin de bizde kurulması gerekirdi. Ama 1 tane bile yok. Bu, çok büyük bir eksikliktir.

BİLMEDEN BAĞIRANLAR

Nükleer enerji, yanı sıra nükleer teknolojiyi getirir. Bu zorunluluktur. Nükleer teknoloji askerlikten tıbba kadar her alanda kullanılan son derece önemli bir teknolojidir.

Türkiye’yi bu enerjiden ve teknolojiden mahrum bırakmak isteyen Batılı ortaklarımız, Türkiye’nin 50 yılı bulan nükleer santral isteğini hep karşılıksız bıraktılar. Bu yetmedi; batılı ülkeler, örneğin Fransa, Türkiye’deki çevrecileri kışkırtarak atom santrali projemizi engellemeye çabaladılar.

Kandırılan çevreciler de gösteriler düzenleyerek “Nükleer santral istemiyoruz!” diye bağırdılar.

Bu gösterilere katılanları kötü niyetli saymıyoruz. Lakin, bunlar kendilerine, hiç değilse, “Fransa niçin bu kadar çok atom santrali yapmış?” diye sormalılar. Sonra da protesto organizatörlerine biraz kuşkuyla bakmalılar.

Hemen belirtelim ki bu enerjiyi Türkiye kullanmak zorundadır. Eğer kalkınacaksak, eğer bizim çok uzağımızda olan nükleer teknolojiye ulaşacak isek bir yerden başlamak gerekiyordu. Akkuyu ile ilk adım atılmıştır.

Çevrecilere düşen görev; bu santrale toptan karşı çıkmak olmamalıdır. Çevreciler, bu santralin güvenlikli olmasını istemeye odaklanmalıdırlar.

Onlara önerim, Prof. Aziz Sancar’ın bu projeyi neden desteklediğini iyi düşünmeleridir. Kimse Sayın Sancar’ı “Bu işten anlamıyor!” biçiminde hafife alma yanlışına düşmesin.

Akkuyu halkından isteğimiz, bu projeye sahip çıkmaları ama tam güvenli bir santral talebini yükseltmeleridir.

Başka türlü davrananlar, Türkiye’nin enerji yetersizliği içinde debelenip gitmesini isteyen dış destekli tiplerden başkası olamazlar.

FETÖ’cü YARGININ MAĞDURLARI NE OLACAK?

Hükümet, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ’cülerle mücadeleyi şiddetlendirdi. Bu, doğru... Lakin eksik...

* FETÖ’nün basın ayağı ile mücadele edilmedi, edilmiyor. İşi, Nazlı Ilıcak-Ahmet Altan gibi üç beş kişi ile sınırlamak büyük hatadır. FETÖ’nün kasası Akın İpek’in televizyonlarında bangır bangır FETÖ operasyonunu övenlere neden dokunulmadı? Bunlar hâlâ hoca havalarında spor kanallarında konuşmuyorlar mı?

Neden CIA’nın kurdurduğu Taraf Gazetesi soruşturması açılmadı?

* İşin siyasi ayağı halen gizleniyor. Kamuoyu, bu konuda adım atılmamasını çok yanlış buluyor.

* Daha da önemlisi; FETÖ mahkemelerinin haksız yere mahkum ettiği kurumların, kişilerin mağduriyeti giderilmedi. FETÖ ile mücadelenin kamuoyunda haklılık kazanması için asıl yapılması gereken, bu yıkımın onarılmasıdır.

Başta Türk ordusu olmak üzere... Sonra Ergenekon davası torbasına doldurulanlar olmak üzere... Sonra tek tek avlananlar olmak üzere...

Basit bir örnek verelim: 2010 yılında Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal’ı eleştiren bir yazı yazdım. Beni mahkemeye verdi ve Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 14 ay hapis cezasına çarptırıldım.

Şimdi artık yargı kararı ile ortaya çıktı ki:

Beni mahkemeye veren savcı Şanal, FETÖ’cü ve tutuklandı.

Beni mahkum eden hakim Hasan Gülver, FETÖ’cü ve tutuklandı.

Ziya Paşa’nın deyişi ile, “O mahkemenin hükmüne adalet denebilir mi?”

Benim örneğim diğerlerinin yanında bir toz zerresi bile değil. İntihara sürüklenenler; hapishanede ölüme mahkum edilenler... Onurları ile oynananlar; aileleri perişan edilenler; gelecekleri karartılanlar... Sorun o kadar ağır ve o kadar derin ki...

Hâlâ Ergenekon kumpasını doğru zanneden Başbakan Yıldırım bu işi savsaklayacağından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir iş daha düşüyor. Adalet Bakanı’na emredecek; yapılacak düzenleme ile FETÖ’cü yargının mağdur ettiği kim var ise onlara haklarını iade edecek. İşte o zaman, bizler de “Bu Erdoğan FETÖ ile gerçekten mücadele ediyor!” diyebiliriz.

Yoksa bu alacakaranlık ortamının gündüze mi geceye mi gideceği belli olmaz.

https://twitter.com/r_zelyut