DOĞRUSU BU mudur, DEĞİL midir? BİLEMEM ama GENEL DOĞRULAR VAR…

DOĞRUSU BU mudur, DEĞİL midir? BİLEMEM ama GENEL DOĞRULAR VAR…

Neyin doğrusuymuş, genel doğru neymiş derseniz? Cümle âlemin malumudur da yine de işin siyasal, yerel, bölgesel, kültürel, ekonomik kodlarını hesaba katarak düşünelim ve soralım derim!

Yeni dönemdi, tek yetkiliydi, atmaydı, atamaydı, siyasetin bütün gücünün “riyasete” teslimiydi, KHK’ydı, OHAL kısmi olarak bittiydi, bundan böyle uyuması istenen meclisti, demeçle yetinmesi gereken muhalefetti, yeni rejimin oyun alanı bundan ibaretti, bakanların ısınma turlarıydı, son başbakana devlet hizmet madalyası tevdi töreniydi derken devam edelim mi?

Yine devletin temelinde sarsıcı değişimler- hızlı dönüşümlerdi, tümüyle değişen devlet organizasyonuydu, idari ve mali yapılanmaydı, birleşen kurumlar, kaldırılan kurullar, tahsis edilen yeni kadrolardı, geçmişi 30 yıla dayanan ancak yeni el atılan Adnan Oktar davasıydı derken arada kaynayıp giden ve yokmuş gibi davranılan öyle çok şey oldu ki!

Öncelikle evlat- ana- baba- torun, kardeş- yeğen, dost 24 can öylesine canımızı yakıp, sözleri boğazımızda tıkadı ki! Bazı şeyleri atlamış olduk. Sırayla ve soruyla gidelim.

Ekonomi kötü mü? Elbette kötü. The Newyork Times; “Türkiye ekonomisi o kadar sıcak ki eriyebilir” diyecek kadar.

Gıda fiyatları yüksek mi? Hem de nasıl. İşsizlik var mı? Artarak sürecek kadar. Atı alan Üsküdar’ı geçti mi?  Görünen köy kılavuz istemez.

Piyasaların asabı bozuk mu? Dolara bakın. Ortak akıl ve ortak enerji nerede? Gören varsa beri gelsin. Çatal dillilere laf yetişir mi? Zor. Yaşam dilimcikleri ve yaşamdan alınan zevkler giderek azalıyor mu? Çevreye ve hastane koridorlarına bakın anlarsınız.

82 yıllık bilimsel emeğin ve eğitimin üzerinden buldozer geçti mi? İHL’ler; “Tercih sizden, destek bizden” ilanlarıyla ortalığı donattığına göre…

Bu koşullarda tepemize çöken temelsiz tesellilere kanmayı sürdürecek miyiz? Doludizgin.

İçi boş sözlere, klişe laflara, süslü oyalamacalara, yeniymiş gibi yutturulan demeçlere, hitabet sanatıyla bezeli konuşmalara, hükümet sistemi diye yazılıp tek adam diye okunması gereken eşi menendi olmayan sisteme geçildi mi? Çoktaaaaan.

Tüm bunlar yine ve yeniden nerden aklıma geldi? Bilmiyorum.

Kendi adıma bugüne kadar yazmak vardı yazamadım. Anlatmak vardı anlatamadım. Söz etmek vardı paylaşamadım diyebilir miyim? Diyemem. Ama es geçmemem gerekirken geçtiklerim oldu mu? Oldu ve var! Bu konularda yazılmadık pek bir şey kalmadı ama söylenmedik hala çok şey var!

Örneğin 2014 yılından bu yana yarım milyon iş yerinin battığını, bu yılın ilk yarısında 53 bin esnafın daha iflas ettiğini, intiharların çoğaldığını, kadın cinayetlerinin dur durak bilmediğini daha sık yazmalıydık. Oysa biz düşünmeyi sürdürdük, bu da geçer dedik, söz dalaşına daldık.

Yine kuşaktan kuşağa geçen ve daha çok cesaret için kullanılan “erkeklik öldü mü?” deyiminin içinin tümüyle boşaltıldığını, erkeklerin öldürmeyi daha çok sevdiğini gördük! Bunu daha sık dillendirmeliydik…

Aslında olaylardan kaçmadık,  etkisinden kolay kolay sıyrılamadık, yer yer baka kaldık, bazen dona kaldık, sık sık sadece televizyonlara daldık, hayallerimizi yüksek tutunca da,  inişe daha kolay geçtik! Dost ve kardeş Azerbaycan’la aramızda sık kullanılan ve iki devletin de çok sevdiği bir deyim var; “Biz bir millet iki devletiz!”

Hala kalkındık masallarıyla uyutulan ve avutulan, sevincini de öfkesini de şiddet yoluyla dile getiren Yeni Türkiye’de mevcut siyasi iklime bakınca, ayrışmayı ve kutuplaşmayı görünce artık ülkemizin tek ülke iki toplum olduğunu görebiliyoruz ne yazık ki…

Hal böyle iken bugün canım düşünmek bile istemiyor desem haksız mıyım? Çok romantiksin denirse, bunun romantizmle ilgisi yok diyebilir miyim?