GÖRENLER, GÖRMEYENLER, GÖRÜP SUSANLAR…

GÖRENLER, GÖRMEYENLER, GÖRÜP SUSANLAR…

Anahtar ya da sihirli sözcük: MSMEYEK!

O ne dediğinizi duyar gibiyim! Şu demek; “Maske, Sosyal Mesafe, El Yıkama, Evde Kal.” Kısaca virüs hayatımıza girdi gireli, MSMEYEK ve 2M çıktı çıkalı (maske- mesafe) hayatımızda normalle anormal arasında gidip geliyoruz. Korku filmi gibi bazen reel, bazen sürreel dünyalara dalıp gidiyoruz.

Bizim için zor ki ne zor! Sinemalarda, tiyatrolarda, stadyumlarda, düğünlerde, nişanlarda, kutlamalarda, lokantalarda, pastanelerde, salonlarda, sınıflarda yan yana, dip dibe, arka arkaya, karşı karşıya oturmaya alışmışız bi kere! Şimdi gel de saydığım sayamadığım pek çok yerde sosyal mesafeye uy, maskeni tak, elini yıka. Oturun evinizde deriz olur biter.

İçimi dökerek içinizi karartmak istemem ama olup biteni gördüm, gördük, görüyoruz. Demem o ki insan biraz duyarlı olunca kendi cennetinde(!) bile cehennem yaratabiliyor. İşsiz kalan garsonu, sofraya aç oturan aileleri, mutfaktaki yangınla baş etmeye çalışan kadınları, sokaktaki aç kediyi, eve hapsolan milyonları, evine ekmek götüremeyenleri, bu toprakların hiç bitmeyen kadın dramını düşünüp duruyor. Yetinmeyip yazıya döküyor…

Çünkü yazarın işi yazmak, eğitimcinin işi konuşmak, annenin işi ise göze düşen gölgeyi, yüze yansıyan ifadeyi anlamak ve durumdan vazife çıkarmaktır. Nokta!

Gelelim daha derin olan ikinci başlığı anket yoluyla açmaya! 

  1. Zaman sarsılmaz terazisiyle herkesi- hepimizi tartıyor.
  2. Süreç yıkıp dökerek hızla ilerliyor
  3. Yönetim işi askıya alarak zaman kazanıyor
  4. Herkes birbirine hodri meydan diyor
  5. Siyasi iklim gittikçe ısınıyor.
  6. Açlık sınırındaki emekli zamlardan başını alamıyor.
  7. Hepsi!

Bu arada sorular, soruları doğuruyor!

  1. Yoksulluk hep birilerine mi düşüyor?
  2.  Hüzün hep aynı adreslerde mi geziyor?
  3.  Boş ve kaynamayan tencereler en çok kimleri üzüyor?
  4.  Emekçi, dar gelirli, işsiz, kayıt dışı çalışanın yüzü niye hiç gülmüyor?
  5. Hepsi doğru da neden?

Aslında sağlık bedensel, ruhsal, zihinsel ve toplumsal tam bir iyilik hali olduğuna göre biz bu tanıma uyuyor muyuz? Bu sorunun cevabını halkın gören gözü verebilir ancak…

Tulumbada su bitince arayış çok olur misali! Hayatın her alanında; siyasette, ekonomide, dış politikada, sporda, sanat dünyasında kendini buram buram hissettiren bu virüs ekonomide de alarm zilleri çaldırınca;

Kimi zaman daha doğrusu çoğu zaman; hem konuşlandırıldığı koltuk gereği, hem kayınpederine hörmeten halkın büyük çoğunluğunun anlamakta zorlandığı mali konuları ve başarılarını ilan ve tebliğ eden damat bakana göre ülkemizde hiçbir sorun olmasa da! Gerçekler öyle demiyor…

Yine her akşam ekranlara konuk olan, her konu ve alandaki sonsuz bilgileriyle “bilmedikleri hiçbir şey yok” dedirten, hangi konu açılırsa açılsın o konuda uzmanlıklarını sergileyen, branşı olsun olmasın döktürüp duran ekran severlere bakınca da hiç bir sorun yok görünse de! Sokak öyle söylemiyor. Ekrana kitlenenler de bilim ve zulüm arasında gidip geliyor!

Hal böyle olunca da; İnsan canının ve işinin derdine düşüyor, olasılıklar, haykırışlar, değişimler arasında gel git yaşarken aklına başka şey gelmiyor, ya da ekonomik bunalım ve belirsizlik her şeyin önüne ve üstüne çıkıyor. İkinci nokta…

Not: Virüs gölgesinde kutlayacağımız Şeker Bayramı için tüm okurlarıma sağlık dileklerimi sunuyorum…