ASIL KAFA YORMAMIZ GEREKENLER mi?

ASIL KAFA YORMAMIZ GEREKENLER mi?

Başlığa bakıp şöyle düşünebilir, “El insaf” diyebilir, bunca konuyu şu minicik köşeye nasıl sığdırabilirsin diye sorabilirsiniz! Sabredin göreceksiniz. Haklısınız başlık memleketin içinde bulunduğu durumu tam anlamıyla özetliyor ve kapsıyor.

Bilim kurulu üyesi Prof. Dr. Levent Akın, korona süreci için; “Bu bir film değil, dizi filmdir!” deyince! Bana gelen ilham sonucu sürecin zorunlu ikametgâhı olan, ev mahkûmiyeti, balkon mecburiyeti, mutfak zorunlu hizmetleri, dört duvar arası ütüden süpürgeye temizlik esaslı hummalı faaliyetlerimizi düşündüm! Dayanamayıp bu tekdüze günlerimizin bitip tükenmez hikâyesini özetleyeyim dedim! Buyurun dizi filmin yorumuna ve bendenizin katkılarına! (Bu kıyağımı da unutmayarak!)

Doğruya doğru! Bu da bir şey, bir nevi önlem deyip hayatımız boyunca yıkamadığımız kadar el- yüz yıkadık. Kim bilir bilmediğimiz duymadığımız daha neler var diyerek durup oturup evi temizleyip pakladık! Yetinmedik evlerde ekmek üretimine başladık! Tam da burada suratıma acı bir gülümseme oturtmuş olabilirim. (Keşke gelmeseydi de bu kadar el yıkamasaydık, bunca dip köşe temizlik yapmasaydık, teşekküre bile değmeyen mutfak yeteneklerimizi sergilemeseydik diye düşünenlerdenim!)

Meğer virüsün ilacı mizahmış! (Şehir efsanesi değil!)

Doğrusu şu ki; Koronanın şakası yok ama koronalı şakalar çok. Dünden bugüne hayatın tıkadığı damarları açan, yaşamı güzelleştiren, hele de bu sıkıntılı karantina günlerinin yükünü hafifleten, psikolojik sorunlar tavan yapınca rahatlama vanası gibi vidaları gevşeterek saçmalama hakkı tanıyan mizah değil midir? Evet…

Covid-19’la yatıp kalktığımız bugünlerde bu belanın daha bir süre gündemimizi işgal, günlerimizi meşgul edeceği belli mi? Maalesef!

Bu zorlu ve zorunlu süreç, Bazılarına; “umurumda mı dünya, ölen ölür kalan sağlar bizimdir” dedirtse de, pek çok kişi “koronadan yırtsam da kuruntu ve kahırdan gideceğim” demeye başladı mı? Hem de nasıl!

Virüs belası çıktı çıkalı, bizi bir merak aldı mı? Aldı. Yüreğimiz ağzımıza gelmekten, ağzımızda yer kaldı mı? Bence kalmadı.

Uzun lafı kısası dişlerimizi sıka sıka çene kemiklerimiz kitlendi mi? Ne yazık ki doğru!

Gelelim kadınların olağanüstü zekâsına…

Sosyal medyada dolaşan bir görselde evde kalıp kilo alan kadınlar giysileri dar gelince hemen bir teselli yolu bularak, “giysilerimizle aramıza sosyal mesafe koyduk!” demişler! Son derece yaratıcı ve komik bulduğum için, hemen dostlarımla paylaştım. Bir arkadaşım; “İşi kökünden çözdüm, bellerine lastik taktım!” diyerek beni çok güldürdü. Gülün ve yararlanın(!) diye paylaşmak istedim!

Bir dostum; “Bugünleri de görecekmişiz!” yakınmama; “Görmeseydik de olurdu, keşke görmeseydik, bazen erken gidenlere gıpta etmiyor değilim” dedi. Gözlerimi açarak baka kaldım!

Bu kadar mizah yeter! Şimdi haberler!

Savaş bülteni gibi haberler başlamıyor mu? Meraklı gözlerle ekranların önünde konuşlanıyoruz. Derde deva bir haber ara ki bulabilesin, bulsan da alabilesin! Gözümüzü açarak vaka tablolarına, yaşamlarını yitiren hasta sayılarına, ilan edilen yeni vakalara, istatistiklere, ölen sağlık personeline, uzmanların konuşmalarına kitlenip kalıyoruz.

Görüntü ve istatistikler ekranlara yağmur gibi yağıyor! Çin’de düşüşe geçti. ABD’de PİK yaptı. İtalya’da DİP yaptı. Fransa’da yavaşladı. İspanya’da hasta sayısı azaldı. İngiltere’de hastalığın hızı yavaşladı. Almanya’da halk sokaklara döküldü. Derken esnemeye başlıyoruz! Bunun adı virüs mü yoruldu, biz mi ona alıştık bilemedim. Bildiğim o ki; Korana mısın? Kovid-19 musun? Pandemi misin? Epidemi misin? Virüs müsün? Hadi! Topla pılını pırtını başka kapıya diyeceğim diyemiyorum! Geldiğin yere dön diyeceğim Çin halkına kıyamıyorum. Sokakları sessiz, yalnız, hüzünlü görünce gözün kör olsun diyerek, neysen ne yetti artık git başımızdan! Marş marş diyorum!

 Bu nedir böyle! İşimiz var gücümüz var, öğrencimiz var, sınavımız, konuşmamız var.

Bu neymiş arkadaş! Dünyayı saran, sarsan mı demeliydim! Cüssesi küçük, kapsama alanı geniş olan virüs sessiz ve derinden yerleşerek hayatı zindana çevirdi ya! Bi yere gitmek, iki sözün belini kırmak, bir dostla kahve höpürdetmek, 2 yıldır nişanlı bekleyen yeğenin düğününe hazırlanmak hayal oldu…

Ev hapsine maruz kaldığımız bu korkunç haber bombardımanından ne zaman kurtulacağımız belli değil. Merak dorukta, virüs koltukta iken eski hayata nasıl döneceğiz? Yeni normalin zorluklarını nasıl aşacağız? Şimdilik tek konu bu…

Öneri notu: Bir kez daha görüp anladık ki; Duygu stoku, vicdan stoku, dostluk kardeşlik insanlık stokları biriktirip istiflemek ne kadar değerliymiş. O halde bugünlük ya da bir yazılık “hayat kısa, sanat uzun” deyimini; “yol uzun, tedbir kısıtlı, maske sınırlı, mizah yaşam boyu, vefalı dostlar ömürlük” diye değiştirelim, dost ve anı biriktirmeye daha çok zaman harcayıp emek verelim. Tecrübeyle sabit, hepimize iyi gelecek. (mutlu olunca da ağlayan kuşak bu duyguyu iyi bilir!)