MALTEPE’nin ETKİLERİNİ DOĞRU OKUMAK…

MALTEPE’nin ETKİLERİNİ DOĞRU OKUMAK…

Toplumun büyük katılımıyla gerçekleşen adalet yürüyüşünde kimler mi vardı? Bakalım!

“Ben de oradaydım”, “bu büyük olaya ben de tanıklık ettim”, “yıllar sonra o anları yeniden yaşamak istedim” demek için sokağa çıkanlar vardı. Her alanda yapılan haksızlıklara dikkat çekenler, adalete özlem duyanlar, “sözde adalet için yürüyorlar” diyenlere “özde adalet için yürüyorum” restini çekenler, işinden- aşından olanlar, olmasa da olanların hakkını aramak için yollara düşenler vardı.

İç ve dış siyaseti; “Gereken dersi veririm. Haddini bildiririm. Biz dünyaya örneğiz” klişeleriyle yönlendirenlere karşı; “Siyaset böyle yapılmaz, bu böyle yürümez, yürümüyor. Meşru bir zeminde kırıp dökmeden yapılır” diyenler vardı.“Uçak gemisi yapacağız” müjdesini veren siyasal iktidara karşı, keşke önce; “adalet saraylarına adalet getirdik” müjdesini verseniz diyenler vardı.

4 ayı aşkın süredir açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için Adalet bakanının; “Hayati tehlikeleri yoktur” açıklaması üzerine Jacgues Brell’in okuduğu ünlü “Ne Me Quitte Pas(Terk etme beni) şarkısını, Nuriye ve Semih baskılı tişörtleriyle Fransızca ve Türkçe haykırarak yürüyen gençler vardı. “Sana bir ülke vereceğim/ Sevginin kral olacağı/ Sevginin kural olacağı/ Ve senin kraliçe olacağın/ Terk etme beni” diyerek yürüyen on binler vardı.

İyi hal indiriminden, tahrik indiriminden yararlanıp çıkan, kaldığı yerden cinayetlerini sürdürenlere karşı; “yeter artık!” diyerek yürüyen kadın örgütleri vardı. Sokaktaki insana dokunulduğu için, ölü toprağı serpilmiş gibi tepkisiz duranlarda heyecan yarattığı için, kitleleri ayağa kaldırdığı için, söyleyecek sözü olanlara alan açıldığı için yürüyenler vardı.

Kendini mazlum ve mağdur ilan ederek, yıllardır bunun rantını yiyenlere karşı; “yetti be!” diyenlerin bu büyük buluşmasında yer almak için gelenler vardı. Eğitimden sağlığa, işsizlikten eşit ücrete kadar adalet isteyenler, hukuk devletini özleyenler, zafere adım adım yürüdüklerine inananlar vardı.

Filistin’in efsane lideri Yaser Arafat’ın; “benim küçük generallerim!” dediği küçük çocukların; “Gitme kal bizimle!” sözündeki gibi, tek başına yola çıkan Kılıçdaroğlu’na; “Sen yalnız yürümeyeceksin!” diyen on binler vardı. Keskin, sert, gereksiz ifadelerle ortalığı gerenlere karşı sonsuz bir hoşgörüyle yürüyen, İzmir’den Ankara’ya, Eskişehir’den Adana’ya, Ayvalık’tan Antalya’ya yurdun dört bir yanından koşup gelenler, gönülleri coşturan, kitleleri kucaklayanlar vardı.

Gelir dağılımında, vergide, işe alınmada, ihalelerde, sınavlarda, ücrette, sokakta, caddede adaleti arayıp da bulamayanlar vardı. Çamur atılmasına, gübre atılmasına, mermi atılmasına, su verilmemesine, tuvaletlerin kapatılmasına rağmen yürüyüşünü inatla, ısrarla, inançla sürdürenler vardı.

Ankara belediye başkanına göre 82 bin 500, İstanbul valisine göre 175 bin, polis kaynaklarına göre 1 milyon 750 bin olarak açıklanan Maltepe yürüyüşünde gören gözlere göre milyonlarca adalet isteyen yurttaş vardı.

Halkın yüreğine dokunduğu için halkta karşılık bulan ve halkın da cömert katılımıyla karşılık verdiği bu yürüyüşte Kemal Kılıçdaroğlu ve kadrosu 432 km yürüyerek, Türkiye ve dünya siyaset tarihine rekorla adlarını yazdırdılar. Martin Luther King yıllar önce; “Adalet gibi bir amaca yönelik her adım, fedakârlık, cefa ve mücadele gerektirir. Birde adanmış bireylerin bitmek bilmeyen çabası ile tutkulu girişimi gerekir” demişti.

Kılıçdaroğlu ve yol arkadaşları Martin Luter King’i haklı çıkararak, her adımı fedakârlık, cefa ve mücadele gerektiren bu yürüyüşte hem adanmış bireylerin bitmek bilmeyen çabasını hem de tutkusunu kanıtladılar. Adalet turizmin(!) fedakâr yolcularını ellerim kızarıncaya kadar alkışlıyor ve kutluyorum…