BUNU YAZMAK GEREK

OGS-HGS cezaları büyük haksızlıktır

Bazen çok ortadaki bir sorun ancak insanın kendi başına gelince tam anlaşılıyor.

On binlerce kişinin yaşadığı bir sorunu başıma gelince anlamış ve geçen hafta yazmıştım.

Sistemin başladığı günden beri kullandığım OGS (HGS)’den ceza gelmişti. Hem de 10 bin liranın üzerinde bir ceza.

Gerekli itirazlarımı yaptım tabii.

Bu sırada çok sayıda mesaj aldım, vatandaşın bu konuda müthiş şikayeti var.

Çok açık bir gerçek, OGS-HGS cezalarının mantıklı hiçbir tarafı yok.

Tam tersine devlet, namuslu vatandaşını aşağılıyor.

OGS-HGS cezası nasıl oluşuyor, şimdi ona bakalım.

Paralı köprü ve otoyollarda kullanılan OGS-HGS sistemini satın aldığınızda hesabınıza belli bir para yatırıyorsunuz.

Eğer bu para biterse ve siz 15 gün boyunca buraya para yatırmaz ama geçişlere devam edersiniz, o 15 günlük süre içindeki bütün geçişleriniz cezalı oluyor.

15 günden sonra para yatırdınız, hiç fark etmiyor bu, çünkü yatan para daha sonraki geçişleriniz için kullanılıyor.

Konuştuğum bakanlık ve karayolları yetkilileri, yönetmeliğin böyle olduğunu söylediler.

Tamam yönetmelik böyle ama adaletsiz.

Bunu hazırlayanlar ilk günden buradaki adaletsizliği nasıl görmemiş anlamak mümkün değil.

Ya da bu yönetmeliği hazırlayan üstü kapalı biçimde kendi halkını soymayı tercih etmiş.

Diyeceksiniz ki, “15 gün içinde paranı yatır.”

Haklı gibi görünebilir bu öneri.

Ama herkes elini vicdanına koysun, bugünün koşullarında kim borcuna ne kadar sadık kalabiliyor?

Sonunda bütün borçlar ödeniyor elbette, üstelik faizi de alınıyor.

Peki OGS-HGS sisteminde neden faiz işletmek yerine ağır ceza kesiliyor?

OGS- HGS kartı almış olanlar gecikmeli olsa da paralarını ödüyorlar.

Tıpkı kredi kartları gibi.

Kredi kartları da biliyorsunuz tamamen ödenemiyor genellikle ve bankalar ödenmeyen bölümlere faiz uyguluyor.

Aynı sistem, bu geçiş sistemine de konabilir.

Ayrıca kart almış olan biri, zaten geçişler için ödeme yapacağı sözünü vermiş demektir.

Bu durumda cezalı duruma düşürmek için 15 gün değil, en az üç ay süre tanınmalıdır.

Üç ay boyunca hesaba hiç para yatırmayıp sürekli köprü ve yolları kullananlara yasal uyarılar yapıldıktan sonra makul cezalar kesilebilir.

Ama köprü ve yollardan kaçak geçmeye çalışanlara uygulanması gereken cezaların, OGS-HGS hesapları zaten var olanlara uygulaması ancak vicdanları sızlatır.

Tabii bunun için yönetmeliğin değişmesi gerek.

Ulaştırma Bakanlığı ya da Karayolları, böyle bir kararı kendi başına alamaz.

Saraya sormak zorundalar.

Sonuçta bu konudaki kararı da AKP Genel Başkanı verecek.

Tabii bu durumu kendisine kim iletecek?

Bence sorun burada.

Cesaretli birinin kısa bir bilgi notunu Erdoğan’ın önüne koyması gerek.

Binlerce, belki on binlerce vatandaşın mağdur olmasının önüne geçilir böylelikle.

Ne bileyim, belki bu yazıyı gösterirler.

İnsafa gelirse binlerce kişinin OGS-HGS cezası kabusu sona erer.

ŞAŞIRDIM

“Ordubozan” arada kaynayıp gitmesin

Haber 5 Haziran’ın haberi aslında.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, o tarihte yapılan Denizkurdu 2021 Tatbikatı’na katılmıştı.

Yanında Genelkurmay Başkanı ile diğer kuvvet komutanları olan Akar, Doğu Akdeniz’deki “seçkin gözlemci günü” faaliyetlerini takip etmişti.

Tatbikattan sonra verilen davette gazetecilere konuşan Hulusi Akar, “ordubozanlardan” söz etmiş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sonuna kadar bağlı olduklarını belirterek, bunlara asla prim vermeyeceklerini söylemişti.

Akar’ın “ordubozan” sözünü o tarihte not alıp, konuşmasından ilgili bölümü de ayırmıştım. Hemen o günlerde yazacaktım ama araya pek çok başka konu girince ben de unutmuşum.

O sırada yazsaydım, “Kimdir bu ordubozanlar?” diye soracaktım.

Son günlerde saray medyasının “darbe çağrıştırıcı” manşetler atması üzerine, Akar’ın sözleri aklıma takıldı yeniden.

Notlarıma dönüp baktım.

Tabii “ordubozan” sözünü bir asker söyleyince, konunun ordu ile ilgili olduğu düşünülüyor ilk anda.

Oysa öyle değil, ordu ile ilgisi yok bu deyimin.

Ordubozan’ın tam karşılığı şu; dönek, mızıkçı, oyunbozan, arabozan, fesat çıkaran, fesatçı…

Şimdi gelelim Akar’ın bir ay önce söylediği sözlere.

Diyordu ki; “Yalanla dolanla ordumuza ve onun komuta heyetine dil uzatmayı adet haline getiren ordubozanlar var. Fitne ve fesat peşinde koşan bu ordubozanlar, TSK’nın tatbikatlardaki ve asil milletimizin sevgisi, güveni ve duasından aldığı ilhamla üç kıtada icra etmekte olduğu operasyonlardaki başarılarını engelleyemeyecekler, gölgeleyemeyecekler.”

Kim, neden fesat çıkarmaya çalışıyor acaba?

Bu koşullarda ordubozanlar kimlerdir ve ne amaçlamaktadır?

Akar, ordubozanlardan söz ederken saray medyasının 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül öncesi yaşananları bugüne adapte etmeye çalışmasını nasıl değerlendirmektedir?

Kim olduklarını bilmediğimiz ordubozanlardan yakınan Hulusi Akar’ın, ısrarla “darbe imasında” bulunan saray medyasına söyleyecek iki cümlesi yok mudur?

BAŞIMDAN GEÇENLER

Yürü be kim tutar seni bu plakayla

Önceki gün Altunizade’den çevre yoluna çıkacağım. Tek şeritli bağlantı yolundayız.

Arkadan bir siren sesi duydum.

Aynadan bakınca gördüm ki; tepesinde yanar döneri olan bir araba, tek şeritte akan araçları kenara çekilmeye zorluyor.

Mecburen yol verdim tabii, önüme geçerken, “Kim bu acaba?” dedim.

Arabanın içi görünmüyor, kapkara camlı, sürücü ile yanında biri oturuyor, bir şeye benzetemedim.

Araç önüme geçince plakasına takıldı gözüm.

RCP plakalı.

Bir kahkaha atmışım, “Yürü be” dedim, “Bu plaka ile sirene mirene ihtiyacın yok, millet hemen kenara çekilir zaten.”

Şaka bir yana, dar yollarda tepesinde çakarı ve sireni olan araçların herkesi taciz etmesine herkes gibi ben de sinir oluyorum. Bu görgüsüzce tacizi yapanların çoğu, Süleyman Soylu’nun plaka tahsis edip çakar izni verdiği kişiler.

AÇIKLAMA

Tatile çıkıyorum, başka bir şey gelmesin aklınıza

Hayli yorulduğumu hissediyorum.

Kolay değil, günlük çalışma tempom sabah saat 05.00’te başlıyor.

Çoğu kez daha erken saatlerde uyanıp kalkmış oluyorum.

Saat 06.00’da Tele1’de oluyorum.

Bir saat haberlere ve gazetelere göz attıktan sonra saat 07.00’de ekrana çıkıyorum.

10’ar dakikalık reklam aralarını çıkarırsak, 150 dakika yani tam 2.5 saat tamamen doğaçlama konuşuyor, günün haberlerini değerlendiriyorum.

Program bitince KORKUSUZ’un yazılarına geliyor sıra.

Aralarda kendi Youtube kanalım için de sohbetler yayınlıyorum.

Gün içinde uyumak, kestirmek de yok.

Gece yatmam da 23.00’den önce olamıyor.

Bu tempo son 4 yıldır böyle.

Eee yaş 40 küsur biliyorsunuz.

Beden de zihin de yoruluyor.

Bu yıl ilk kez, 45 yıldır ilk kez hem yazılarıma hem de televizyon programlarına tam bir ay ara vereceğim.

Bayramdan sonra tekrar birlikte olacağız.

Başlıkta da belirttiğim gibi bu bir tatildir.

Başkaca hiçbir gerekçesi yoktur.

Lütfen, “Bir şey mi oldu, susturuluyor mu, engelleniyor mu?” gibi düşüncelere kapılmayınız.

Bir ay sonra görüşmek üzere, kalın sağlıcakla.

NOT: Bu sürede YouTube sohbetlerime olabildiğince devam edeceğim.

YENİ ÖĞRENDİM

Emekli amiralden uyarı; “Amerika’ya taviz vermenin hiçbir anlamı yok”

Türkiye’nin Libya ile deniz komşuluğu projesinin mimarı Emekli Amiral Cihat Yaycı, Twitter hesabından Erdoğan-Biden görüşmesinin Amerika’daki yankılarını içeren “sahadan alınmış” bilgiler paylaşmış.

Yaycı Amiral, durumu 11 tweetle şöyle değerlendirmiş;

1- ABD’deki sahadaki kaynaklarımızdan edindiğimiz bilgilere göre;

2- 14 Haziran Başkan Biden ve CB Erdoğan görüşmesi sonrası “TR-ABD ilişkilerinde son durum” karşılıklı güven sorununun devam ettiği, S-400, F-35, YPG-PKK, FETÖ konusunda ABD’den bir pozisyon değişikliği olmayacağı, yönetiminin KKTC’de 2 devletli çözüme net karşı olduğu,

3- Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin faaliyet göstermemesinin, Türk-Yunan gerilimi azalması açısından memnuniyet verici olduğuna dair açıklamaların devam edeceği, Biden’in, kongreden geçen; Yunanistan’a askeri desteğin artırılması kararını imzalayacağı,

4- İnsan hakları konusunda zaman zaman eleştirilerin devam edeceği, Libya’da, Türkiye’nin yaptığı çalışmalardan rahatsızlık duyulduğu ve diğer ülkelerin güçleri ile beraber ülkeden çıkarılmasının hedeflendiği görülmektedir.

5- Trump’ın eski ekibindeki John Bolton, Başkan Bush’un abisi eski Vali Jeb Bush, Senatör Lieberman ve birçok ağır isimle beraber, 2 FETÖ’cünün kurduğu “Türkiye Demokrasi Projesi” ciddiye alınması gereken aleyhimize bir adımdır!

6- FETÖ’nün hem PR makinası olarak Enes Kanter’i kullanması hem de tamamen Amerikan siyasetinde önemli isimlerle dernek kurmaya başlaması düşündürücüdür.

7- Bu konunun “FETÖ oyunu ne yapalım?” diyerek kesinlikle göz ardı edilmemesi gerekir. Zira zararlı etkileri büyük boyutlara ulaşmaya başlamıştır.

8- Bununla beraber; FETÖ-Ermeni-Rum-BAE-Suudi-YPG gruplarının Türkiye aleyhine iş birliği ve koordinasyonu ile kongrede destek bulmaları neticesinde, Türkiye lehine olumlu bir havanın artık zorlaştığını gözler önüne sermektedir.

9- Bunun neticesinde kongrede 01 Ocak 2021’den beri Türkiye aleyhine açıklama, tasarı, bildiri sayısı 15’i geçmiştir. Türk Dostluk Grubu üye sayısı 84 olmasına rağmen, Türkiye aleyhine olan tasarılara ‘Türk Dostluk Grubu’ üyelerinin dahi imza attığı görülmektedir.

10- Türkiye’den gelen TBMM heyetlerinin kongre ziyaretleri ise sembolik, resmi amaçlı olmaktan öteye gidememekte, etkisiz kalmaktadır.

11- SONUÇ; ABD ve dünyada kuvvetli kamu diplomasisi yapmak şarttır. Taviz vererek iyi ilişki kurmak mümkün değildir. Verilen tavizler sadece geri dönülemez kayıplara neden olur.

https://twitter.com/can_atakli_

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner80

banner87