ORTA DİREĞİ YIKILAN BİR ZAVALLI ÜLKE!..
20 yıllık AKP iktidarının yolsuzluk, liyakatsizlik, adam kayırma, har vurup harman savurma süreci sonunda bu güzelim ülkeyi getirdiği noktayı paylaşayım önce sizlerle:
–Çalışan kesimin yüzde 69’u asgari ücret seviyesinde ve açlık sınırında!
Alkışlanacak bir başarı doğrusu! Bir de kimler var bu yüzde 69’un yani yaklaşık üçte ikilik kesimin içinde? Onu da dikkatinize sunayım:
–Öğretmenler, memurlar, mühendisler, doktorlar, memurlar, özel sektörde sendikasız, örgütsüz çalışanlar…
Yok, yok yani! Aklınıza gelen, gelmeyen on milyonlar açlık ya da bir tık üstünde, açlık sınırında yaşamaya çabalıyor! Kısaca şöyle de diyebiliriz:
–Hepimiz sınırda, hepimiz yoksuluz!
Sarayın “büyük müjde” tadında ocak ayında ilan ettiği maaş zamlarını hatırlarsınız; halaylar çekilmiş, “muhteşem” naraları atılmıştı… İşte o zamlar daha çalışanların eline geçmeden yandı bitti, kül oldu!..
Hani o çok övünülen 4 bin 253 TL var ya; o rakamla, açlık sınırı arasında ne kadar kaldı biliyor musunuz?
–3 TL, rakamla üç lira!
Daha vahimini de paylaşayım ki, bu ülkenin namuslu ekonomistleri daha 4 bin 253 TL ilan edildiğinde, bunun ortalama ücrete dönüşme tehlikesini anlatıp uyarmışlardı. Aynen de öyle oldu:
–Asgari ücret şimdiden ortalama ücret haline gelmiş durumda!
Bu “yoksulluk sınırına” kaç aile erişebilir acaba?!.
Açlık sınırını anladınız siz!
Bir de yoksulluk sınırını anlatayım size, hazırsanız… Türk-İş’in hesaplamasına göre açlık sınırı kapsamına gıda harcamaları giriyor. Buna giyim, konut (Elektrik, yakıt, su ve kira), ulaşım, eğitim, sağlık ve diğer harcamaları eklediğinizde bunun adı da yoksulluk sınırı oluyor.
Bu durumda günümüzün açlık sınırı ne kadar oluyor peki?
–13 bin 843 TL!
İlk gördüğümde affınıza sığınarak söylüyorum derin bir “oha” çektim vallahi! Sonra da düşündüm; “Bu ülkede yaklaşık 14 bin lira kaç eve girebiliyor acaba?” diye… Siz de lütfen etrafınızı gözlemleyin; “içimizdeki Danimarkalılar” dışında kaç tane aile bulabileceksiniz bilemiyorum!
Böyle olunca, şöyle bir tablo çıkıyor ortaya:
–Bu ülkede çalışanların büyük çoğunluğu yoksulluk sınırının, yine çalışanların yarısı da açlık sınırının altında yaşıyor!
Kısacası, o oynak şarkıda söylendiği gibi; “oynatmaya az kaldı, doktorum nerde?!”
Kaymakam bile sınırın altında iyi mi!..
Eskiden bazı mesleklerin acayip itibarı vardı…
Kız tarafı hep “doktor, mühendis, öğretmen” arardı! Günümüze geldiğimizde artık neredeyse bütün mesleklerin “façası” bozulmuş durumda ne yazık ki!
Bakın, 2022 Ocak itibarıyla bazı kamu görevlilerinin (ki görece daha yüksek alanlar) maaşlarını paylaşmak istiyorum, sıkı durun:
–Memur 5 bin 665 TL, Öğretmen 7 bin 252 TL, Baş Komiser, 9 bin 778 TL, Daire başkanı 13 bin 674 TL, Kaymakam 13 bin 674 TL.
Kısacası bir ilçenin en yüksek mülki amiri olan kaymakam bile yoksulluk sınırının altında ey millet!
Bir de hayatımızı emanet ettiğimiz sağlıkçıların durumuna bakalım… Mesela Sağlık Emekçileri Sendikası greve hazırlanıyor. Sendikanın İstanbul Anadolu Şube Eşbaşkanı Aytekin Karadoğan’ın şu sözleri felaketi anlatmaya yetiyor:
–Biz yoksulluk sınırının altında maaşlarla ne doğru düzgün beslenebiliriz ne de ruhen dinç olabiliriz. Dolayısıyla kendi sağlığımızı koruyamazken halkın sağlığını nasıl koruyabiliriz ki?
Kendi sağlığını koruyamayan doktorlardan, sağlık çalışanlarından söz ediyoruz! Sonuç ne oluyor peki?
–Birçok sağlık çalışanı ya başka bir ülkeye gidiyor ya da başka bir mesleğe geçiyor!
Çalışanlar eylemde, güvenlik güçleri ellerinde biber gazı cop nöbette… Anayasada nal gibi yazılı “bireysel özgürlükler”, “gösteri ve yürüyüş hakları” ise askıda!
–Cennet bir ülkede milyonlar ise cehennemi yaşamakta!
Nasıl başardılar sahi?.. Cem Yılmaz’ın yaptığı paylaşımla bitireyim bari:
–Bence hayat pahalılığından yakınmayan biri ya hırsızdır ya deli!
https://twitter.com/umit_zileli