Kızılay Kayseri Şube Başkanı Cafer Beydilli, sosyal medya hesabından gerici bir içerik üreticisinin şu mesajını paylaştı:
-Evde kalsın kızlar, ne olur Reis!
Muhterem, yalnızca kadınların çalışmasının ‘dinen caiz olduğunu’ belirtmekle kalmıyor, alenen aşağılıyordu… Bu kadarla kalsa iyi, paylaşımın devamında ise şöyle deniyordu:
-Kanunlar şeriat olsun be Reis!
Cumhuriyet gazetesi muhabiri Aytunç Ürkmez’in haberi sonrası Laiklik Meclisi, kadınları ikinci sınıf konumuna indirgeyen, açıkça şeriat propagandası yapan bu zat hakkında suç duyurusunda bulunarak Türk Ceza Kanunu kapsamında ‘Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs’, ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ ve ‘Görevi kötüye kullanma’ suçlarından cezalandırılmasını talep etti…
Sonra ne oldu dersiniz? Kayseri Cumhuriyet Savcılığı, Beydilli hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verdi! Gerekçe neydi peki?
-Başsavcılık kararında, Beydilli’nin paylaşımının düşünce ve ifade özgürlüğü olduğunu, suç duyurusu konusu ifadelerinde meşru amaç taşıdığı vurgusu yaptı!
Bizler de böylelikle “kadınların çalışmamasını, evde kalmasını istemenin” dahası “açıkça kanunların şeriat olmasını talep etmenin” suç olmadığını, meşru amaç olduğunu öğrenmiş olduk!
-Hayırlara vesile olur inşallah!
Cemaatler Türkiye’nin gerçeğiymiş!
Aynı zaman diliminde Nurcuların Yeni Asya gazetesi şöyle bir manşetle çıktı:
-Hadsiz çıkışa büyük tepki!
Konu Süleymancılar Cemaatine yapılan operasyondu. Cemaat lideri Alihan Kuriş ve birçok mürit tutuklanmış, yapılan aramalarda milyarlarca lira, kardeşinin evinde 200 kilo külçe altın bulunmuş, Kuriş ve ailesine ait 191 gayrimenkul tespit edilmişti. Ayrıca cemaat liderinin kendisini ‘Mehdi’ ilan ettiği de belirlenmişti!
Peki nurcular hangi “hadsizlik” karşısında köpürmüştü? YENİ Parti Milletvekili Murat Bakan ortaya çıkan kepazeliklerden sonra şöyle bir açıklama yapmıştı:
-Tarikat ve cemaatlerin devlet tarafından denetlenmesi yeterli değildir. Bunların kökten kapatılması gerektiğini düşünüyorum…
İşte Nurcuları öfkelendiren buydu! Bu sözlerin kamuoyunda büyük tepki çektiğini iddia eden gazete, asıl düşmanın ‘cehalet’ olduğu başlığı altında şöyle diyordu:
-Türkiye gerçeğinden haberleri yok!
“Nasıl yani?” diye sorabilirsiniz. Onun da yanıtı var, bakın ne diyor Yeni Asya:
-Türkiye’de dini eğitim, öğrencilere burs ve barınma desteği, çeşitli sosyal dayanışma faaliyetleriyle toplum içinde önemli bir yer edinen dini cemaatleri hedef alan sözlere tepki gösteren vatandaşlar, “Devlet cemaatlerin içine elini sokmasın. Cemaatler insanlara İslami ve ahlaki değerleri öğretiyor. Cehalet önlenirse inanç istismarı iddiaları da ortadan kalkar” dediler!
İslam dünyası neden bu kadar geri?
Bu muhteremlere öncelikle sorulması gereken soru şu:
-Ne demek cemaatler Türkiye’nin gerçeğidir?
Önceki gün yazmıştım; cemaat ve tarikatlar yalnızca Türkiye’nin değil, tüm İslam aleminin gerçeğidir! Bugün dünya ülkeleri sıralamasında en dipte yer alan İslam ülkeleri niçin bu kadar geri kalmış, bu denli zavallı konuma düşmüştür? Yanıt çok açık:
-Ne Kuran’da ne de Hz. Muhammed’in konuşmalarında en ufak yeri olmayan tarikat ve cemaatlerle, bunları yöneten kerameti kendinden menkul, şeyhler, şıhlar mürşitlerdir bu dibe vurmanın, cahil kalmanın sebebi!
Din, her cemaat tarafından müritleri kendine bağlamak için kullanılan bir araçtır! Cemaat ne kadar müridi kendine bağlarsa o kadar çok zenginleşir! O yurtlar, o barınma yerleri, minnacık çocukların beynini hurafelerle esir almak içindir!
Dünyanın tüm Müslüman ülkelerine baktığınızda en zengin kademelerde bu cemaatler, tarikatlar vardır!
Yalnızca son Kuriş örneğinde görülen bu olağanüstü, yüz milyarlarla anlatılan devasa zenginlik nereden gelmiştir sorarım size; tamamıyla sömürülen zavallı insanlardan tabii!
Süleymancılar, iktidara hiç oy vermediği için yapıldı bu operasyon diyenlere de bir çift sözüm var:
-Böyle olsa bile biz burada bundan söz etmiyoruz ki!
Sözünü ettiğimiz, bu servetlere nasıl, hangi yollardan ulaşıyor bu tarikat ve cemaatler?
-Bu nedenle, Murat Bakan o sözleri ederken sonuna dek haklıdır!