Bu millet, kurtarıcısı, kurucusu, bu vatanı bizlere armağan ve emanet eden Büyük Devrimci Mustafa Kemal Atatürk’e Cumhuriyet tarihimiz boyunca içeriden yapılan hainliklere, hançerlemelere şerbetlidir!
Tarihi tersyüz eden, olmadık yalanları gerçekmiş gibi satmaya çalışanları, Kurtuluş Savaşı’nın önsözü olan Çanakkale zaferini, bağımsızlık destanını karalamaya çalışanları gayet iyi bilir, tanır, zerre kadar da ehemmiyet vermez!
Zaten böyle olmasaydı, Büyük Devrimci de geçtiğimiz yüzyıldan 21. yüzyıla geçemeyen diğer liderlerin arasında yerini almış olurdu! Kısaca şöyle söyleyebiliriz:
-Atatürk, halkının gönlündeki yerini asla yitirmemiş, tam tersine o sevgi büyüyerek devam etmiştir!
Ancak bu seferki saldırı içerden değil, dışardan geldi! İsveçli oyun şirketi Paradox Interactive, popüler strateji oyunu Hearts of Iron lV’ün sunucusunda profil fotoğrafı olarak Atatürk’ün görselini kullanan Türk oyuncuyu yasakladı, iyi mi!
Peki, bu yasağın nedeni neydi derseniz asıl büyük alçaklığa parmak basmış olursunuz! Şirket, oyuncunun yasaklanmasına gerekçe olarak bakın ne dedi:
-Tartışmalı figür!
Kurtuluş Savaşında boğaz boğaza harp ettiği Yunanistan’ın Başbakanı Venizelos tarafından bizzat, kendi el yazısıyla Nobel Barış Ödülüne aday gösterilen, 1981 yılında Birleşmiş Milletlerin kuruluşu UNESCO tarafından tarihte ilk ve tek defa 100. doğum yılı kutlanan, 20. yüzyıl liderleri araştırmasında zirveye oturan bir büyük lider için yapılan yakıştırmaya bakar mısınız?
-Utanç sözcüğünü az bulurum!
Tarihten bihaber mi yoksa talimat mı öyle?
Peki niçin “tartışmalı figür”dü Büyük Devrimci?
Orası daha da acıklı ve tam bir cehalet örneği! Aynen şu gerekçe ileri sürüldü:
-Sözde “Ermeni Soykırımı” sırasında İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi olduğu için!
Şimdi ben, bu zavallı gerekçenin neresinden tutsam acaba? Evet, Mustafa Kemal o cemiyetin üyesiydi ancak ne cemiyetle ne de Enver Paşa ile arası hiçbir zaman iyi olmadı… Görevdeki yüksek rütbelilerin aynı zamanda bu cemiyete üye olmasını sakıncalı bulduğunu açıkça ortaya koyduğu için adeta “aforoz” bile edilmişti!
Ayrıca doğuda Ermeni çetelerinin katliamları sonucu karar alınan “Ermeni Tehciri” sırasında Mustafa Kemal, Çanakkale’de İngilizler ve kuyruğundakilerle kıyasıya bir savaş içinde kavruluyordu! Kısacası Ermeni sorununun kıyısında bile değildi!
Ancak, Birinci Dünya Savaşı boyunca Mustafa Kemal’i bu konuya dahil edebilmek için şeytanın bile aklına gelmeyecek oyunlar tezgahlandı. Hatta bazı “tarihçi kılıklı” soysuzlar tarafından Ermeni meselesi konusunda, Enver Paşa ve arkadaşları yurtdışına kaçtıktan sonra Padişah Vahdettin’in emriyle kurulan Nemrut Mustafa Paşa Divanında yargılandığı bile iddia edildi!
-O sırada Büyük Devrimci, vatanın kurtuluşu için boğazında idam urganı ile büyük bir mücadelenin önderliğini yapıyordu. İstanbul’a gelmesi ise olanaksızdı!
Daha da komiği var; Çankaya Köşkü’nde çok sevdiği köpeği ile çektirdiği fotoğraf Ermeni diasporası tarafından montajlanmış, fotoğraftaki köpek silinip yerine kurukafalar monte edilmiş ve dünyaya “Ermeni soykırımının liderlerinden biri olduğu” bile pompalanmıştı, ama yine olmamıştı.
İngilizlerin, Mustafa Kemal ve Türkleri ne kadar sevdiği tarih sayfalarında nal gibi anlatılıyor! Büyük Devrimci’ye defalarca suikast girişimleri, karalamalar, İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un Lozan’da büyük bir öfke ve küstahlıkla İsmet İnönü’ye saldırı ve hakaretleri, İngilizlerin yalanlarla dolu “Mavi Kitabı” her şeyi anlatıyor zaten!
İsveç deseniz, iki kelime etmeye bile değmez; “Türkiye’nin mezarını kazın, gömüyoruz” deseler başta onların koşacağına hiç şüphe yok!
Kısacası, eğer büyük bir cehalet değilse, terbiyesiz bir talimattır söz konusu olan!
Ahh şu Sevr yok mu?
Peki neden bu büyük çekemezlik, düşmanlık?
Mustafa Kemal Atatürk, Batı’nın, özellikle İngiltere’nin tüm planlarını altüst etti de ondan! Lloyd George, iktidara “elveda” dediği 1924 Avam Kamarası toplantısında büyük bir hüzün ve öfkeyle şöyle diyecekti:
-Yüzyıllar, bazı dâhileri getirir. Bu defa bizim şansımıza Türkiye’de getirdi; Mustafa Kemal!
Eğer Büyük Devrimci başaramasaydı, ilk adımı İngiltere-Fransa arasında gizlice imzalanan Sykes-Picot Antlaşması’yla atılan, yıllar sonra ise Sevr Antlaşması olarak Osmanlı’nın burnuna uzatılan “ölüm fermanı” yürürlüğe girer ve yüzyıllardır Batı’nın hayali olan gerçekleşirdi:
-Osmanlı, sömürge olurdu!
İşte, Lloyd’un sızlandığı, şikâyet ettiği o büyük dahi, yüzlerce yıllık hayali bir kez daha kursaklarında bıraktı!