TERÖR ELEBAŞI “BÜYÜK SAVAŞA HAZIRIZ” DEDİ!

Kendisi PKK’nın ileri gelen terör elebaşlarından biri… Arşivleri açıp bakarsanız uzun yıllar içinde Türkiye’ye yönelik “kan içeren” sözlerini, tehditlerini görebilirsiniz…

Demek ki DEM Parti-PKK cephesinde iş taksimi böyle yapılmış!

Önce içerideki yasal partinin elemanlarından biri sinirleri gerecek bir açıklama yapacak, hemen ardından terör örgütü elebaşlarından birinden bu kez tahammül sınırlarını zorlayan bir rest gelecek!

-Soru şu: Bu oyun nereye kadar sürecek?

Geçen yazımda DEM Parti Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık’ın Büyük Devrimci Atatürk’ün özdeyişlerine olan takıntısını yazmıştım… Bu zat almış sazı eline, fotoğraf makinesiyle çıkmış dağa, Mehmetçiğin yazdığı “Her şey vatan için”, “Türk öğün çalış güven”, “Ne mutlu Türküm diyene” özdeyişlerini çekmiş, sonra da sosyal medyada paylaşıp altına da şöyle yazmıştı:

-Irkçı söylem… Tez vakitte silinmeli!

Bununla da yetinmemiş, PKK’ya katılan aile boyu terörist yakınlarını bir bir sıralamış, “bazılarının mezarı bile yok” diye açıklama yapmıştı!

-Yanıtını da bu sütunda almıştı tabii!

Aradan çok zaman geçmedi, bir de baktık saz PKK elebaşlarından Cemil Bayık’ın elinde! Tabii bu terörist artık hangi dağda saklanıyorsa kendini pek bir güvende gördüğünden yüksek perdeden tehditler savurdu!

Önce neler sayıkladığına bir bakmak gerek tabii…

“Eğer süreç başarısız olursa!”

Öncelikle Cemil Bayık’ı tanımak gerek…

Kendisi PKK’nın ileri gelen terör elebaşlarından biri… Arşivleri açıp bakarsanız uzun yıllar içinde Türkiye’ye yönelik “kan içeren” sözlerini, tehditlerini görebilirsiniz… Bunların önemli kısmını da bizzat ya da verdiği talimatlarla yerine getirmiş olduğunu bizim neredeyse 50 yıla varan “terör tarihimiz” yazıyor!

İşte bu zat, Sırrı Sakık’tan aldığı sazı şöyle çalmış:

-Meclis’te kabul edilen düzenlemeyi yeterli bulmuyoruz. KCK yöneticilerinin İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan’la doğrudan görüşmesi gerek!

Bununla yetinmemiş muhterem, ültimatomunu şöyle sürdürmüş:

-Bizim de Öcalan’ın yanına gitmemiz gerekiyor. Bu doğal bir şey. Bu olmazsa süreç sağlıklı ilerlemez!

Bu açıklamayı yapmak için, Öcalan’a yapılan “villanın” bitmesini beklemiş olmalı! Peki ya böyle olmazsa ne olacağını da anlatmış beyzade:

-Örgütün silahsızlanması ve mensuplarının Türkiye’ye dönmesi için önce Öcalan serbest bırakılacak. Öcalan özgür kalmazsa silahları bırakmayız ve Türkiye’ye gitmeyiz!

Vah vah, “çok üzülürüz!” diyecektim ancak sonrası daha da önemli. PKK elebaşı Bayık, “O zaman ne olacak peki?” sorusunu da şöyle açıklamış:

-Eğer süreç başarısız olursa büyük bir savaş için hazırız!

“Türkiye PKK’yı yenemedi!”

Elebaşı Bayık burada da bırakmamış tehditlerini…

Yasada yazılan maddelerin kendileri için fazla önemli olmadığını belirterek şöyle demiş:

-O onların yasası… Bizim de yasalarımız var!

Ve tehditlerini şöyle noktalamış:

-Türkiye PKK’yı yenemedi. Bu adım Kürtlerden ziyade Türkiye için gereklidir. Çünkü Türkiye iyi durumda değil!

Nasıl buldunuz? Taa işin başında “PKK sorgusuz sualsiz silah bırakacak. Bu görüldükten, onaylandıktan sonra ‘Terörsüz Türkiye’ başarıyla sonlandırılma yoluna girer” diyen büyüklerimiz herhalde “bu ültimatomu” okumuşlardır!

Öncelikle “Bizi yenemediniz. Büyük savaşa hazırız” diyen bir terör elebaşıyla hangi çözümü “sonlandırma” yoluna gideceksiniz orası apayrı bir muamma!

Ancak şöyle olabilir:

Ümit Özdağ, İmralı’daki terörist başının evlenmek istediğini, evleneceği kişinin adının bile belli olduğunu açıkladı. Ehh, İmralı’daki villa da bitti bitecek… Şööle, güzel bir düğün yapılır, dağdaki kadro da davet edilir… Böylece sevgili elebaşlarıyla da kavuşmuş olurlar!

-Sonrası Allah Kerim! Zaten “Çözüm süreci” de aynı şekilde “Saldım çayıra Mevla’m kayıra” şeklinde başlamamış mıydı? Bizler de çekilen halayları, atılan kahkahaları, takılan takıları izler, bi güzel derdimize yanarız!

Hadi bakalım, kolay gelsin!

Hayat ve ölüme dair…

Dün arşivimi açtım… Hayat ve ölüm üzerine yazdığım yazıları karıştırdım…

“Hayat yalnızca tanıktır” başlıklı yazımda şöyle demişim:

-Hayat yaşanır ve her hayat, yaşayanların yaptığı seçimlere göre yaşanır… Bir sürüngen, bir parya gibi yaşamak da onurlu, başı dik yaşamak da seçimini teslim olmaktan yana yapmak da her şeye karşın direnmek de tamamen insanın elindedir… Hayat herkes için başlar ve biter. Aradaki boşluğu her insan kendi çapına, tıynetine göre doldurur… Kimi, insanlık tarihine bir çentik atarak pırıl pırıl gider… Kimi ise kayıp bir hayat olarak gider… Hayat yalnızca tanıktır!

“Ölüme dair” başlıklı yazımda şöyle demişim:

-Biliyor musunuz, ölüm ölmeden de insandan pek çok şey götürür. Her sevdiğiniz, her dostunuz, her insan gibi insan çekip gittiğinde sizden de bir parça çekip gider sanki… Garip bir şekilde eksildiğinizi hissedersiniz…

Sonra sevgili Gülsen Tuncer’i, “son beyaz atlıyı” düşündüm; daha geçenlerde “ne zaman buluşuyoruz sen, ben, Engin Abi” diye sorduğum Cumhuriyetin dik duruşlu soylu kadınını…

Şahane bir oyuncu, sıkı bir devrimci, vefakâr bir dost… Hiç unutulmayacaklar arasındaki müstesna yerini aldı…

-Bizler de biraz daha eksildik…