İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Biz hala onurlu ve eşit yurttaşlıktan bahsederken, emperyalizmin kuklası olmak amacını taşıyanlar savaş aparatı olmaya razı oluyorlar da bu milletin eşit ve onurlu yurttaşı olmayı içlerine sindiremiyorlar. Buna ayakçılık yapan kim varsa ve hangi görevdeyse derhal görevini terk etmelidir. Milli devlet, üniter yapı, eşit ve onurlu vatandaşlık korunmalıdır" dedi.
Dervişoğlu, partisinin Meclis'te düzenlediği grup toplantısına katılarak gündeme dair açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin mevcut büyük jeopolitik türbülansın dışında olmadığını ifade ederek, "Doğu Akdeniz’de yeni güvenlik düzenlemeleri, yeni diplomatik pazarlıklar, yeni denklemler konuşulurken hükümete açıkça sesleniyoruz: Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda somut ilerleme olmadan, KKTC’nin statüsü güvence altına alınmadan, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarında Kıbrıs Türkü’nün hakkı tescil edilmeden, Güney Kıbrıs lehine hiçbir yeni güvenlik mimarisine onay vermeyin. Yunanistan’ın işportacı girişimlerine de sessiz kalmayın" dedi.
Türkiye'nin NATO üyesi olduğunu ve elinde veto hakkı bulunduğunu hatırlatan Dervişoğlu, "Devlet ciddiyeti, masaya elindeki kartı bilerek oturur. Milletin hakkını pazarlıkta bozuk para gibi harcamaz. Kapalı kapılar ardında, gizli ajandalarla, oldubittilerle Kıbrıs Türkü’nün hakkı tartışmaya açılamaz. Kıbrıs Türkü’nün hakkı güvenceye alınmadan Rum tarafının güvenlik algısını tamir etmeye çalışan hiçbir siyasetin meşruiyeti yoktur. En uçuk meseleler için rıza devşirmeye çalışıyorsunuz. Burada Türk milletinin rızası vardır. Vakarla işinizi yapın, arkanızda duralım" diye konuştu.
"Ortaya çıkan gelişmeler iktidarın Öcalan’a Kürtlerin vasiliğini vermesini dayatmıyor"
Dervişoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Şimdi gelelim iç siyasette önümüze sürülen büyük aldatmacaya. Birileri, bölgede büyüyen jeopolitik riski bahane ederek Türkiye’ye yeniden etnik pazarlık düzenini, yeniden sözde çözüm sürecini, yeniden İmralı merkezli dili dayatmaya çalışıyor. Buradan açıkça söylüyoruz: Ortaya çıkan gelişmeler iktidarın Öcalan’a Kürtlerin vasiliğini vermesini dayatmıyor. Türk milleti tanımını tartışmaya açmayı dayatmıyor. Vatandaşlığı etnik pazarlık konusu yapmayı dayatmıyor. Terörle müzakereyi de dayatmıyor. Tam tersine daha güçlü bir milli devlet aklını dayatıyor, daha berrak bir vatandaşlık anlayışını dayatıyor, daha net bir egemenlik bilincini dayatıyor, daha sıkı bir toplumsal dayanışmayı dayatıyor.
Bakınız, son kırk yılın tarihine bakalım. Bölgemizde ilk defa savaş çıkmıyor. İran-Irak Savaşı yaşandı. Körfez Savaşı yaşandı. Irak işgal edildi. Kuzeyde fiili yapılar oluştu. Arap Baharı patladı. Suriye iç savaşı çıktı. Vekâlet savaşları büyüdü. Bütün bunlar olurken kimsenin aklına Öcalan’ı muhatap almak gelmedi. Şimdi bütün bunlardan daha büyük hangi keşfi yaptınız da birden bire bu millete bunu devlet aklı diye anlatmaya kalkıyorsunuz?
"Teröristbaşı Türkiye’de, onun maşası PJAK da İran’da ihanete devam ediyor"
Açık söylüyorum: Bu devlet aklı değildir. Bu sizin aklınızdır. Akıl eksikliğinizdir. Devlet aklı diye pazarladığınız şey, devletin değil; belirli bir siyasi tercihin, belirli bir rejim mühendisliğinin, belirli bir çözülme siyasetinin adıdır. Türk milletini etnik temelde tartışmaya açamazsınız. Vatandaşlığı kimlik pazarlığına çeviremezsiniz. Devleti Lübnanvari kota düzenine dönüştüremezsiniz. Öcalan denen katili, Kürtlerin vasiliğine atamanıza izin vermeyeceğiz. Türk milletinin omurgasını gevşetip buna 'yeni paradigma' diyemezsiniz. Bunu jeopolitik diye meşrulaştıramazsınız. Bunu milli dayanışma diye satamazsınız. Bunu devlet aklı diye paketleyemezsiniz. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti hanedan meraklılarının, etnik vesayetçilerin, feodal derebeyliklerinin ve teokratik düşlerin ülkesi değildir. Olmayacaktır. Olmasına izin vermeyeceğiz. Şimdi 1,5 yıldır millete söylediğiniz yalanın ve bizim ısrarla takip ettiğimiz gerçeğin farkına varıyor musunuz? 'Kurucu önder' dediğiniz teröristin örgütü KCK’nın İran’daki uzantısı PJAK ne yapıyor? Amerikan-İsrail projesine aparatlık yapıyor. Barış güvercini diye pazarlamaya kalktığınız teröristbaşı Türkiye’de, onun maşası PJAK da İran’da ihanete devam ediyor. Terörsüz Türkiye ambalajının altındaki hakikat budur.
"Yapılması gerekeni yapmayı bu iktidar beceremiyorsa İYİ Parti onu yapmaya hazır ve görev başındadır"
Bu gerçeği ben anlattıkça siz elinizden geleni yaptınız. Ama kulaklarını DEM Parti'nin sözcülerine, Kandil eşkiyalarının ifadelerine, İmralı'daki caninin yol göstermelerine bakarak artık anlamanızı temenni ediyorum. Madem Dervişoğlu'nu dinlemediniz, hiç olmazsa onların irin kusan ifadelerinden hangi felaketi bu milletin başına getirmek istedikleri gerçeğiyle buluşunuz. Hala bize akıl satıyorlar. İç dengeymiş... İşte her şey ortadadır. Bütün çıplaklığıyla ortadadır. Cumhuriyetin eşit ve onurlu vatandaşlığı onlara ve millete bahşeden Gazi Mustafa Kemal Atatürk, gördünüz mü milli birliğin oluşması, milli kimlikle ilişkiliymiş millete gösterdi. Bugün hepimiz onun semerelerini yiyoruz. Ama biz hala onurlu ve eşit yurttaşlıktan bahsederken, emperyalizmin kuklası olmak amacını taşıyanlar savaş aparatı olmaya razı oluyorlar da bu milletin eşit ve onurlu yurttaşı olmayı içlerine sindiremiyorlar. Buna ayakçılık yapan kim varsa ve hangi görevdeyse derhal görevini terk etmelidir. Milli devlet, üniter yapı, eşit ve onurlu vatandaşlık korunmalıdır. Akbaba gibi gözlerini ve ağızlarını açmışlar Türk vatanına göz diktiklerini açık ve aleni bir biçimde ifade ediyorlar. Artık yolun sonu görünmüştür. Yapılması gerekeni yapmayı bu iktidar beceremiyorsa İYİ Parti onu yapmaya hazır ve görev başındadır.
"Çizgimiz ne hürriyetten ne de istiklalden tasarruf etmeyen Mustafa Kemal çizgisidir"
Şunu da unutmayalım; ortaya çıkan savaş, yalnız İran’ı hizaya çekme savaşı değildir. Bu savaşın daha geniş bir jeopolitik çerçevesi vardır. Çin’in enerji erişimi, Avrasya’daki denge, Körfez güvenliği, küresel rekabetin yeni cepheleridir. Hepsi aynı büyük türbülansın parçalarıdır. İşte bu yüzden dış politikayı sloganla değil, çok katmanlı akılla okumak zorundayız. Ne Amerika’nın savaş siyasetinin parçası oluruz ne İsrail’in sapkın güvenlik tahayyülüne eklemleniriz ne de bütün bunları fırsat bilip, içeride milletin omurgasını kıracak siyasi mühendisliklere razı oluruz. Bizim çizgimiz bellidir. Bizim çizgimiz, cumhuriyetin çizgisi, milli egemenliğin çizgisi, üniter devletin çizgisidir. Hukuk içinde istikrar, idarede şeffaflık çizgisidir. Ne hürriyetten ne de istiklalden tasarruf etmeyen Mustafa Kemal çizgisidir.
"Bu millet diz çökmeyecek"
Vatandaş bugün savaşın yükünü cephede değil, kendi hayatında taşımaktadır. Pahalı mazotta taşımaktadır. Zamlanan gıdada taşımaktadır. Küçülen maaşlarda taşımaktadır. Eriyen alım gücünde taşımaktadır. Ve bütün bunların üstüne bir de kötü yönetim eklendiğinde, milletin ızdırabı katlanmaktadır. İşte bugün görevimiz, sadece eleştirmek değildir. Milletin önüne ciddi bir devlet istikameti koymaktır. Doğru hat şudur: Türkiye savaşa sürüklenmeyecek. Ama savaşa hazırlıksız da yakalanmayacak. Türkiye diplomasi yürütecek. Ama diplomasi adı altında şahsi pazarlık yapmayacak. Türkiye enerji güvenliğini güçlendirecek. Ama bunu milletin sırtına yeni yükler bindirerek değil, akılcı tedarik ve üretim planıyla yapacak. Türkiye gıda güvenliğini koruyacak. Ama çiftçiyi yalnız bırakarak değil, toprağı yeniden stratejik alan ilan ederek yapacak. Türkiye Azerbaycan’la, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’yle ve Türk dünyasıyla dayanışmasını güçlendirecek. Ama bunu fotoğraf vermek için değil, geleceği için yapacak. Türkiye Kıbrıs’ta, Kafkasya’da, Doğu Akdeniz’de ve Orta Doğu’da başkalarının ajandasına dipnot olmayacak. Ve evet, Türkiye terörle müzakere etmeyecek. Vatandaşlık tanımını pazarlık masasına yatırmayacak. Milli kimliği etnik vesayete teslim etmeyecek. Devleti bağnazlığa, hanedan aklına ve teokratik özlemlere kurban etmeyecek. Buradan haykırıyorum: Türkiye Cumhuriyeti sıradan bir devlet değildir. Türk milleti sıradan bir millet değildir. Bu bayrak sıradan bir bayrak değildir.
"Türk milletinin birliğini savunacağız"
Bölgemizde yangın olabilir. Sınırlarımızda tehdit olabilir. Piyasalarda sarsıntı olabilir. Ama herkes şunu bilsin: Bu millet diz çökmeyecek. Bu devlet teslim olmayacak. Bu Cumhuriyet eğilip bükülmeyecektir. Çünkü biz bu devleti masada kurmadık. Çünkü biz bu Cumhuriyeti lütufla almadık. Çünkü biz bu bayrağı pazarlıkla yükseltmedik. Bu Cumhuriyet mücadeleyle kuruldu. Bu bayrak fedakârlıkla yükseldi. Şimdi kimse bizden susmamızı beklemesin. Kimse bizden geri çekilmemizi beklemesin. Kimse bizden razı olmamızı beklemesin. Biz razı olmayacağız ve biz susmayacağız. Biz geri çekilmeyeceğiz. Biz vazgeçmeyeceğiz. Milletin ekmeğini de hukukunu da aynı dirayetle savunacağız. Vatanın sathını aynı inançla koruyacağız. Milletin haysiyetini savunacağız. Azerbaycan’la kardeşliği savunacağız. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hakkını savunacağız. Cumhuriyetin omurgasını savunacağız. Türk milletinin birliğini savunacağız. Bizim yolumuz Türkiye’dir. Bizim tarafımız Türk milletidir. Bizim istikametimiz Cumhuriyettir. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, yaşasın büyük Türk milleti."