Bir diğer adı ise “Subaylar Savaşı” olarak geçmişti tarihe; en çok subayın yaşamını yitirdiği bir meydan muharebesi idi Sakarya…
Sakarya Savaşı’nın üzerinden tam bir yıl geçmişti…
O bir yılda yapılan her şey, vatanı kurtaracak, özgürlüğü bağımsızlığı kazandıracak darbeye hazırlanmak içindi…
Türk milletinin varoluş mücadelesi ya kesin bir darbeyle sonuçlanacak ya da düşünülmesi bile acı veren bir felaketle son bulacaktı!
Dünyanın en uzun ve kanlı savaşıydı Sakarya Meydan Muharebesi, boğaz boğaza, süngü süngüye tam 22 gün, 22 gece sürmüş ve adı da Mustafa Kemal Paşa tarafından konmuştu:
-Melhame-i Kübra-En kanlı savaş!
Bir diğer adı ise “Subaylar Savaşı” olarak geçmişti tarihe; en çok subayın yaşamını yitirdiği bir meydan muharebesi idi Sakarya…
-Tam bir yıl sonra ise sırada “son darbe” vardı!
Dünya savaş tarihine geçen taarruz!
Büyük Taarruz’un başlayacağını yalnızca 5 kişi biliyordu…
Gazi, Fevzi Paşa, İsmet Paşa ve Asım Bey ile son bir kez Türklerin önerdiği barış planını Avrupa’ya anlatmak için yola çıkan Fethi Okyar! Fethi Bey, “Sizce barış için umut var mı Paşam?” diye sorduğunda Büyük Devrimci şöyle diyecekti:
-Hayır yok ama akacak kandan kimin sorumlu olduğu tarihe yazılır!
“Büyük Yürüyüş” 14 Ağustos 1922’de başlayacaktı… Tam 100 bin kişilik ordu büyük bir gizlilik içinde yer değiştirecek ve Yunan ordusuna tarihte eşi görülmedik bir darbe indirecekti!
Çok uzaklarda İngiltere’de, Başbakan Lloyd George ateş saçan bir konuşmayla barış ümitlerini bütünüyle yok ediyordu:
-Ankara, martta bildirdiğimiz barış şartlarının hala geçerli olduğunu sanıyorsa, çok aldanıyor. Bu şartlar artık hükümsüzdür. İzmir’de hakimiyet Türklere bırakılamaz!
Kramer Palas’ın bahçesinde Rumlar sevinçten neredeyse göbek atıyorlardı. İngiliz Başbakan “Helenizm’in koruyucusu” ilan edilmişti!
General Hacianesti Trakya’dan gizlice İzmir’e dönmüştü…
Lloyd George’un konuşmasına rağmen çok mutsuz görünüyordu! General Valettas’a sordu:
-Düşmanda kıpırdanma var mı?
-Hayır, her şey bıraktığınız gibi. Hiçbir hareket yok…
-Güzel!
Soysuzluğun zirvesi!
Türkler de çok mutsuzdu!
Milyonlarca mazlum, kaç zamandır ‘ordu yürüyecek’ diye bekliyordu. Gemlikli Hafize Nine sızlanıyordu:
-Hani Kemal’in askerleri gelecekti!
Mekece’deki Deli Baba ağlıyordu. “Hani ordu kızlarımızın öcünü alacaktı!”
7 Ağustos günü Padişah Vahdettin, İngiliz temsilcisi Sir Harold Rumbold ile konuşuyordu… İkisi de henüz bilmiyordu ancak bu son görüşmeleri olacaktı!
Vahdettin, her türlü fedakarlığa hazır olduğunu belirterek, milliyetçilerin bastırılması için İstanbul kuvvetlerine silah ve para yardımı yapılmasını istiyordu!
Sir Rumbold daha sonra bu görüşmeyi “İnanılmaz bir durum” olarak bildirecekti:
-Türk Sultanı, düzeni korumak amacıyla Sakarya Savaşı’nı kazanmış Türk ordusunu silahla yok etmek istiyor, daha da şaşırtıcı olanı, yok edebileceğini sanıyor, böyle birine ne denir?”
Ne deneceğini, padişah İngiliz zırhlısıyla ülkeden kaçtıktan sonra Büyük Devrimci, tiksinti dolu bir ifade ile söyleyecekti:
-Soysuz!
Cehenneme uyanan düşman!
Tarih 25 Ağustos 1922, günlerden Cuma idi…
Cephedeki bazı kıpırtılar, tecrübeli Yunan komutanı Trikupis’i iyice huylandırmıştı. Her olasılığa karşı tümenleri alarma geçirdi. Türklerin Afyon önünde en fazla 6 tümen toplayabileceğini hesap etmişti. Bu kadar kuvvetle Afyon müstahkem mevkilerini aşmak asla mümkün değildi! İştahla yemeğini yedi, şarabını keyifle içti ve Türklerin düşündüğünün iki katı kuvvetle geldiğinden habersiz yattı…
-Sabah, cehenneme uyanacaktı!
İngilizlerin, Yunanlıların, İstanbul Hükümeti’nin, dünyanın Ankara’da sandığı Başkomutan, Yunan ordusu komutanları yataklarındayken Kocatepe’de ordusunun başındaydı! Sabah saat 05.00’ti… Başıyla İsmet Paşa’ya işaret etti, gerekli emirler derhal verildi…
-Önce bir tek top sesi duyuldu…
05.30’da tüm batarya komutanları zevk narası atar gibi emir verdiler:
-Ateş… Ateş… Ateş…
Tahrip ateşi başlamıştı! Bu cehennem ateşi 20 dakika sürdü… ‘Geçilmez’ denilen, ‘asla yıkılmaz’ denilen savunma mevkileri delik deşik olmuştu. Fırtına gibiydi Türkler; tüm alanda yalnızca onların naraları vardı:
-Allah Allah Allah…
Binlerce süvari, ardı arkası kesilmeksizin sel gibi Afyon ovasına iniyordu. Bunu gören Yörük mezarı köyünün muhtarı yaşlı gözlerle şükür secdesine kapandı:
-Rezil işgal sona ermişti!
Afyon iki günde geçildi… Yunan komutanı Trikupis, kaçtığı Uşak’ta yakalandı… 30 Ağustos’ta Türk ordusu İzmir’e doğru yola koyulmuştu bile… Yalnızca 10 gün içinde İzmir’e Türk bayrağı çekilecekti.
-Emperyalistler ve uşaklarına tarihin en kutsal tokadı Türkler tarafından atılmıştı!
Gerisi masa başında halledilecekti…