"...Önce bir “yok artık” çektim, sonra okumaya başladım; DEM Parti Milletvekili Sırrı Sakık, yine kendine yakışanı yapmış..."

Önceki gün gazeteleri gözden geçirirken afallayıp kaldım!

Önce bir “yok artık” çektim, sonra okumaya başladım; DEM Parti Milletvekili Sırrı Sakık, yine kendine yakışanı yapmış, “Çözüm Süreci” konusunda zaten kaygılar, belirsizlikler dile getirilirken yapılabilecek en radikal söylemi ortaya sürmüştü! Ağrı Doğubayazıt’ta dağa çıkıp video çeken muhterem Milletvekili, Mehmetçiğin dağlara işlediği şu özdeyişleri paylaştı:

-Her şey vatan için.

-Türk öğün çalış güven.

-Ne mutlu Türküm diyene.

Bu fotoğrafların altına da “ırkçı söylem” yazmıştı! Irkçı diye karaladığı sözler Büyük Devrimci Atatürk’e aitti! Sakık, bu sözlerin vakit geçirmeden silinmesini istiyordu! Ne diyecektik:

-’Emrin olur’ mu?

Örneğin “Türk öğün çalış güven” lafı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yapan, Türkiye Cumhuriyeti’nden maaş alan Sırrı Bey’in neresine batmıştı? “Her şey vatan için” lafının neresi ırkçıydı? “Ne mutlu Türküm diyene” özdeyişi niçin sinirlendiriyordu bu beyzadeyi?

Söz konusu olan Sırrı Sakık olunca, olağandı söyledikleri, paylaştık- ları…

-Her defasında düşmanlık hisleri galebe çalıyordu, ne yazık ki!

Aile boyu PKK’lı bir vekil!

Kod adı “Parmaksız Zeki” idi…

Askerliğimi yaptığım Tunceli’de bölgenin sorumlusu, Öcalan’ın yardımcısı, üst düzey PKK militanı bu kişinin asıl adı ise Şemdin Sakık’tı! Birçok baskın, cinayet, katliamın altında imzası vardı, başlıca sorumlu oydu!

Mesela 1993 yılında Bingöl yolu üzerine 33 silahsız Mehmetçiği bindikleri otobüsten indirip katleden teröristlerin başında o vardı!

Öcalan’dan çok önce yakalandı… Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edildi. Daha da vahimi, Ergenekon kumpas davasında terör elebaşı suçlamasıyla tutuklanan eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un yargılanmasında “gizli tanık” olarak ifade verdi! Dava’nın bir duruşmasında asıl kimliğini ifşa etti!

-Sırrı Sakık’ın kardeşiydi!

Yalnızca kardeşi değildi tabii; Sırrı Bey TBMM’de ailesinin durumunu kendisi anlattı:

-Abim, partimizin Gaziantep İl Başkanı iken ensesinden vurulup öldürüldü…

-Kız kardeşim Siirt Sason Dağları’nda girdiği bir çatışmada yaşamını yitirdi…

-Ölen abimin oğlu, haksızlığa isyan edip dağa çıktı. Pusuya düşüp öldürüldü…

-Bunlara isyan eden küçük kardeşim de dağlara çıktı. Öldürüldü. Mezar taşı yok…

-Onlarca yakınımın mezar taşı yok. Sevgili eşimin abisinin mezar taşı yok…

Katledilen, kurşuna dizilen yurttaşlarımız, haince şehit edilen canlarımız!

Yukarıdaki sözlerin tamamı Sırrı Sakık’a ait. Gerçekten acıklı, trajik sözler. Ancak bir de binlerce şehidimizin, on binlerce sivil yurttaşımızın alçakça katledilmesi var!

- Çocukları okutmak, gelecekleri için gönüllü olarak Doğu’nun, Güneydoğu’nun köylerine giden öğretmenlerin vicdansızca kurşuna dizilmeleri var…

- Köylerde, mezralarda hiçbir suçu olmayan köylülerin hunharca, sırf gözdağı vermek uğruna katledilmeleri var…

- Sayısız insanın yol ortasında, şehir meydanında infaz edilmesi var…

- Mehmetçiklerimizin, polisimizin, köy korucularının her türlü saldırıyla, pusuyla şehit edilmesi var…

Bu hikayeleri anlatmaya kalksak ne bu sütun ne de bu gazetenin sayfaları yeter! Hele ki bu geçmiş üzerinden geleceğe dair karanlık yollar açmak, DEM Parti yönetiminin sürekli olarak ve de büyük önem atfederek açıkladığı “Terörsüz Türkiye” amacına hizmet eder!

Ama muhterem vekil anlaşıldığı üzere bunları hiç dert etmiyor; amaç, dikkatle baktığınızda gayet açıkça sırıtıyor:

-Bir an önce Kürdistan’ı kurmak!