Valla, bana sorarsanız iktidara şapka çıkarmak lazım! Bu nasıl bir hırs, bu nasıl bir cüret, bu nasıl bir strateji ve taktik başarısıdır gerçekten bravo ve alkışı hak ediyor!
Valla, bana sorarsanız iktidara şapka çıkarmak lazım!
Bu nasıl bir hırs, bu nasıl bir cüret, bu nasıl bir strateji ve taktik başarısıdır gerçekten bravo ve alkışı hak ediyor!
Seçimle alamadığı İstanbul Üsküdar Belediyesi’ni şu “üçlü sacayağı senaryosuyla” CHP’nin elinden söküp aldılar! Neydi o sacayağı?
-Önce CHP’nin kazandığı seçimi iptal ettirdiler, sonra 4 CHP’li meclis üyesini transfer ettiler, yetmeyince iki CHP’li tutuklandı, yine yetmeyince son turda bir de baktık ki, iki CHP üyesi daha çark edip AKP’li adaya oy verince iktidar partisi seçimi 23’e 19 kazanıverdi!
Bu arada belediye önünde bekleyen vatandaşlardan bir teyze şöyle bağırıyordu:
-Benim oyumun hesabını kim verecek. Oyumu satanların Allah belasını versin. Hakkımı helal etmiyorum!
Üsküdar’ın yeni başkanvekili AKP’li Dündar Ziya Gültekin ise seçildikten sonra AKP Üsküdar İlçe Başkanı Taha Sarıcaoğlu’yla birlikte koşa koşa Aziz Mahmud Hüdai Türbesi’ne gidip dua etti!
AKP’nin müthiş manevralar neticesinde Üsküdar’ı almasına pek sevinenler de vardı doğal olarak. Bunlardan biri de “Cübbeli” namıyla bilinen Ahmet Mahmut Ünlü idi. Cübbeli Hoca yaptığı paylaşımda bakın ne dedi:
-Üsküdar’ın Ak Parti’ye dönmesi biz milli Müslümanları feraha gark etti Allah-u Teala İstanbul’un iadesiyle sürurumuzu itmam eylesin. İstanbul’un kaybedilmesine sebep olanlara da müstahaklarını it’a eylesin Âmin!
Ne güzel değil mi? Üsküdar’a pek sevinmiş cübbeli efendi ama “illa İstanbul’u da isteriz” diye mesaj veriyor! İyi de nasıl olacak bu? Eh, Üsküdar için “üçlü sacayağını” sahneye süren zekâ bunun yolunu da bulur herhalde!
Şimdi diyeceksiniz ki, “başlığını niye eksik bıraktın?” yazının sonuna eklemek için tabi. Başlığın devamı şöyle
-Allem ettiler, kallem ettiler, Üsküdar’ı yediler!
Kandıra Kampüsü!
Önceki gün Kandıra Cezaevi’ne gittim…
Amiral Türker Ertürk’ün duruşması vardı. Aslında Bakırköy’de yapılıyordu duruşma ancak Türker Paşa salona getirilmeyecek, savunması “Segbis” yoluyla alınacaktı.
Paşa’nın avukatı Eda Lermi, beni ve değerli gazeteci dostum Mehmet Ali Güller’i de “yalnız bırakmayalım Paşa’yı” diyerek davet etmişti. Birlikte gittik.
Siz bakmayın benim “cezaevi” dediğime… Kocaman bir yerleşkeden söz ediyorum. İçinde yüksek güvenlikli olanı da var, yarı açık cezaevi de var! Türker Paşa’nın yattığı yerin adı tam olarak şöyle:
-Adalet Bakanlığı Kocaeli 1 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu...
Yüksek güvenlikli cinsinden! Hapishanenin tümü “Kampüs” olarak adlandırılıyor. Bunu okuyunca insanın aklına ister istemez “Üniversite” geliyor doğal olarak!
Gidince öğrendik ki, biz gazeteci fanilerin Türker Paşa’yı görebilme, savunmayı izleyebilme olasılığı sıfır! Ancak Paşa’nın avukatı sıfatıyla Eda Hanım izleyebiliyor…
İki gazeteci kaderimize boyun eğdik ve kampüsün bahçesinde bekledik Çok uzun sürmedi. Beklentilerin aksine Türker Paşa tahliye edilmedi. Duruşma 5 Ekim tarihine atıldı.
Peki, tahliye edilmeyişin gerekçesi neydi derseniz, çok tanıdık! Mahkeme şöyle karar verdi:
-Delillerin toplanmayışı, bu nedenle delilleri karartma ihtimali nedeniyle…
Deliller neydi peki? Biri 9 yıl, diğeri 3 yıl önce yapılan iki konuşmanın saniyelerle ölçülen video görüntüleri! Yıllar önce de piyasaya sürülen bu görüntüler o zaman işe yaramamış, ancak bu defa yaramış, “halkı kin ve nefrete tahrik” suçlamasına dönüşmüştü!
Aklıma takılan soru ise şu oldu:
-Türker Ertürk toplanmamış delillerle mi tutuklanmıştı?
Bu soruya yanıt veremedik maalesef…
İzmir’in ve vatanın kurtuluşu!
Bizim gazete 104 yıl önce güzel İzmir’in kurtuluşunu gayet veciz biçimde anlatmıştı dün…
-9 Eylül, Anadolu’yu paylaşabileceklerini sananlara verilen son cevaptır.
-9 Eylül, bir milletin esareti kabul etmeyeceğini bütün dünyaya ilan ettiği gündür.
-9 Eylül, yalnız bir şehrin kurtuluşu değil “BU VATAN BİZİM” mührünün vurulduğu gündür.
Kutlu olsun!