31 Ağustos 1924’te, 30 Ağustos Zaferi’nin ikinci yılında Büyük Devrimci, Dumlupınar’da yaptığı konuşmada bakın neler söylemişti...
Dumlupınar-Başkomutanlık Meydan Muharebesi 26 Ağustos 1922’de başladı…
İşgalcilere ve emperyalizme kesin şamarın indirildiği, dünyanın tüm mazlum milletlerine sevinç gözyaşları döktüren, Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya önüne çıkmasına neden olan zaferin kesin tarihi ise 30 Ağustos 1922! Yani ‘geçilemez’ denilen düşman hatları yalnızca beş gün içinde yerle bir edilmişti!
-Sonrası, 10 gün sonra İzmir’in kurtuluşu ve düşmanın kesin yenilgisi olarak geçti tarihin beyaz sayfalarına…
Dün daha detaylı anlatmıştım; bir yıl süren bir hazırlıktan sonra düşmanın kendisini en güçlü zannettiği bir anda vurulan ‘son darbe’, ‘emperyalizm yenilmez’ masalını yerle yeksan etmiş, dünyanın tüm mazlum milletlerine ışık olmuş, bağımsız, özgür Türk milletinin son yurdunu kurtarmıştı…
Şimdi sırada Mustafa Kemal’in yıllardır düşündüğü projeyi hayata geçirmesi, çağdaş bir Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya ülkeleri arasında onurlu yerini alması vardı!
Milli egemenlik öyle bir ışıktır ki…
31 Ağustos 1924’te, 30 Ağustos Zaferi’nin ikinci yılında Büyük Devrimci, Dumlupınar’da yaptığı konuşmada bakın neler söylemişti:
“Efendiler, bu büyük zaferin çeşitli unsurları üstünde en önemlisi ve en büyüğü, Türk Milleti’nin kayıtsız şartsız egemenliğini eline almış olmasıdır… Milletimizin uzun yüzyıllardan beri hanlar, hakanlar, sultanlar, halifeler elinde, onların yönetim ve baskısı altında ne kadar ezildiğini, onların sonu gelmeyen isteklerini sağlama yolunda ne kadar büyük felaketlere ve zararlara uğradığını düşünürsek, milletimizin egemenliğini eline almasının, bütün büyüklüğü ve önemi gözlerinizin önünde canlanır. Gerçi büyük zaferin ertesi gününe kadar İstanbul’da halife ve sultan adı altında bir şahıs ve onun işgal ettiği hilafet ve saltanat unvanı ile bir makam vardı. Fakat bu zaferden sonra millet o makamları ve o makam sahiplerini hak ettikleri sona ulaştırdı. Efendiler milli egemenlik öyle bir ışıktır ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerinde kurulmuş olan kurumlar, her yerde yıkılmaya mahkumdurlar. Avrupa’nın ortasından, ta doğunun diğer ucundaki binlerce senelik memleketlere bakacak olursak, Osmanlı İmparatorluğu’nun hak ettiği sonu daha güzel anlayabiliriz…”
‘Çürümüş gölge adamlar!’
Arkadaşlar, saraylarının içinde Türk’ten başka unsurlara dayanarak, düşmanlarla birleşerek, Anadolu’nun, Türklüğün karşısında yürüyen çürümüş gölge adamların Türk vatanından kovulması, düşmanın denize dökülmesinden daha kurtarıcı bir harekettir. Türk Milleti’nin atalarının kutsal emaneti olan bu topraklarda tam anlamıyla efendi olarak yaşaması; ancak o lüzumsuz ve manasız olmaktan başka, varlıkları tam zarar ve felaket olan makamların yok edilmesiyle mümkün olabilirdi…
Efendiler! Son sözlerimi özellikle Türk gençliğine yöneltmek istiyorum:
Gençler, cesaretimizi destekleyen ve devam ettiren sizsiniz. Siz almakta olduğunuz eğitim ve anlayış ile insanlığın yüksek karakterinin, vatan sevgisinin, düşünce özgürlüğünün en değerli örnekleri olacaksınız.
Ey yükselen nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz.”
Gerisi laftır! 102 yıl önce, Büyük Zafer’in ikinci yılında Büyük Devrimcinin söylediği yukarıdaki sözler, Cumhuriyetin, Türk Milleti’nin yürüyeceği yolu tüm çıplaklığı ve kesinliği ile çizmiştir…
Büyük Zaferin 104’üncü yılında tüm benliğim ile inanarak desteklediğim ‘günün sözü’ ile bitireyim:
-Milli bayramlarını kutlamayan milletler dini bayramlarını kutlayacak vatan bulamazlar!