"...... Nazım’ın bir işçi mahallesindeki ancak 90 metrekarelik evini ve Vera’yı anlatmak isterim sizlere!......."
Gelin bugün ülkemizin boğucu atmosferinden kurtulup güzel şeylerden bahsedelim!
Neredeyse çeyrek asır oldu…
Büyük devrimci şair Nazım Hikmet’in 100. doğum yıldönümü için Nazım Hikmet Vakfı öncülüğünde sanatçı, akademisyen ve gazetecilerden oluşan büyük bir grup Moskova’ya gitmiştik…
Yaşadıklarımızın, duygularımızın, hüzünlerimizin tümünü buraya sığdırmam olanaksız; ancak Nazım’ın bir işçi mahallesindeki ancak 90 metrekarelik evini ve Vera’yı anlatmak isterim sizlere!
Eski bir apartmandı… Sokak kapısındaki tabelada “Nazım Hikmet burada yaşadı” yazıyordu. 4. kattaki dairenin kapısını Vera açtı misafirlerine; Nazım’ın şiirlerinden tanıdığımız son büyük aşkı, sarı saçlarıyla, yılların yüzünde bıraktığı çizgilerle buyur etti bizleri…
Adım attığımız küçücük hol, büyük şairin 3 Haziran 1963 sabahı kalp ağrısıyla yığılıp kaldığı, sonsuzluğa karıştığı yerdi…
Vera, sevdiği adamın her şeyini, giysilerinden eserlerine, radyosundan iki daktilosuna, kendi yaptığı resimlerden, büyük ressamların armağan ettiği tablolara kadar ne varsa titizlikle korumuştu… Bunu Nazım’ın 10 metrekarelik çalışma odasını gördüğümde daha iyi anlayacaktım!
O odayı hiç unutmadım; bugün, çeyrek asır sonra bile tek tek anlatabilirim…
Boyu beş, bilemediniz altı adım, eni ise üç, dört adım bir çalışma odasıydı. Bir masa ve büyük bir pencereyle sonlanıyor, bir parka bakıyordu. Kestane ağaçlarıyla dolu bir parktı… Vera, daha sonra Nazım’ın o parka bakarak “Karlı Kayın Ormanı” şiirini yazdığını anlatacaktı!
Odanın girişinde sağdaki kütüphanede birçok dile çevrilmiş şiir kitapları duruyordu… Sol duvarda ise Pablo Picasso’nun armağan olarak gönderdiği resim ve eskizler vardı. Biri Picasso’nun içi yanarak yaptığı, NAZİ’lerin İspanya iç savaşında haritadan sildiği Guernico kentinin tablosunun minyatür karakalem eskiziydi sanki…
Sağ duvarda ise değerli dostu “sen mutluluğun resmini yapabilir misin?” diye seslendiği Abidin Dino’nun ve “Atların ressamı” olarak bilinen Avni Arbaş’ın tabloları süslüyordu…
Masasındaki “Erica” ve “Silverette” model iki daktiloyu okşadım usulca. Birinin üstündeki postitte hafızam beni yanıltmıyorsa yakın bir tarih ve şu satır vardı:
-Gabriel Garcia Marquez’e gidilecek…
Ne yazık ki gidememişti!

Büyük şaire yakışan bir muhteşem sergi!
Epey uzun bir girizgâh oldu!
Peki bu anımı niye anlattım? Yukarıda anlattığım hemen her şeyi siz de görebilir, aynı duyuları yaşayabilirsiniz diye!
Sevgili dostum, değerli gazeteci yazar Atilla Köprülüoğlu arayıp müjdeyi verdi; Büyük şairin tüm yaşamı gerçek giysileri, her türden eşyası, kendi yaptığı hapishane resimleri, Balaban’dan dünyanın ünlü ressamlarının tabloları, Vera’nın da eşyalarıyla birlikte İzmir’deki Kültürpark Atlas Pavyonunda sergilenmeye başlamıştı... Tümü orijinal olmak kaydıyla, radyosuna, daktilolarına, Piraye için Bursa Cezaevi’nde Piraye için yaptığı boncuklu takıya varıncaya kadar tümü gerçek olmak kaydıyla!
Sevgili arkadaşım gazeteci-yazar Ünal Ersözlü bir şair hassasiyetiyle bu projenin “fikir babalığını” yapmış, Nazım araştırmacısı Mim Melih Güneş sergi küratörlüğünü üstlenmiş, İzmir Büyükşehir Belediyesi hemen sahiplenmiş, Folkart da sponsorluğa gönülden katılınca da projenin adı ortaya çıkmıştı:
-Nazım Hikmet- Romantika- Bir Ömrün Seyrüseferi!
“İnanın çocuklar”
Üstelik bu güzelim serginin 15 Ocak 2027’ye dek kapılarını açık tutacağını, her gün 10.00-19.00 saatleri arasında gezilebileceğini de öğrenince daha çok sevindim.
Çünkü bu sergi yalnızca bir büyük şairin, devrimcinin yaşamını değil, etrafıyla, dostlarıyla, sevdikleriyle vatan hasretiyle bütünleşmiş, “soğuk savaş” yıllarının alışılmadık bir fotoğrafını sunuyor insanlara…
-Ve tabii, nereden nerelere sürüklendiğimizi, aydınlarımızı, sanatçılarımızı nasıl hoyratça harcadığımızı da yüzümüze vuruyor!
O dev adamın dizeleriyle bitireyim:
-Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler