Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, "Sayın Cumhurbaşkanımızın Donald Trump’ı arayarak bir diğer dostumuz olan Maduro’nun ülkesinde böyle bir saldırının yapılmasını kınadığımızı ve onaylamadığımızı iletmesi gerektiğini ifade ediyorum. İsrail’e karşı duruşu sebebiyle, Venezuela petrollerinin sömürülmesini engellemesi sebebiyle, emperyalizme geçit vermek istememesi sebebiyle Venezuela bugün emperyalist ve Siyonist Amerika tarafından cezalandırılıyor. Bu saldırının kınanacak bir saldırı olduğunu, asla onaylamamızın mümkün olmadığını bir kez daha ifade ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın da Donald Trump’ı arayarak bu saldırının durdurulmasını istediğini ifade etmesi gerektiğini belirtiyorum" dedi.
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Eskişehir Dost Dernekleri Federasyonu tarafından düzenlenen etkinlikte konuştu. Etkinliğe Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Siyasi İşler Başkanı Suat Kılıç, Eskişehir Dost Dernekler Federasyonu Genel Başkan Ayhan Arslan, Eskişehir Dost Dernekler Federasyonu Genel Başkan Vekili Cemil Nazlı, iş insanı Doğu ve Güneydoğu Konfederasyon Genel Başkanı Seyit Ateş ve Federasyon üyeleri katıldı.
Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntılara dikkat çeken Erbakan, bir hanede iki kişinin asgari ücretle çalışması durumunda dahi toplam gelirlerinin yoksulluk sınırının altında kaldığını söyledi. Erbakan, asgari ücretlinin, emeklinin, üreticinin ve küçük esnafın halinin perişan olduğunu ifade etti.
"Venezuela’ya yapılan saldırıyı kınıyoruz"
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, konuşmasında şunları söyledi:
"Merhum Erbakan Hocamızı anmışken kendisinin meşhur bir sözünü de anmak istiyorum. Ne diyordu? 'Domuzdan post, Amerika’dan dost olmaz.' diyordu. Bu Amerika, Amerikan yönetimi -çok affedersiniz- bir terbiye edilmemiş aygıra benzer. Her canı sıkıldığında bir yeri teper diyordu. Şimdi de İran’dan sonra Venezuela’ya kafayı takmış emperyalist, ırkçı, Siyonist Amerikan yönetimi, Venezuela’yı aklı sıra terbiye etmeye çalışıyor. Böyle bir noktada bu saldırıyı, bu Siyonist ve emperyalist saiklerle gerçekleştirilen saldırıyı en şiddetli şekilde kınıyoruz.
"Sayın Cumhurbaşkanımız saldırının durdurulmasını istemeli"
Erbakan Hocamızın o sözlerini bir kez daha hatırlıyorum. Diyordu ki; 'bu Amerika, kuvveti hak sebebi saydığı için, yani ben güçlüyüm öyleyse istediğimi yaparım anlayışına sahip olduğu için herkesi ezmekten çekinmiyor.' Bütün dünyanın jandarması gibi sömüremediği, söz geçiremediği, uslu çocuk olmayan ülkelere de bu bombaları yağdırmaya kalkıyor. Tabii bu noktada Sayın Cumhurbaşkanımızın da Donald Trump’ı arayarak bir diğer dostumuz olan Maduro’nun ülkesinde böyle bir saldırının yapılmasını kınadığımızı ve onaylamadığımızı iletmesi gerektiğini ifade ediyorum. İsrail’e karşı duruşu sebebiyle, Venezuela petrollerinin sömürülmesini engellemesi sebebiyle, emperyalizme geçit vermek istememesi sebebiyle Venezuela bugün emperyalist ve Siyonist Amerika tarafından cezalandırılıyor. Bu saldırının kınanacak bir saldırı olduğunu, asla onaylamamızın mümkün olmadığını bir kez daha ifade ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın da Donald Trump’ı arayarak bu saldırının durdurulmasını istediğini ifade etmesi gerektiğini belirtiyorum.
"En önemli sorun ekonomi"
Yapılan bütün anketlerde vatandaşın en önemli sorunu olarak ekonomik sorunlar karşımıza çıkıyor. Bir defa asgari ücret 22 bin liradan 28 bin liraya getirildi ve bugün açlık sınırı 30 bin liranın üzerinde. Dolayısıyla asgari ücretli milyonlar açlık sınırının altında bir maaşla yaşama mücadelesi veriyor. İki asgari ücret bir haneye girse 56 bin lira yapıyor. Yoksulluk sınırı 100 bin lira seviyesinde. Yani karı koca çalışıp da asgari ücret alsalar o hanenin geliri yoksulluk sınırının neredeyse yarısı kadar. Emekliler hepten perişan olmuş. Maaşları açlık sınırının yarısı kadar bir seviyede. Ve yine çiftçi, köylü yüksek girdi maliyetleri, düşük taban fiyatları, düşük süt fiyatları ve yeterli olmayan destekler sebebiyle maalesef perişan durumda. Küçük esnaf faizler, iş yeri kiraları, vergiler sigortalar bir de bunun üzerine alım gücünün sıfıra düştüğü piyasayı eklerseniz küçük esnaf da maalesef perişan durumda.
"Türkiye’nin yüzde 80’ini yoksulluk sınırının altında gelire sahip"
Bu tabloyla baktığınız zaman anketlerde neden ekonomik sıkıntıların birinci sorun olarak çıktığını çok iyi bir şekilde görüyorsunuz. Bu tabloya baktığınızda matematiksel olarak Türkiye’de halkın yüzde 45’i açlık sınırının altında gelire sahip. Yüzde 80’ini de yoksulluk sınırının altında gelire sahip. Böyle bir ülkeden bahsediyoruz. Bugün sosyal yardım alan hane sayısı 4 milyonun üzerine çıktı. 20 milyon insan yapar sosyal yardım alan. Şimdi bu teşhisi ve tespitleri yaptıktan sonra neden böyle oluyor onu da inşallah ifade edeceğim. İşsizlik almış başını gitmiş. İşsizler ordusu 10 milyonu aşmış. Ev genci 5 milyon olmuş. Ev genci ne demek; ne eğitimde ne işte. Yani hem okumuyor hem de çalışmıyor. Kahve köşelerinde, evde, internet üzerinde hayatını geçiriyor. Küçük Bir Avrupa ülkesinin nüfusu kadar insanımız ev genci haline gelmiş durumda. Çünkü borç faiz ekonomisi yüzünden millete imkan kalmıyor. Kaynaklar üç tane canavara gidiyor. Bir tanesi faiz canavarı. Bir tanesi kamudaki israf canavarı. Bir diğeri de imtiyazlı holdinglere haksız kaynak aktarılması. Bu üç canavara kaynaklar gittiği için millete imkan kalmıyor. İşte faiz 2026 yılında 2.74 trilyon lira faiz ödenecek. 2.74 trilyon lira faiz demek 60 milyar dolar demektir. Bir senede 60 milyar dolar. Her ay 5 milyar dolar faiz ödenecek.
"Faize ödenen para ile 750 bin konut yapılabilir"
2026 yılında faize ödenecek bu para ile neler yapılabilir bunu anlatayım ki, bu faize verilen paranın ne boyutta bir para olduğu anlaşabilsin. 750 bin adet üç artı bir daire yapılabiliyor bu parayla. 750 bin adet ve Türkiye’nin bir yıllık konut ihtiyacını karşılamanız mümkün. Para almadan ücretsiz olarak 750 bin konutu yapıp vatandaşa dağıtabilmeniz mümkündür bu faize verdiğiniz para ile. İstanbul’da üç artı bir olmak üzere 500 bin adet konut yapılabiliyor. Ve İstanbul’un depremle ilgili dönüşüm sürecinin üçte biri tamamlanmış oluyor sadece bu faize verdiğiniz parayla. Bu parayla imalat sanayide 63 bin adet orta ölçekli işletme kurulabiliyor ve bu 63 bin işletmede 1 milyon vatan evladı istihdam edilebiliyor. Bir senede faize verdiğiniz parayla Türkiye’nin konut ihtiyacını çözmeniz mümkün veya 1 milyon insana istihdam sağlamanız mümkün. Ama bunlar yapılmıyor. Para faize gidiyor. Neden? Çünkü israf var, çünkü imtiyazlı holdinglere kaynak aktarımı var. Kaynak üretmek diye bir şey yok. Böyle olunca bütçe açık veriyor. Bütçe açık verdiği sürece de borç alınıyor. Borç alındıkça da faiz ödeniyor. Dolayısıyla bu canavarların bu paraları yemesi sebebiyle bu hizmetler yapılamıyor. Bu sebeple asgari ücretli emekli çiftçi köylü küçük esnaf perişan oluyor.
"Türk’ü Kürt’ten ayırırsan ortada ne Türk kalır ne de Kürt kalır"
Erbakan hocamın Türk-Kürt kardeşliğine vurgu yaptı ve Türkiye’nin doğusu ve güney doğusundaki adaletsizliklerin, yatırım eksikliğinin, üvey muamelesinin ortadan kaldırılması gerektiğini ifade etti. Daha PKK kurulmamıştı. Arkasından doğu ve güneydoğu Anadolu bölgemize şunu söyledi; dedi ki, Türk’ü Kürt’ten ayırırsan ortada ne Türk kalır ne de Kürt kalır. Ama Türk ve Kürt bir olursa karşısında ne Amerika durabilir ne de İsrail durabilir. Meşhur Bingöl konuşması siyasi yasaklı hale geldi, hapis cezası aldı, beden ödedi. Kürt kardeşlerimizin hakkını savunmaya yönelik bir konuşmaydı. 90’ların Türkiye’sinde o konuşmayı yapmaya cesaret edecek başka birisi olamazdı. Sen ne mutlu Türküm diyene dersen, o da ben de Kürdüm, daha doğruyum, daha çalışkanım ne mutlu Kürdüm diyene der, diyordu. Bizi bir arada tutacak ve bizi huzura, barışa ulaştıracak olan İslam kardeşliğidir, ümmet kardeşliğidir diyordu. İşte bu anlayışla bizler de Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizi kucaklamaya geliyoruz."




