Gündem:
OLAYI KAPATMAYA ÇALIŞIYORLAR
OLAYI KAPATMAYA ÇALIŞIYORLAR

İşte Usta Gazeteci, Araştırmacı ve Yazar Soner Yalçın'ın, ODA TV ve Sözcü Gazetesinde yayımlanan 'Mektuplar' başlıklı o düşündürücü makalesi;


Mektuplar



Ahmet Davutoğlu susuyor.
Numan Kurtulmuş, “zırva tevil götürmez” dedi.
Tevil, yorumlamadır. Kimse, Numan Kurtulmuş’tan yorum istemiyor!
Ortada bir eylem var; ve onu yapıp yapmadığı soruluyor.
Eylem şu: Galat-ı Meşhur kitabımda yazdım.
Özetle dedim ki; 1979 yılında Davutoğlu ve Kurtulmuş Kazdağlar’da kampa gittiler. Kampta dini eğitim aldılar. Ellerinde silahlarla nöbet tuttular.
Numan Kurtulmuş “evet” ya da “hayır” demesi gerekirken, demagoji yaptı.
Çok iyi biliyorlar ki; tüm ayrıntıları bana kampta bulunan arkadaşları anlattı.
Bildikleri halde, kabaca olayı kapatmaya çalışıyorlar. Yalancılığı siyasetin dili haline getirdiler!
Bakınız…
İşadamı Murat Ülker’i tanıyorsunuz.
Galat-ı Meşhur kitabımda Murat Ülker’in kampa gittiğini yazmadım. Çadır ve bisküvi verdiğini yazdım.
Hoş bir mektup gönderdi:
“Yeni kitabınız, Galat-ı Meşhur için ‘adın geçiyor’ denince, acaba meşhurluğum hangi konuda diye meraklandım. Meğer çadır temini mevzuuyla kitabınızda yer almışım.
Sayın Numan Kurtulmuş o zamanki mahallemizden, Sayın Ahmet Davutoğlu liseden arkadaşım olur. Elbette pek çocukluk, gençlik hatıralarımız vardır. Fakat otağlı, çadırlı Kaz Dağları’nda kamp yapmak bu hatıralar arasında yoktur. Onlar gitmiş midir bilemem. Gittilerse kendi çadırlarıyla gitmişlerdir, benim kendilerine çadır tedarikim olmamıştır. Bizim bisküvilerden ise çokça yemiş olmalılar. 
Tanıdığımız herkese ikram ederiz ama satın almalarını da bekleriz. (…)
O genç yaşlarda herkes idealleri doğrultusunda zamanını ve mekanını değerlendirdi. Benim payıma düşen ise, babamın yanında işi öğrenmekti. Demem o ki, yaşıtlarım kendi meşreplerince memleketi, dünyayı kurtarırken, ben işimi kurtarma derdindeydim. Benim de payıma hayattan düşen buydu…”
İşte budur.
Bunu söylemek, yazmak çok mu zordur?
İnsan siyasetçi olunca geçmişini yok mu sayar?

Sabri Ülker’in mektubu

Ülker ailesinden aldığım ilk mektup değil.
“Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı, EFENDİ-2” kitabını okuyanlar bilir.
Kitabın 461. sayfasında rahmetli Sabri Ülker’in mektubu var.
1 Haziran 2006 tarihinde kitabı çıkardım.
Sabri Ülker, 17 Ağustos 2006 tarihinde mektup gönderdi.
Mektubu kitabın sonraki baskılarına koydum.
Diyordu ki:
“(…) Şahsım ve ailemle ilgili olarak açık bir isnat içermese de bulanıklık ve kuşku yaratma amaçlı olarak tanımlanacak bir tarzda kaleme aldığınız kitabınızda (…) belirtmek isterim ki, ailemizin Sabetaycılıkla ilgisi bulunmamıştır ve bulunmamaktadır.”
Sabri Ülker’in de belirttiği gibi, ailesiyle ilgili böyle bir iddiada bulunmadım.
Ama bu mektubunun peşini bırakmadım…
10 yıl sonra…
Galat-ı Meşhur kitabımın 
“Davutoğlu’nun Bilinmeyenleri” başlıklı bölümde, sınıf arkadaşı Davutoğlu ve Murat Ülker’in ailelerinin neden soyadlarını değiştirdiklerini yazdım.
Ve… Bu bölümde Sabri Ülker’in 2006 yılında bana gönderdiği mektuba, İsrail’de yaşayan Erroll Gelardin’in gönderdiği karşı mektupla yanıt verdim.
Gelardin şöyle diyordu:
“Kayınpederim Hayim Vitali Nahum’un anlattıklarını size anlatacağım. Kırım Tatarlarından gelen bir ailenin çocukları olan Berksanlar’ın büyük ağabeyleri Asım, Beşler’de işçi iken orada çalışan bir Musevi kızına aşık olmuş ve Vitali Bey’in araya girmesi ile bu iki fakir genç evlenmişler. Beşler’in işi bozulduğunda kendilerine geçim yolu arayan Vitali Bey’in arkadaşı Asım’a yaptığı teklif üzerine ‘Ülker Şekerleme’ diye bir işyeri kurmuşlar ve şekerleme işinin üstadı olan Rum asıllı Palasko adlı biri ile de anlaşmışlar. Böylece dört ortak olarak işe başlamışlar. Zamanla zenginleşmeye başladıklarında Palasko işten ayrılmış ve üç ortak olarak ve kolektif şirket halinde işe devam edilmiştir. İşler daha da iyileştiğinde Berksanlar soyadlarını Ülker’e çevirmişlerdir. Sabri Ülker Bey’in beyan ettiği gibi kendisi Ülker’i kurmamıştır. Ülker’i kuran Hayim Vitali Nahum ve Asım Ülker’dir. Sabri Bey’i, Asım Bey kardeşi olduğu için ortak yapmıştır. Sabri Bey, o sıralarda üniversite örgencisi idi. Hiçbir şekilde fabrika ile alakası yoktu. Ülker’i büyütebilmelerinin yegane sebebi Hayim Vitali Nahum’un kendi çevresinden faizle para bulmasından dolayıdır.”

Bu mektuba yanıt yok

Sabri Ülker rahmetli oldu; Erroll Gelardin’e yanıt veremez.
Fakat…
Murat Ülker, Galat-ı Meşhur’da Kazdağları’ndaki kampın anlatıldığı sayfalardan hemen sonra gelen bu mektuba neden yanıt vermedi? Bilemedim!
Bakınız…
Bunu yazmamın nedeni, etnik köken avcılığı filan değildir. Tarihsel olguları anlamaya, kavramaya çalışmaktır. Bilim, her konuda tartışmayı öneren, yasak, tabu, gizlilik kabul etmeyen bir düşünce yöntemidir. Gazetecilik de öyledir.
Sonuçta gerçek, insanlığın yararınadır.
“Efendi 1” ve “Efendi 2” kitaplarımda; Yahudi tarihinin en büyük mesih hareketinin Osmanlı topraklarında çıkmasına rağmen, bu konuda çalışmalar yapılmamasını sorguladım. Sordum; bu mesih hareketine katılıp Müslüman olanlar, bu topraklardaki tarikatları, cemaatleri ve itibarıyla dini nasıl etkilediler; değiştirdiler.Örnekler gösterdim.
Yoksa, kimsenin dini kökeniyle filan ilgili değilim.
Tüm dinlere saygılıyım. Keza, Yahudi ya da Sabetayist olmak eksiklik değildir.
Bu tartışmaları çok yaptık, daha da yaparız. Ancak bu yazının konusu bu değildir.
Demem o ki:
Keşke… Galat-ı Meşhur’da yer alan Erroll Gelardin’in mektubuna da açıklık getirseydi Murat Ülker.
Numan Kurtulmuş da şunu anlamalı ki; gerçeklerin üstünü kimse örtemez.

Soner Yalçın
SÖZCÜ Gazetesi


Haber Habere
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner80

banner87

İSTİSMARA JET İDDİANAME
Antalya'da, taşın üzerine yazarak yardım isteyen kız çocuğu A.K.'ye cinsel istismarda bulunan,...

Haberi Oku