Kusura bakmayın ama 162 sayfalık iddianamede tek bir somut delil ben bulamadım. Yanımda oturan değerli Avukat Salim Şen’e sordum, o da bulamamış!

Önceki gün Casusluk Davasının üçüncü duruşmasını izlemek üzere Silivri’deydim…

Gerçi, yeni adı “Marmara” ancak “Silivri” denilince insanın aklına iki şey geliyor:

-Hapishane ve içindeki mahkeme salonları!

Hele son bir tanesi var ki, devasa bir yargılama alanı… Ekrem İmamoğlu’nun casusluk davası savunmasında önceki gün değindiği gibi, İBB davasının görüldüğü bu yeni salona giderken yanınıza bir dürbün almanızda büyük yarar var! Çünkü arka sıralardaysanız mesela hâkimi görmeniz, sanıkları seçmeniz bile neredeyse imkânsız! Seslerini duymanız dahi büyük bir sorun teşkil ediyor, İmamoğlu’nun tanımlaması tam da böyleydi!

Davanın 4 sanığı var. Ekrem İmamoğlu, seçimlerde danışmanlığını ve organizasyonları düzenleyen Necati Özkan, gazeteci yazar Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün.

Önceki gün duruşma Ekrem İmamoğlu ile başladı. Aynı anda yukarıda sözünü ettiğim devasa salonda İBB davası devam ettiği, haliyle orada da olması gerektiği için üçüncü duruşmanın açılışını o yaptı…

Birazdan, gerçekten hukuk fakültelerinde okutulması gereken savunmalara değineceğim. Ancak, mahkeme esnasında adeta bir misafir gibi oturan savcının duruşmaya ara verilmeden önce yaptığı mütalaadan söz etmem gerek. Önce MİT’e sorulan ama yanıtı 4 aydır gelmeyen müzekkerenin akıbetinin sorulmasını talep etti! Sonra da “Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil bulunduğu” gerekçesiyle adli tedbirlerin yetersiz kalacağını belirterek sanıkların tutukluluk halinin devamını istedi.

-Bu arada sanıklar neredeyse bir yıldır tutuklu bulunuyor!

İddianamede tek bir somut delil yok!

Kusura bakmayın ama 162 sayfalık iddianamede tek bir somut delil ben bulamadım. Yanımda oturan değerli Avukat Salim Şen’e sordum, o da bulamamış!

Daha doğrusu, adı “Casusluk Davası” ancak kim yapmış, nasıl yapmış, kime yararı olmuş yanıtı yok! Haa pardon, bir şey var tabii:

-Araştırmada İstanbul nüfusunun demografik haritası çıkarılmış, diğer bölgelerden İstanbul’a göç edenlerin kentin hangi bölgelerinde yoğunlaştığı belirlenmiş. Sonra ne olmuş peki? Bu bilgiler İngiliz istihbaratına aktarılmış!

“Yok devenin pabucu” dediğinizi duyar gibiyim! Valla aynen böyle; zaten İmamoğlu ve ekibi bu yolla seçimi kazanıp İstanbul ve Türkiye’de güç sahibi olmaya çalışmış!

Bu ifadeleri yazan, kullanan savcılar zannımca ortada bir seçim bulunduğunu, İmamoğlu ve ekibinin bu seçimi kazanmak için çalışmalar yaptığını unutmuş!

-Casusluk dedikleri, açık kayıtlarda bulunan bilgileri analiz etmek, seçmenin eğilimlerini incelemekten başka bir şey değil!

İmamoğlu da savunmasında buna işaret etti zaten. “Casusluk faaliyeti var mı yok mu?” diye sorduktan sonra aynen şunları söyledi:

-Bu mahkeme bunu doğrudan Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) sordu. Bir değil iki kez sordu. Tam 4 aydır MİT’in iki basit soruya yanıt vermesini bekliyoruz!

Sorular gerçekten çok basitti:

-Bu sanıkların casusluk faaliyetinde bulunduklarına ilişkin MİT’in elinde bir tespit veya rapor var mı?

-Hüseyin Gün’e ait olduğu söylenen ve ibb.gov.tr’te ait olduğu söylenen veriler, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli, kalması gereken bilgilerden midir?

İşte bu iki soruya yanıt gelmediği için “delillerin toplanamamış olması” gerekçesiyle savcı tutukluluğun devamını talep edebiliyor!

-Bizim de beynimiz yanıyor!

Savunma değil manifesto!

Savunmalar esnasında duygusal anlar yaşandı doğal olarak…

Necati Özkan mesela, “Siz bana vatan haini diyorsunuz sayın iddia makamı. Halbuki ortada tuhaf, absürt, devlet ve yargı sistemi için utanç verici bir iddianame var” dedikten sonra şöyle konuştu:

-Bu hukuk değil, adalet değil. Sayın Savcı, “Tutukluluğun devamı” diyorsunuz. Bunu nasıl yapabiliyorsunuz? Hukuk insanlığı bu mu? Yazık, yapmayın bunu!

Merdan Yanardağ da “ortada ne bir gizli belge ne savcılığın ortaya koyduğu bir belge var. Bu iddianamede devlet sırrı nedir? Çocuk oyuncağı değil. İnsanları hürriyetinden alıkoymak açık bir suçtur” dedikten sonra şöyle konuştu:

-O savcıların suç diye ortaya sürdüğü şey siyasetin tanımıdır! Bizim hücrede boyun eğmemizi bekleyenler boşuna bekliyorlar. Biz biliyoruz neden tutuklu kaldığımızı ve neden yargılandığımızı… Bu dava çok açık bir biçimde siyasidir!

Sonuç: “tutuklulukların devamına”!

İnsan aklıyla alay eden bir iddianame ve ortada varlığı bile olmayan bir “casusluk” suçlaması ile dördüncü duruşmayı bekleyen bizler!