SORULU - CEVAPLI(SIZ!) YAZI DENEMESİ…

131’i devlet, 78’i vakıf olmak üzere 209 üniversitemiz var. Mezunları işsizken sınav barajı kaldırılıyor. 3 milyon gencimiz ne işte, ne eğitimde yer alıyor. Z kuşağı gençlerin yüzde 90’ı gelecek kaygısı yaşıyor. Yüzde 97’si politikacılara ve siyası partilere güvenmiyor. Yüzde 73’ü imkân bulursam başka bir ülkede yaşamak ve ülkemden gitmek istiyorum diyor. Bitmedi biter mi? Hekim göçü tüm hızıyla sürüyor. Gelir gidere yetmiyor. 10 milyon kadın evde ağır işçi olarak çalışıyor. Gerçek işsizlik yüzde 22.5. Derin sorunlarımıza karşılık kalıcı çözümler yok…

Sorularla ilerleyelim…

Sıralananlara ve sorunlara kısa sürede çare bulunur mu? Zor.

Bu konular acil koduyla masaya yatırılır mı? Hayır.

Yönetim kademesinin bu konular gündemlerinde mi? Değil.

Alenen ve resmen zengin toprakların yoksul insanları mıyız? Evet.

Buralara neden geldik, nasıl geldik sorusuna cevap aranması gerektiğini düşünenlerden biri olarak adımlar atıldı biz mi duymadık? Bilmem.

Tarihten ders alınmadan, ben yaptım oldu mantığıyla; Yapılanlar, yanlış atılan adımlar ve tutmayan hesaplarla ilgili tutarlı bir özeleştiri verilecek midir?  Sanmam.

Tarkan; “Bi suyun akışındayım/ Bi gidiyorum tersine/ Bi aram açık kaderle/ Gün doğmadan neler doğar bilirim!” dese de geççek mi? Ne dersiniz?

Tarkan’dan esinlenip Oğuz Atay’a uzanırsak; “Geçer elbet efendim. Bazısı teğet geçer, bazısı deler geçer, bazısı deşer geçer, bazısı parçalar geçer. Ama mutlaka geçer.” Son dizeye keşke desek mi?

Özellikle dış politikaya egemen olan kişiselleştirme, duygusal tepkiler verme, karşı tarafın iç işlerine sık sık müdahale etme, tabana hoş görünme, iç siyasete mesaj verme, deneyimli kadroları dışlama, partilileri dış görevlere ve önemli makamlara atama gibi taraflı adımların neden olduğu değerli yalnızlık(!) masaya yatırılacak mıdır? Sizce?

Ülkemizin kredi notunun Uganda seviyesine indirilerek Tanzanya ve Ruanda’yla aynı sınıfa konmasını yönetim katı nasıl karşıladı? Ortada.

Dünya demokrasi listesinde Bangladeş’in, Senegal’in, El Salvador’un, Sri Lanka’nın altında olmak bizi yönetenleri üzer mi? Niye üzsün ki?

Dünya eğitim kalitesi sıralamasında İran’ın, Pakistan’ın, gerisinde kalıp, Nikaragua ve Kamboçya’yla aynı seviyede olmak MEB’i ilgilendirir mi? Niçin ilgilendirsin?

Hukukun üstünlüğü sıralamasında Burkina Faso’nun, Kolombiya’nın, Guatemala’nın, Sudan’ın altında yer almak hukuk sistemimiz adına üzücü müdür? (Bu notları Sözcü yazarı yılmaz Özdil’den aldım. Ama karşılarına net bir yanıt bulamadım.)

Somutla sanalın birbirine karıştığı, geleneksel kodların hayatın her alanına hâkim olduğu, yıllardır eğitim sisteminin sınıfta kaldığı ülkemizde yönetim bir başarıya daha imza attı. O da şu 1 değil yarım net yapan herkes üniversiteye yerleşecek. Sanki gençlik işsiz değilmiş gibi, sanki üniversite mezun herkesin işi varmış gibi, sanki gençlerin yüzde 73’ü yurtdışına gitmenin yollarını aramıyormuş gibi 209 üniversitenin kapısı yeni genç işsizler yetiştirmek üzere ardına kadar açıldı.

Sorularla tartışalım…

Artık bunun adı Z kuşağına seçim yatırımımı olur? Boş kontenjanları doldurmak hamlesi mi olur? Özel üniversitelere kıyak mı olur? 3 milyona yakın adayın başvurusuyla ÖSYM’nin kasasına girecek paraya göz dikmek mi olur? Üniversite mezunu işsiz sayısı çığ gibi artarken, 800 bine yaklaşan üniversite mezunu işsizler ordusuna yenilerini katmak mı olur? İşsiz her 4 gençten 1’inin üniversite mezunu olduğunu unutmak mı olur? Diploma enflasyonunu artırmayı hedeflemek mi olur? Türkçe ve matematikten yarım net yapanın üniversiteye alınacağı gerçeğinin yarınlarımıza ne gibi etkilerinin olacağını yok saymak mı olur? Barajı kaldırarak sınavı formalite haline getirmekle amaçlanan adı baraj olsa da üniversiteleri değersizleştirmek mi olur? Bilemedim.

Bildiğim o ki! Bir eğitimci olarak bu düzenlemelerle çivisi çıkan sistemin iyice yerle bir olacağını acı acı düşünenlerdenim…