TUTSAKLIĞIN GERÇEK NEDENİ BU!..
Bütün işaretler aynı sonucu gösteriyordu…
Bir takım “FETÖ artıklarının” köşelerinde alenen hedef göstermesi, sosyal medyadaki paralı trollerin küfür ve hakaretleri olacakların habercisiydi… Mesela, sabaha karşı 04.30’da evinden alınan Barış Terkoğlu, saatler önce avukatlarına “Bir hazırlık var, sanırım beni alacaklar, sonra da tutuklayacaklar” demişti…
Tam da dediği gibi oldu; kapıyı ilk çalınışında açtı, “Geliyorum” dedi ve önce Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü, sorgulandı, tam bir gün sonra yine sabahın 04.00’ünde haberci arkadaşı Hülya Kılınç ile birlikte tutuklanarak Silivri zindanına gönderildi…
Sırada Barış Pehlivan vardı… O, savcılık tarafından ifadeye davet edildi; avukatı ile birlikte gitti, ifadesini verdi, tutuklanma istemi ile hakimin karşısına çıktı, tutuklandı ve Silivri zindanına gönderildi.
Murat Ağırel de savcılığa davet edildi, ifadesi alındı ve geç saatlerde “Adli kontrol” şartıyla serbest bırakıldı… Vakit geçirmeden Ankara’ya kitap fuarına gitti. Kitaplarını imzaladı ve yine karayoluyla İstanbul’a hareket etti… Yoldayken eski kayınvalidesi aradı; Polis, Murat’ı evde bulamayınca kadıncağızın evine gitmiş, gecenin bir vakti yüreğini ağzına getirmiş, gazetecinin nerede olduğunu sormuşlardı… Murat, duruma çok içerlemiş, “Yoldayım, geliyorum” diyebilmişti yalnızca… İstanbul’a ulaşınca doğru emniyete gitti, gözaltına alındı. Hakimin karşısına çıktı ve bir gün önce serbest bırakıldığı aynı dosyadan tutuklanarak Silivri zindanına gönderildi…
Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik ve Yazı işleri Müdürü Aydın Keser de aynı suçlamadan önce serbest bırakıldılar, savcı tarafından bir gün sonra yeniden ifadeye çağrıldılar ve tutuklandılar…
Tıpkı “Kırmızı Pazartesi” romanı gibi!
Tümü için yapılan suçlama aynıydı; Libya’da şehit olan MİT personeli ile ilgili yayın yapmak, kimliğini açığa vurmak…
Halbuki, olay çok önceden açığa vurulmuş hatta sosyal medyada fotoğrafı bile yayınlanmıştı… Buna rağmen örneğin OdaTV, şehidin soyadını bile vermemiş, ailesi ile ilgili en ufak bilgi dahi yazmamıştı…
Üstelik, avukatının açıklamasına göre, atfedilen suçlamaların hiçbirisi oluşmamıştı ve asla tutuklanmalarını gerektirmiyordu. Avukat Serkan Günel, bir de benzetme yaptı:
–Gabriel Garcia Marquez’in ünlü “Kırmızı Pazartesi” romanında, bir köyde herkesin işleneceğini bildiği bir cinayet göz göre göre işlenir. Benzer şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “OdaTV niçin soruşturulmuyor” sorusuyla başlayan süreçte arkadaşlarımız tutuklandı!
Hemen her çevreden yükselen “Basın özgürlüğü ayaklar altına alındı”, “Bu düpedüz sansür” çığlıkları da işe yaramadı tabii; yapılan “Tutukluluğa itirazlar” da anında reddedildi.
–İyi saatte olsunlar böyle istemişti de denilebilir!..
Peki, böylesine teamüllere aykırı, belirtilen suçun dahi oluşmadığı ortadayken, Barışlar ve Murat Ağırel niçin apar topar tutuklandı?..
–İşte, işin püf noktası da burada!..
Güç odaklarını “çıldırtan” gazeteciler!
Barışlarla başlayalım…
Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan, ideolojik olarak taban tabana zıt olduğu “Karşı mahallenin” kimi kalemleri tarafından dahi “Namuslu, mert, gazetecilikten başka hiçbir şey düşünmeyen” yetenekli kalemler olarak tanımlandı tutuklandıktan sonra…
9 yıl önce FETÖ’cü soysuzların “Tekerine çomak soktukları”, yaptıkları pislikleri çarçaf çarşaf yayınladıkları için bir kumpas davası ile tutuklanmışlar ve 19 ay Silivri zindanında tutsak kalmışlardı… Bu davanın ne büyük bir alçaklık olduğu geçen zaman içinde bütünüyle ortaya çıkmış, aklanmışlardı…
Yıllar içinde arka arkaya bu döneme ve sonrasına ait kitaplar yazmaya başladılar. Mesela WikiLeaks belgelerinden Türkiye ile ilgili kısımları büyük bir dikkatle tarayarak yazdıkları kitaptan nasıl bir pisliğin içinde boğulduğumuzu, Amerikalıların Türkiye üzerine oyunlarını, iktidarla ilişkilerini öğrendik…
Ardından “Mahrem” ve “Metastaz” kitapları geldi… FETÖ’nün iktidarla “Beraber yürüdük bu yollarda” yıllarını, komploları, Fetullah’ın ayağına Pensilvanya’ya gidip önünde “secdeye varanları” ülkeyi parsel parsel pazarlayanları okuduk…
İki Barış, çok kısa bir süre sonra yukarıdaki kitapların devamıyla karşımıza çıkacaklardı. Yayınevi ile konuştum, kitap “Son gözden geçirme” aşamasındaydı ve tabii bir de ad konulacaktı… “Ne olacak peki?” diye sordum… “Çıkacak tabii!” yanıtını aldım…
Murat Ağırel de arka arkaya gelen iki kitabıyla sarstı ortalığı; ilk kitabı “Şaki” devlet içindeki, belediyelerdeki, yolsuzlukları, yandaş işadamlarına, adına “gazete” demekten utandığım matbuata peşkeş çekilen milyarları, Sayıştay raporlarındaki kapı gibi belgelerle anlatıyordu! Daha yeni çıkardığı “Sarmal” isimli kitabında ise devletin içinde serpilip gelişen tarikatları, yedikleri herzeleri, yine belgeleriyle tarihin derinliklerinden çıkarıp önümüze sunuyordu. Bu kitaplar çeşitli çevreleri fena halde rahatsız etti!
İşte, bu gazetecilerin niçin zindanda olduğunun asıl nedeni!.. Ama boşuna; Barışlar da, Murat da, içeride de yazacak, dışarıya çıkacak yine yazacak, çürümüşlüğün, soysuzluğun fotoğrafını en belirgin şekilde önümüze koymayı sürdürecekler…
–Çünkü onlar, Uğur Mumcu’nun yolunda yürüyen gerçek gazeteciler…
https://twitter.com/umit_zileli