Bu ülkenin en bahtsız, en zavallı insanları kimlerdir diye sorsanız yanıtım hazır: –Çocuklar ve gençler!..

Fon kepazeliğiyle birlikte şunu da öğrendik: -Artık milyonlar konuşulmuyor, milyarlar, trilyonlar konuşuluyor!

Hem de bu iktidarın getirdiği “yeni para” ile… Maazallah bir de eski parayla olsa katrilyonları hesap etmeye çalışacaktık!

Eski Türkiye’de, 1970’lerde o zamana dek görülmemiş bir vurgunu Uğur Mumcu ile Altan Öymen birlikte ortaya çıkarmış, “Mobilya yolsuzluğu” adıyla kitabını bile yazmışlardı! Başrolde Demirel’in yeğeni Yahya Demirel vardı. Peki bu büyük vurgunun ederi neydi?

-20 milyon dolar!

Bugün bu para için “fındık fıstık parası” deniyor! Bir örnek vereyim; Merkez Bankası’nın şu andaki net rezervi nedir biliyor musunuz?

-48 milyar dolar!

Diğer bir deyişle, fon vurgununda uçan para Merkez Bankası’nı bile ezip geçmiş durumda, iyi mi?

Peki, bu “vahşi soygunun” bedeli ne olacak? Çok basit, yine bu yoksul, zavallı milletten tahsil edilecek!

Umarım yanılırım ancak hiç umudum yok… Biliyorum ki halkımızın da umudu yok ne yazık ki!

Bu ülkenin en bahtsız, en zavallı insanları kimlerdir diye sorsanız yanıtım hazır:

–Çocuklar ve gençler!..

Bu ülkenin en büyük potansiyeli hatta hazinesi olarak gösterilen genç nüfus, bırakın hayal etmeyi, düşünmekten bile çekiniyor, korkuyor!..

Toplumdaki eşitsizlik, ayrımcılık, ötekileştirme en çok onları vuruyor, yaralıyor, örseliyor… Tabii ki toplumun diğer kesimleri de, örneğin 60 yaş üstü milyonlarca yurttaş, erken emeklilikten yararlanamayan, sefalete düşen yığınlar, işçiler, asgari ücretliler, sağlıkçılar, esnaf, onlar da çilenin dik alasını çekiyor; toplumun neredeyse dörtte üçü koyu bir yoksulluğun pençesinde… Ancak çocukların çok önemli bir özelliği var:

–Onlar bizlerin, ülkenin geleceği ve ne yazık ki hayallerini bile yitirmiş haldeler!

Bu durum kader değildir!

Siz daha İstanbul’u, İzmir’i hatta denizi bile görmeyen milyonlarca çocuk olduğunu biliyor muydunuz?

Siz İstanbul’da yaşayıp henüz denizle tanışmayan yüz binlerce çocuk olduğunu biliyor musunuz peki?

–Bu çocukların nasıl hayali olsun?

Bu ülkede henüz oyuncakla oynaması gereken yüzbinlerce çocuğun çırak olarak çalıştırıldığını, hayatlarında oyuncak nedir bilmemiş bu çocuklara devletin, bırakın el uzatmayı bir de “çıraklık tarifesi” oluşturduğunu biliyor muydunuz?

İşte bu çocukların büyük bölümü ya okumaktan kopuyor ya da okumayı hatta üniversiteyi bitirmeyi başarabilse bile sonuçta “üniversiteli işsiz” sıfatını kazanmaktan başka bir yarar elde edemiyor!

“Hayal etmek” dedim; bugün, bu güzelim ülkede gençlerin tek hayali var; o da bu ülkeden çekip gitmek ne yazık ki! Bunu ben söylemiyorum, kamuoyu yoklamaları söylüyor… İşte ortak sonuç:

–Gençlerin yüzde 76’sı geçici olarak da olsa yurtdışında çalışmaya kesin olarak “Evet” yanıtı verirken, kalıcı olarak gitmek isteyenlerin oranı yüzde 64!

Bir çocuğun “Birilerinin çok utanması gereken” hayali!

Şimdi, yakın geçmişte içimi parçalayan bir başka örnekten söz edeceğim…

Bir ilkokulun 5. sınıf öğrencilerine Türkçe sınavında şöyle bir soru sorulmuştu:

En büyük hayaliniz nedir? Kısaca yazınız.

Çocukcağız da kısaca yazmıştı:

–Babamın parası olup tüm borcumuzu kapatması ve işi olması!

En fazla 11 yaşındaki bir çocuğun hayali bu; üzerindeki o ağır yükle iki satırlık “en büyük” hayalini gayet acıklı olarak anlatmıyor mu?.. Acıklı diyorsam, o çocuktan daha önce bu ülkeyi yönettiğini iddia edenler için söylüyorum!

Ancak bir ülke ilelebet perişanlığı, yoksulluğu, hayallerinin bile yok edilmesini yüklenemez…

Büyük bir kederle yazmıştım bu yazının bir bölümünü geçmişte… Çok daha beter günlere mahkûm edileceğimizi, on milyonların tarifsiz bir yoksulluk ve açlıkla sınanacağını, asgari ücretin bile çok altında bir ücretle adeta unutulmaya terk edileceklerini bilmiyordum doğal olarak! Bir öngörü ile bitireyim:

-O çocukların, gençlerin, yaşlıların, emekçilerin ahı fena vuracak bu yıkımın sorumlularını!