İktidar partisi, 2002’den bu yana, yaklaşık çeyrek asırdır bir türlü alamadığı İzmir’i şak diye kapıverdi! Nasıl oldu bu peki!

Epeydir gayet iyi bilinen, beklenen, yalnızca zamanlaması kestirilemeyen oldu…

-İzmir, asla “evet” demediği AKP’nin eline geçti!

İktidar partisi, 2002’den bu yana, yaklaşık çeyrek asırdır bir türlü alamadığı İzmir’i şak diye kapıverdi! Nasıl oldu bu peki!

-İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı doktorun eliyle tabii!

AKP, öylesine sevinmiş, öylesine keyiflenmişti ki, daha AKP’li Cumhurbaşkanı bu zatın rozetini takmadan önce bir videoyla duyurmuştu transfer bombasını! Videoda ne vardı peki?

-Önce devasa bir çöp dağı görünüyordu… Ardından o çöp dağı hızla çiçeklenmeye başlıyor ve sonunda ortada yalnızca çiçek dağı kalıyordu!

Fonda ne çalıyordu peki?

-İzmir Marşı!

Yeni Parti Lideri Özgür Özel dün Grup Toplantısında şu değerlendirmeyi yaptı:

-İzmir’e “gavur” diyenlerin, İzmir marşına merakı manidar!

Malum zat, rozetini taktıktan sonra ise Büyükşehir Belediye Meclis üyelerinin Whatsapp grubuna Duman Grubu’nun şu şarkısı gönderildi:

-Dönek!

Başkan pek alındı bu işe ve grubun ayarlarını yalnızca yöneticilerin kullanabileceği şekilde değiştirip tüm üyeleri dışarda bıraktı!

Şimdii, önce şu soruyu sormak lazım:

-Madem İzmir AKP’ye geçince böyle çiçek dağları oluşacaktı; kent halkı niçin bir kerecik bile olsa oylarını bu partiye vermemişti?

Öyle ya, İzmir halkı cahil değil, affedersiniz “saf” hiç değil, çiçekleri mi sevmiyor yoksa din bezirganlığından mı hazzetmiyor bilemedim…

-İzmirlilere sormak lazım!

Kıvraklığın dibi!

Gelelim CHP’den seçilip, AKP’ye kapağı atan zata…

Uzun zamandır bu şahsiyet için “geçiyor-geçmiyor” papatya falı hem partide hem kentte yaygın şekilde açılıyordu. Ancak, malum zat “asla” diyordu, “AKP’ye geçersem karım beni boşayacağını söyledi, annem seni evlatlıktan reddederim dedi” diyordu… “Bir de “ahlak” üzerine konuşmaları vardı ki, dinleyeni gözyaşlarına boğardı:

-Bir belediye başkanının göreve devam edeceğim ama partimi değiştiriyorum denilemez. Bunu çok ayıp buluyorum, etik dışı buluyorum. Ben böyle bir insan değilim, böyle bir şey asla yapmam. Olur da CHP ile ilişkilerimi koparmam gerekirse. Belediye Başkanlığımı bırakır, istifa ederim!

Dün AKP’li Cumhurbaşkanı’nın rozetini taktığı bu mümtaz şahsiyet, hemen ardından yaptığı konuşmada ne dedi peki? Buyurun, okuyun, feyz alın:

-AK Parti kimsesizlerin kimsesidir! Bu sözler Türkiye Cumhuriyeti’nin son 25 yılına damgasını vurmuş büyük liderimiz, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleridir…

Daha çok inciler var ama bu kadarı nereden nereye “devrildiğini” anlamak adına yeterlidir sanırım!

Hayatın tanıklığı!

Bu yazıyı zaten kalemime zor hâkim olarak yazıyorum…

Bu nedenle izninizle bu tür olaylar ve zevat için geçmişte birkaç anımsattığım bir yazımdan küçük bir bölüm alacağım. Umarım düşüncelerime ayna olur:

“Her hayat, yaşayanın tercihlerine, yaptığı seçimlere göre yaşanır… Bir sürüngen, bir parya gibi yaşamak da onurlu, başı dik yaşamak da seçimini teslim olmaktan yana yapmak da her şeye karşın direnmek de tamamen insanın elindedir…

-Hayat bu tercih ve seçimlere hiç karışmaz!

Hayat, her insanın değişik biçimlerde kullandığı ya da kullanıldığı bir süreçtir yalnızca… Korkaklığın, haysiyetsizliğin, gücün karşısında yaltaklanmanın, ruhuna varıncaya kadar her şeyini kiralamanın sonra da geçmişinden utanmanın, bu utancın yarattığı dayanılmaz hırs ve kompleksle herkesin aynı kirli hayata bulaşmasını istemenin, hayatın dayatması ile uzaktan yakından ilgisi yoktur!

Kirli bir yaşamın hayatla olan ilgisi, yaşadığı hayatı kirletenlerin, her türlü servete, her türden şöhrete karşın aslında çok yoksul, çok acınacak bir hayat sürmesidir… Ve ancak bu denli yoksul hayatlar, geçmişe, yaşanılan başka hayatlara, ardında ışıldayan bir isim bırakarak hayattan ayrılanlara, hiç bitmeyecek, hep çoğalacak öfkeler besleyebilir…

Hayat herkes için başlar ve biter… Aradaki boşluğu her insan kendi çapına, tıynetine göre doldurur…

Kimi, insanlık tarihine bir çentik atarak, ışıl ışıl gider…

Kimi ise, “kayıp bir hayat” olarak gider…

-Hayat yalnızca tanıktır!”