İşçisi, memuru, emeklisi, akademisyeni, öğrencisi, iş adamı, gazetecisi hatta siyasetçisi dahi kendi meşrebine göre bu cehennemden payını alıyor...

AKP’li Cumhurbaşkanı daha geçen gün aynen şöyle konuştu:

- İnşallah 2027 bütçesinde başımızın tacı olan emeklilerimizin durumunu biraz daha iyileştirecek mali imkânları oluşturuyoruz…

Demek ki, 2027’de “biraz” daha geçinemeyeceğiz! Ben söylemiyorum; iktidarın ekonomi uzmanları “sızdırıyor!” Zaten Cumhurbaşkanı da kurmayları da parasal olarak ne kadar zam geleceğini söylemiyor! Eldeki verilere göre ise gelecek zammın tarifi şöyle:

-Yüzde 10+ seyyanen refah payı!

Siz “seyyanen” yani eşit dediğime bakmayın; gazeteler, TV’ler 60 ile 65 yaş arasına da pek eşit davranılmayacağını bas bas bağırıyor!

Biliyor musunuz, bu cennet ülke, bu ülkenin insanı bu dünyada öteki dünyanın cehennemini yaşıyor!

Kaldırın kafanızı, etrafınıza bakın lütfen...

Saklandığınız, sindiğiniz kuytulardan, kendi kendinizi kuşattığınız “dehşet çemberinden”, adeta gönüllü girdiğiniz “korku tünelinden” çıkıp nerelere doğru götürüldüğünüzü görün... O müthiş özdeyişi anımsayın:

- Korkunun ecele faydası yok!

İşçisi, memuru, emeklisi, akademisyeni, öğrencisi, iş adamı, gazetecisi hatta siyasetçisi dahi kendi meşrebine göre bu cehennemden payını alıyor...

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yıllar içindeki gelir ve yaşam koşulları araştırmalarına bir bakın, gayet kolayca erişebilirsiniz. İktidarın emrinde olan bir kurum bile ülke insanının nasıl bir zavallılık içinde kıvrandığını saklayamıyor.

Korkunç bir beyin göçü!

Ne demiştim; herkes kendi cehennemini meşrebine göre yaşıyor!..

Bakın, her gün şu haberleri okuyoruz:

- On binlerce küçük, orta hatta büyük şirket iflas bayrağını çekmiş durumda, çok daha fazlası da sırada!

İş adamları, sanayiciler fabrikalarını ya kapatıyor ya satıyor ya da taşıyor... Nereye mi? Yunanistan’a, Romanya’ya, Bulgaristan’a, Mısır’a! Kimileri de Çin’e ya da kucak açan herhangi bir başka ülkeye!.. Bu aynı zamanda işsizliğin katlanarak artması sonucunu doğuruyor...

Biraz parası, malı, mülkü olanlar, çocuklarını bir an önce yurtdışına gönderme planı yapıyor. Bir bölümü ailece gitmenin yollarını arıyor, bulanlar ardına bakmadan gidiyor! Parası olmayanların yapacağı tek şey ise kendi cehennemini biraz daha katlanılabilir hale getirmek; onu da nasıl yapacaklarını bilemiyorlar, kölelik sistemi giderek yaygınlaşıyor! Ancak çok daha vahim, çok daha acıklı bir kaçış daha var:

- Beyin göçü!

Bu ülkeyi ileriye taşıyacak akademisyenler de başta doktorlar, ameliyat hemşireleri, seçkin sağlık çalışanları da öyle birer ikişer değil toplu halde başka ülkelere gitmenin yollarını arıyor... Öğrencilerin yüzde 80’e yakını fırsatını bulduğu anda çekip gitme hayali kuruyor! Terör soruşturmaları, darbe sonrası temizlik harekâtı, “fırsat bu fırsat” deyip tüm muhaliflerden kurtulma cingözlüğü derken Türkiye yüz yıla yaklaşan tarihinde rekor bir beyin göçüyle karşı karşıya!

Ben söylemiyorum, Avrupa Uluslararası Eğitim Derneği konferansında bir konuşma yapan Sarah Wilcox bu gerçeği yıllar önce yüzümüze tüm ağırlığı ile vurmuştu! Türkiye’den yüzlerce akademisyen kendilerini tehdit altında hissettikleri gerekçesiyle “Bilim İnsanı Kurtarma Fonu” adlı kuruma başvurarak Batı ülkelerine göç talebinde bulunmuştu:

- Bu sayı şimdilerde binlerle ölçülüyor!

New York merkezli yardım kurumunun yöneticisi, kurumun 95 yıllık tarihinde hiçbir ülkeden bu boyutta bir başvuru ile karşılaşılmadığını da eklemişti konuşmasına... En büyük Türk büyükleri ne kadar övünseler yeridir yani. Gidenler için söylediklerini de hatırlatayım:

- Giderlerse gitsinler, hainler!

Nasıl bir Türkiye isteniyor?

Gerçekten anlamıyorum, siz anlayabiliyor musunuz bilemiyorum...

Bu ülkeyi yönetenler ya da yönettiğini zannedenler nasıl bir Türkiye istiyorlar? Yoksa nasıl bir Türkiye yarattıklarının farkında bile değiller mi? Bu şekilde yoluna devam eden (aslında edemeyen) ülkenin sonunda varacağı yerin neresi olduğunu göremiyorlar mı, yoksa umurlarında değil mi, çözemiyorum?

Hiçbir şekilde müdahil olmaması gereken bir “mini dünya savaşına” boğazına dek batmakta olan, bırakın ülkenin refahını kendi insanını bile doyuramayan, üstüne milyonlarca mülteciyi besleyen, on binlerce şirketin art arda iflas ettiği, öğrencisinden akademisyenine ülkenin geleceğini inşa edecek pırıl pırıl beyinlerin yalnızca ülkeden kaçmaya odaklandığı bir ülkeyi yönetseniz ne olur, yönetmeseniz ne olur be muhterem zevat!

- Bu gidişle zaten yönetebileceğiniz bir ülke bile olmayacak!