Gündem:
CHP'li BATUM'dan YAZILI AÇIKLAMA
CHP'li BATUM'dan YAZILI AÇIKLAMA

Ekmel Bey'e neden imza vermedim

Süheyl Batum, Ekmeleddin İhsanoğlu’na neden imza vermediğini açıklarken şu ifadeleri kullandı:

“Neden mi imza vermedim? Çünkü Karar "demokratik" kurallar çerçevesinde alınmadı. Katılımcılık sağlanmadı. "Şeffaflık" ilkesinden uzaklaşıldı.”

İşte Süheyl Batum’un basın açıklaması:

1) Sayın Ekmeleddin İhsanoglu'nu kabul etmediğim gibi, imza vermeyi de uygun görmedim.

2) Bu arada, İmza vermeyen milletvekillerini partiyi ve oyları bölmekle, suçlama acizliğine düşenlerin ya da "disiplin suçu işlemiş olursunuz" diyenlerin bir bölümüne önem bile vermedim. İmza atmayan diğer arkadaşlarım da vermedi. Vermezler de!

Hele bize tek yol, tek çare gibi gösterdikleri yol tamamen yanlış ise. Üstelik bu yolu tek çare gösterenler bile, "ne yapalım oldu bir kere" ya da "elimiz mecbur, Genel Başkan öyle istiyor"dan başka mantıklı, kabul edilebilir tek gerekçe ileri sürememişlerse.

3) Suçlamalarda bulunanlardan bir bölümünün, “ama başka bir aday ya da CHP'li bir aday nasıl olur da, oyların çoğunluğunu alabilir, oyumuz yeter mi" sorusunu soranlara, CHP ailesinin içindeki iyi niyetli dostlar oldukları düşüncesiyle, şunu söylemek zorundayım; 

4) Bu seçim iki turlu değil miydi? Bunu unuttuk mu?  

İki turlu seçim bir tek ve ilk kez Türkiye'de mi uygulanıyor?  

Pekiyi iki turlu bir seçimde nasıl olurdu bu iş? Yapılabilecek olan, partilerin ayrı ayrı adaylarla birinci tura katılmaları olurdu. Ancak birinci turda belirlenen adayların ikinci turda diğer partilerin de destekleyebileceği isimler arasından seçilmesi sağlanırdı.  

Ve söz gelişi; çağdaş, laik demokratik değerleri benimseyen, Atatürk milliyetçisi, cumhuriyet kazanımlarını kollayan ve cumhurbaşkanlığı yeminine sadık kalacak bir başka aday için ön mutabakat sağlanabilir, aynı şekilde MHP tarafından önerilecek adayın da ikinci tura kalması halinde CHP tarafından desteklenebilecek bir aday olması istenebilirdi.

‘NEDEN İMZA VERMEDİM?’

Böylece katılım daha yüksek olmaz mıydı ? Hem ilk tura, hem de ikinci tura CHP seçmenlerinin koşa koşa, Cumhuriyet mitinglerine gider gibi şevkle, heyecanla gitmeleri sağlanmaz mıydı? 

Neden yapılmadı dersiniz? Acaba halka ve CHP seçmenine, seçenek sunmaktan korkuldu mu dersiniz? Ya da  Türkiye'yi dışarıdan yönetmeye hevesli "birileri", her daim ileri sürdükleri “iki buçuk partili sistem” doğrultusunda sadece üç aday çıksın istemiş olabilirler mi?

Bu açık ve net gerçeği hala anlamamış gibi davrananlara ve halen "ama partiyi bölmeyin" ya da "ama başka bir CHP'li ne kadar oy alacak ki" diye soranlara Allah selamet versin demekten başka diyeceğim de yok.

5) Neden mi imza vermedim? Çünkü Karar "demokratik" kurallar çerçevesinde alınmadı. Katılımcılık sağlanmadı. "Şeffaflık" ilkesinden uzaklaşıldı.

6) Birilerine, Parti Meclisi üyelerine, milletvekillerine, İl Başkanlarına, STK'lara, kanaat önderlerine, sanatçılara sorulur gibi yapılıp, hiç kimsenin önermediği bir ismi açıklamak, o sorulur gibi yapılan insanlara da büyük haksızlıktı. 

‘ADAY NEDEN SORUNLUYDU?’

Maalesef tarihimizin halk tarafından seçilecek ilk cumhurbaşkanı adayımızı, bizler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilleri televizyonlardan öğrenmemeliydik.

Atatürk'ün kurduğu, 90 yıllık CHP'mizin, Recep Tayyip Erdoğan'ın partisinden farklı olması gerekli değil miydi? Hatta zorunlu değil miydi?

7) Ayrıca aday da sorunluydu. Neden mi?

Türkiye Cumhuriyeti, özellikle bu bölgede o zamana kadar olmayan, pırıl pırıl parlayan bir model yaratmıştır; "demokratik, laik, sosyal, bağımsız bir Cumhuriyet" modeli.

İşte önemli olan, CHP, MHP ve diğer partilerin, bu "demokratik, laik Cumhuriyet modelini" temel alan bir kişiyi ortak aday olarak göstermeleri idi. 

Üstelik bu, diğer partiler için bir gereklilik olmayabilirdi, onların böyle bir yükümlülüğü olmayabilirdi. Ama bu modeli yaratan Atatürk'ün kurduğu parti olan Cumhuriyet Halk Partisi için, vazgeçilmesi mümkün olmayan bir yükümlülüktü, bir zorunluluktu. 

‘TESLİM OLDUK’

8) Oysa biz ne yaptık? 

"Bizler, Cumhuriyete sahip çıkan birini seçtiremeyiz. Gelin başka bir siyasal islamcıyı aday gösterelim. Ondan da bir laik, bir Cumhuriyetçi yaratırız. Parti disiplini bahanesiyle de kabul ettiririz" diye düşündük. 

Yani teslim olduk. Yani açıkçası, girdiğimiz kabın şeklini alacağım derken o kaba hapsoluverdik. Oysa hapsolmamamız gerekiyordu. 

9) Üstelik CHP, bağımsızlık ruhunun temsilcisidir. Laik ve demokratik cumhuriyetin kararlı savunucusudur. 

Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde oluşturulan ve dünyada başka örneği olmayan çağdaş Türkiye modelinin güvencesidir.  

Ve sosyal demokrat kimlikli bir parti olarak, CHP, Çoğulculuk ve katılımcılığı, özgürlük ve hukuk devleti kurallarına sahip çıkmayı, Azınlık haklarına saygıyı, eşitliği, adaleti, dayanışmayı, emeğin üstünlüğünü ve bütünlüğünü sahiplenir.

Siyasal İslamcıları ve siyasal İslam’ı değil.

10) Oturun ve bir düşünün! CHP ve onun inandığı ve koruduğu değerler, ilkeler algısı, belki toplumda gerekli bir algı da olabilir. Olamaz mı?

O algının içine gönüllü olarak girebilecek çok sayıda insan da olabilir.

‘ALIŞIRSINIZ ALIŞINCA SEVERSİNİZ’ Mİ DİYECEĞİZ?’ 

Ve o insanlar "Artık bize ihtiyacınız yok mu, bizi neden bu adaya oy vermeye mecbur bırakıyorsunuz" diye sorabilirler.

Eğer böyle sorarlarsa, onlara ne yanıt vereceğiz? Bizlere söylendiği gibi, "alışırsınız, alışınca seversiniz" mi diyeceğiz?  Ya da "aday bir kere belirlenmiş artık,  partiyi bölmeyin" diye tehdit mi edeceğiz? Ya da en kurnazcasını yapıp, "yoksa siz ulusalcı mısınız, başka partiler tarafından yönlendiriliyor musunuz" diye mi soracağız?

Unutmayalım ki, onları bir kez daha şaşırttık, kandırdık. Yaşamlarının ilk doğrudan Cumhurbaşkanlığı seçiminde, onları 3 aday arasında tercih yapma zorunluluğu ile karşı karşıya bıraktık. Siyasal İslam’ı, muhafazakar elitizmi temsil eden iki adaydan birine, ya da HDP'nin adayına oy verme zorunluluğu ile!

Onun dışındaki aday olasılığını ise, siyasal linç kampanyaları, "black jack'li ihraç tehditleri" ve bir de "karalama kampanyaları" ya da "partiyi bölmeyin" anlamsızlıkları ile ortadan kaldırarak.

11) Son olarak, Sayın Emine Ülker Tarhan'ı aday göstermemiz ise tamamı ile, bireysel  kararlarımızdı. Ve Anayasa'nın 101. Maddesindeki "aday gösterme" yetkimizi, hakkımızı sonuna kadar kullanmak hususundaki kararlılığımızın bir göstergesi idi.

Ayrıca toplumun seçeneksiz olmadığı vurgusunu yapmaktı. Katılımı güçlendirmekti. 

Herkese bir “çare " olabileceğini göstermekti. Ve herkes gördü. Toplum yeniden umutlandı. 

Ancak bu umut bazı kesimleri korkutmuş olmalı ki, bazı gazeteci ve siyasetçilerin katıldığı bir demokrasi tahammülsüzlüğünü de birlikte izledik.

12) Son olarak şunu söyleyeyim. Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu'nu belirleyen Sayın Genel Başkanımıza ve ona imza veren arkadaşlarımıza da hayırlı olsun dileklerimi  iletiyorum. 

Ama umarım bu bireysel tercihleri ve "muhafazakar kitle ile tarihsel uzlaşma istekleri", CHP tabanında kalıcı hasarlara yol açmaz. Ve ayrıca başka adaya tahammül edememek de, katılımın düşmesine ve rakibin ilk turda seçilmesine neden olmaz.


ODA TV
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner80

banner87

HÜSNÜ MAHALLİ'ye TAHLİYE KARARI
Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla tutuklanan gazeteci Hüsnü Mahalli hakkında hazırlanan iddianameyi...

Haberi Oku