Gündem:
NASIL YÜKSELDİLER, NASIL DÜŞTÜLER?
NASIL YÜKSELDİLER, NASIL DÜŞTÜLER?

Bugünlerin en şaşkınlık uyandıran konusu, elbette Star ve Akşam gazetelerinin yöneticilerinin beklenmedik şekilde kovulması. Mustafa Karaalioğlu, Yusuf Ziya Cömert, Mehmet Ocaktan gibi isimler, AKP döneminin parlayan yıldızlarıydı ve Erdoğan adına AKP medyası oluşturan kişilerdi. Hepsi de Yeni Şafak gazetesi menşeli, daha sonra TMSF’nin el koyduğu yayın organlarının başına getirildiler. Star ve Akşam gazetesi onların yönetiminde hükümeti destekleyen, dahası hükümet adına mücadele eden yayın organları haline dönüştü.

Her iki gazetenin de dişe dokunur satışları ve etkili yayıncılığı olmadı, en büyük görevleri AKP’nin yayın organı işlevini görmekti. Sanırım yayın yönetmenlerinin asıl görevleri de buydu. Ancak bir süredir bu anlamdaki görevlerini başarıyla götürmelerine rağmen, “kişisel varlıkları ve zaafları ayyuka çıktığı için” gazete içinde hoşnutsuzluk olduğu kadar, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da onlardan memnun olmadığı” konuşuluyordu.

KARAALİOĞLU, CÖMERT, KEKEÇ, OCAKTAN

Mustafa Karaalioğlu, 90’lı yıllarda Aksaray Laleli’de sektörel bir dergi çıkarıyor, gecekonduda oturuyor, geçimini zar zor temin ediyorken, Ankara’da çıkan Zaman gazetesinde çalışmaya başlayınca bugünkü konumuna gelen yolları açmaya başlamıştı. Zaman gazetesi Fethullah Gülen grubuna satıldıktan sonra, gazetenin o zamanki ekibin çoğu yeni kurulan Yeni Şafak gazetesine geçti. O ekibin içinde Mustafa Karaalioğlu da vardı. Uzun süre bu gazetede yöneticilikte yapan Karaalioğlu, TMSF’ye geçen Star gazetesinin yayın yönetmeni oldu. Daha sonra da Star grubunun başına geçti.

Kendisi ve Yusuf Ziya Cömert, Ahmet Kekeç, Mehmet Ocaktan gibi ekibi bu dönemde palazlandı. “Star gazetesinin çalışanları, unuttuğu eski dostları, harcadığı bazı arkadaşları” bu ekibin olağanüstü değişimini her ortamda konuştular. Kariye’de, Atpazarı’nda, Ağakapı’da filan her zaman gündem oldular.

“Karaalioğlu’nun Beykoz’da üç katlı villası vardı, sadece TRT’ye katıldığı programlardan ayda 70 bin lira alıyordu, promosyon parasını iç etmişlerdi, oğlunun sünnet törenine eski dostlardan kimse çağrılmamış genelde bakanlar, milletvekilleri davet edilmişti, Karaalioğlu yıllarca eleştirilen Ertuğrul Özkök’ü çoktan geçmişti” gibi özel-genel sohbetler-dedikodular birkaç senedir yapılıyordu.

Bir zamanlar Sadık Tekin adıyla radikal İslam romanları yazan Yusuf Ziya Cömert’in de Karaalioğlu’yla birlikte nasıl değiştiği, geliştiği de konuşuluyordu, Mehmet Ocaktan’ın şairlikten milletvekilliğine, oradan zengin bir yayın yönetmenliğe dönüşmesi de..

Bu ekibin içinde yer alan Ahmet Kekeç’ten de çok şikayeti olanlar vardı. Kekeç, o ekibe sırtını dayayarak çalışanlara zulmediyor, kaprisleriyle insanları canından bezdiriyordu. Eskiden beri tanıyanlar, onun çalıştığı her yerde bunu yaptığını dile getiriyorlardı. Vahdet gazetesinde A. Baki Koşar’ı, Milli Gazete’de Abdullah Özkan’ı ezmiş, herkesin içinde aşağılamış, hakaretler etmişti. Selam gazetesinde de, Akit’te de, Yeni Şafak’ta da çok insanın canına okumuştu ve daha enteresanı yıllarca birlikte çalıştığı ekiplerin, kişilerin aleyhinde yazılar yazmaktan çekinmemişti. Bir zamanlar yediği içtiği ayrı gitmeyen Ali Bulaç hakkında “Topaç”, aynı şekilde Mehmet Metiner hakkında da “MM” diye yazılar yazmıştı. Bir zamanlar çalıştığı İmza dergisinin sahibi aleyhinde yazdığı yazıda ise, “parmağı burnundan çıkmıyor, hap yapıyordu” gibi cümleler kurmuştu.

Bir dönem onunla aynı odada çalışan bir kadın yazar (o zamanlar sadece röportaj yaparmış) ile şimdi popüler bir internet sahibi genç ve hala Akit’te çalışan birinin anlattıkları genelde Kekeç’in zulümleri üzerineydi ve Kekeç’in çok ah aldığını söylüyorlardı.

Tabii bu sohbetlerde, dedikodularda ekip mensupları hakkında çok özel şeyler de dile getiriliyordu, aslında en çok gündeme gelen, üstelik isimler verilerek konuşulan konulardı ama adı üstünde “özel hayat” olduğu için bu konulara girmiyorum. Konuşanların, şikayetçi olanların, dertlenenlerin en çok şaşırdıkları, hayret ettikleri şey böyle bir ekibe, Erdoğan nasıl göz yumabiliyordu. Çünkü, çok kişi tarafından ekibin halleri Erdoğan’a ve çevresine ulaştırılmıştı.

Bu tarz sohbetleri dedikoduları yapanların arasında harcananlar, kuyruk acısı olanlar olsa da, çoğu hala onlarla birlikte çalışanlardı. Bunların kimisi yazardı, kimisi 24 Kanal’da muhabirdi, kimisi sayfa editörüydü, kimisi sayfa operatörüydü. “Kendileri üç beş kuruşa talim eder, bunları da zar zor alırlarken, onlar Karunlaşmışlardı.” Kariye’de bu konularda konuşanların en başında ise, kovulan yayın yönetmenlerinin arkasından “böyle olmamalıydı” diye tweet atan bir kadın yazar geliyordu.

NE YİĞİT BULUT’MUŞ BE!

Birkaç yıldır bu tarz şeyler konuşulmasına rağmen, bu ekibin böyle tasfiye edileceği kimsenin aklına gelmemişti. O yüzden herkesten çok, o ekibin çevresindekiler şaşkınlık içinde. Tabii, asıl şaşkınlığı ise “bu devran hep böyle gider” sanan ekibin mensupları yaşıyor. Çevresinden aldığım duyumlara göre de, Erdoğan’a hayli kırgınlarmış. “Bizi böyle herkese karşı rezil kepaze etmemeliydi” diyorlarmış. En zorlarına giden de, “Yiğit Bulut operasyonuna maruz kalmak” olmuş.

Hem kendileri, hem çevresindekiler, hem de hala o bünyede çalışmaya devam edenler, “Yiğit Bulut’un bu kadar güçlü olduğunu, Erdoğan üzerinde etkisi bulunduğunu” düşünmemişler, hatta o zamana kadar “Yiğit Bulut da kim oluyor?” tavrındaymışlar.

Yiğit Bulut, Yeni Şafak gazetesi Ankara temsilcisi Abdülkadir Selvi’yi eleştirince, bu gazetelerin ekibi ve bazı yazarları Yiğit Bulut’a hayli yüklenmişler, “sen kimsin, haddini bil” anlamına gelecek tweetler atmışlardı.

Şimdi kendileri de, çevresi de bu kovulmaların “Yiğit Bulut operasyonu” olduğunu kabul ediyorlar. Aslında Yiğit Bulut aracılığıyla, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendilerine operasyon yaptığını hissediyorlar.

Cumhurbaşkanlığında görevli bir arkadaşın, bir ortak dostumuza söylediği sözleri aktarayım.

“O arkadaşlar (ekip) ve kimi yazarlar fazla hoyrat davranmaya, Cumhurbaşkanımız adına sınırı aşan tavırlar sergilemeye başlamışlardı. Bu rahatsız edici bir durumdu. Zaman zaman konuşuluyordu. Haklarında söylenenler, dedikodular da pek iç açıcı değildi. Kimse kimseye bir güç adına haddini aşan bir tavır içinde olmamalı. Bunlar baş ağrıtıcı şeyler. Yine de bu görevden almaların Cumhurbaşkanımız tarafından yapıldığı iddiası doğru değil. Patronun tercihi olan bir durum. Cumhurbaşkanımız bu tarz işlerin içinde yer almaz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın müdahalesi olmadığı söyleniyor ama ekipten de rahatsızlık duyulduğu bir şekilde dile getiriliyor.

Bundan sonrası ne olur?

Operasyon sadece ekiple kalmayabilir, “rahatsızlık duyulan sınırı aşmış yazarlar” da “kişisel varlıkları ve zaafları abartılı” kişiler de benzer bir süreç yaşayabilir.

Belki kimi iddialara göre TMSF’nin el koyacağı yeni medya organlarına bu ekip monte edilir. Böyle bir düşünce varsa, neden alışılmamış biçimde kovulup kamuoyunda itibarsızlaştırılsınlar?

Belki, görev süreleri dolmuş, misyonları bitmiş emekli gazeteciler olarak hayatlarına devam ederler.

Belki Mustafa Karaalioğlu, sus payı olarak bürokraside kendine yer bulabilir. Ya da danışmanlık görevi verilebilir.

Tabii, bu operasyon iddia edildiği gibi Ethem Sancak operasyonuysa. Acaba Sancak, Erdoğan’a rağmen operasyon yapabilir mi?

Ama bu operasyon Erdoğan operasyonuysa ve yolsuzluk gibi iddialardan rahatsızlık duyulduysa, kovulan ekibin her biri hakkında hukuki işlemler bile yapılabilir..

Asiye Güldoğan


ODA TV
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner80

banner87

MARMARA'ya HORTUM, FIRTINA VE YAĞMUR UYARISI...
Meteoroloji 1. Bölge Müdürlüğü'nün internet sitesinde yer alan bilgiye göre İstanbul'da gün...

Haberi Oku